Abay Kunanbayev, 22 Ağustos 1845’te doğdu. Çağdaş Kazak edebiyatında Abay Kunanbayev’in yeri çok ayrıdır. Abay, İlk eğitimini özel hocalardan aldı. Daha sonra Semey’de medrese eğitimi gördü. Arap, Fars ve Rus edebiyatlarını yakından tanıdı. Ayrıca klâsik Osmanlı şâirlerine de vâkıf oldu. Kazakların hayatlarını tenkidî bir süzgeçten geçirerek lirik şiirler yazdı. O, Kazakları çağdaş bir eğitime yönlendiriyor, onları göçebe hayat düzenlerini bırakarak yeni meslekler edinmeleri konusunda teşvik ediyordu. Şiirleri halk tarafından Kazak bozkırlarında ezbere okunuyordu. Kunanbayev, fikirlerini daha çok düz yazılarla ifade etmekteydi. Kara Sözder “Halk Sözleri” adıyla bir kitapta toplanan nesirlerinin çoğu, 1890’lı yıllarda kaleme alınmıştır. Abay, günümüzde de, hemen hemen her Kazak tarafından bilinmekte, şiirleri her yerde söylenmekte ve fikirlerine çok önem verilmektedir.
Kazakların meşhur edebiyatçılarından Muhtar Avezov (1897-1961), 4 ciltlik büyük romanının adını Abay Jolı “Abay Yolu” koymuştur. Avezov, romanında Abay’ın Kazaklar için yapmak istediklerini, Kazakların gerçek medeniyete nasıl ulaşacaklarını anlatmaktadır. O, Abay’ın Kazakların yollarını aydınlatıcı bir rehber olduğunu herkese göstermiştir. Onun yolundan giden genç nesil, büyük Kazakistan’ı meydana getirecektir. Yani Kunanbayev, Kazaklar için, takip edilmesi gereken büyük bir fikir adamıdır.
Abay, 23 Temmuz 1904’de Cengizdağı sırtlarında Balaşakpak yaylasında vefat etti. Mezarı Semey vilayetine bağlı Abay ilçesindedir.
Mahabbatpen jaratkan adamzattı Sen de süy Allanı janan tetti Adamzattın berin süy bavrım dep Jane hak joli osı dep ediletti
“(Allah) insanı muhabbetle yarattığı için Sen de o Allah’ı canından tatlı sev İnsanların hepsini ‘kardeşim!”diye sev. ‘Hak yolu budur.’ diye (insanlararasında) adaleti gözet.”
sevgili arkadaslar falih rıfkı atalayın çankaya eserini ve kendisi hakkında bilgiler içeden bu mp3 bilgisayarınıza kaydederek dinleye bilirsiniz bu mp3 dinlediğiniz zaman falih rıfkı atalay hakkında bilmek istediğiniz bazı seyleri ögrenebileceksiniz ödevlerinizi daha kolay yapmanızı sağlayacak ve öğrenmenizi kolaylaştıracak herkese iyi dinlemeler. LÜTFEN KONU HAKKINDA YORUMLARINIZI YAZINIZ İNDİR
arkadaslar falih rıfkı atalayın zeytindağı eserini aşşadaki indir linkinden bilgisayarınıza indirin ve istediğiniz mp3 playerde dinleyebilirsiniz bu eserde falih rıfkı atayı tanıyacak ve onun zentindağı adlı kitabının özetini dinleyeceksiniz bu eser derslerinize kolaylaştıracagına eminim kolay gelsin. LÜTFEN KONU HAKKINDA YORUM YAPINIZ teşekkürler İNDİR
sevgili blog okuyucuları bu bolumde şevket süreyya aydemir in suyu arayan adam adı eserini sizlerle buluşturduk bu eseri dinlediğiniz zaman yazarımız hakkında bilgilere ve onun eseri hakkında bilgileri bulacaksınız bu size ödevlerinizi yapmanızda çok büyük kolaylıklar sağlayacakdır umarım kolay gelsin. LÜTFEN KONU HAKKINDA YORUMLARINIZI YAZINIZ teşekkürler İNDİR
10 Eylül'de İran'ın başkenti Tehran'da aralarında yazar, şair ve aydınların da bulunduğu Güney Azerbaycan Türklerinden yaklaşık 20 kişi, tanınmış siyasi mahpus Abbas Lisani'nin ailesinin de katıldığı...
bir iftar daveti düzenlediler. Ancak davetin düzenlendiği ev İran devleti gizli güvenlik merkezinin çalışanları tarafından basıldı ve hepsi saygın faaller olan misafirler (Yaşmak dergisinin baş yazarı şair Said Muganlı, Mehdi Naimi, Abbas Naimi, Ekrem Naccari, Rubab Azimi, Ferhad Koşaçaylı, Muhammed Abbaspur, Yusuf Huşyar, kapatılan folklor-edebiyat dergisi Dilmaç'ın sahibi Ali Rıza Sarrafi, Hasan Raşidi, Hasan Rahimi, Ekber Azad, Hüseyin Haydari, Şahnaz İbrahimzade ve Abbas Lisani'nin eşi Rukiyye Alizade Lisani ile 10-15 yaşlarındaki çocukları Atilla ve Oktay) tutuklandı.
Ertesi sabah saatlerinde Abbas Lisani'nin eşi ve çocukları serbest bırakıldı. Diğer tutukluların nerede, hangi koşullar altında tutulduğu ise şimdilik bilinmiyor. Haber Azerbaycan gazete ve radyolarında, Farsça haber sitelerinde ve Güney Azerbaycan yayın organlarında geniş yer buldu. Davetin sadece,Türklük mücadelesi için adaletsiz bir şekilde tutuklanan ve hakkında çok sayıda kampanya başlatılan Abbas Lisani'nin acılı ailesiyle dayanışma amacıyla düzenlenen sıradan bir iftar yemeği olduğu ve kanuna aykırı hiçbir eylemde bulunulmadığı belirtildi.
Nail Abbas Sayar, 21 Mart 1923 tarihinde Yozgat'ta doğdu. Liseyi, 1941 yılında Yozgat'ta bitirdi. Kısa süreli memurluktan sonra yedeksubay oldu. 1945'te İstanbul'da evlendi. Dört sömestr, Türkoloji öğrenimi yaptı.
1947'de İstanbul'da, onbeş günde bir çıkardığı gazeteyi, matbaa kurarak Yozgat'ta yayınlamaya devam etti. Yozgat’ta bir dönem de çiftçilik yaptı. Politikaya girdi, 1957'de politikadan uzaklaştı. Şiir yazmayı sürdürürken, roman yazmaya başladı. 1970 yılında Yılkı Atı romanıyla, ismini edebiyat dünyasına duyurdu. Yılkı Atı,TRT Roman Başarı Ödülünü (1971) kazandı. Bu romanın ardından gelen Çelo (1972) romanı, 1973 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü’nü, Can Şenliği (1974) romanı ise 1975 Madaralı Roman Ödülü’nü getirdi Sayar’a. Can Şenliği, TRT tarafından filme çekilmiştir.
Abbas Sayar’ın romanları ve hikayeleri, Orta Anadolu insanının hayatını anlatır. Abbas Sayar’ın hayatı, romanlarındaki hayatlara benzer, ya da o, romanlarını kendi hayatından aldığı ilhamla yazmıştır.
Abbas Sayar, 1989'da ikinci kez evlendi, Ayvalık'a yerleşti. Resim, şiir ve roman çalışmalarını, Ayvalık'ta sürdürdü. Ankara, Antalya, İzmir ve Ayvalık'a resim sergileri açtı. Ömrünün son yıllarını, Ayvalık’ta resim yaparak, roman ve şiir yazarak geçirdi. Ötüken Neşriyat’ın yeniden yayınladığı romanlar Yılkı Atı, Çelo, Can Şenliği, Yorganımı Sıkı Sar (öykü), Anılarda Yumak Yumak ve son kitaplarından biri olan Noktalar’ın kapağında yazarın kendi yaptığı resimler kullanılmıştır.
Ardında, derlenmeyi bekleyen pek çok şiir ve yazı bırakarak, 12 Ağustos 1999 tarihinde öldü. Mezarı, Yozgat'tadır.
ESERLERİ: Yazarın sekizi roman, altısı şiir kitabı olmak üzere on dört eseri var.
Yılkı Atı, Çelo, Can Şenliği, Dik Bayır, Yorganımı Sıkı Sar (hikaye), Tarlabaşı Salkım Saçak, Anılarda Yumak Yumak, El eli yur, el de yüzü, Boşluğa Takılan Ses (şiir), Noktalar (aforizmalar)...
Osmanlılar zamanında on sekizinci asırda yetişen, hekim, hattat ve astronomi alimlerinden. Kambur Vesim Efendi ve Derviş Abbas Tabib isimleriyle de bilinen Abbas Vesim Efendi, on yedinci yüzyılın sonlarında doğdu. 1760 (H. 1174) senesinde İstanbul'da vefat etti. Kabri Edirnekapı dışındaki kabristandadır.
Küçük yaşta ilim tahsiline başlayan Abbas Vesim Efendi, Bursalı Tabib-i Sultani Ali Efendi ile babası Ömer Şifai Efendiden tıp, Yanyalı Es'ad Efendiden hikmet ve Farsça, Ahmed Mısri'den astronomi ve astroloji, Katibzade Mehmed Refi Efendiden tıp ve ta'lik yazı, ayrıca Latince ve Fransızca öğrendi. Bazı İtalyanca tıp metinlerini Türkçeye tercüme ettirerek, Avrupa'daki gelişmeleri takib etti. Bir ara tahsil maksadıyla Hicaz, Şam ve Mısır'a gitti. Bir çok ilmi araştırmalarda bulunup tıb alanındaki bilgisini geliştirdi. İstanbul'a dönüşünde Sultan Selim Camii civarında eczahane ve muayenehane açtı. İstanbul'da kırk sene müddetle doktorluk yapıp, hem insanlara hizmet etti hem de tıb alanındaki bilgisini arttırdı. Aynı zamanda tasavvufa yönelip Nakşibendiyye yolu büyüklerinden Mehmed Emin Tokadi hazretlerinden tasavvuf bilgilerini öğrendi ve tatbik etti.
ESERLERİ Osmanlı tababetini (doktorluğunu) olgunluğa götürmekte büyük hizmeti olan Abbas Vesim Efendinin şahsi tecrübeleri ve verem hakkında en son keşiflere yakın araştırma ve incelemeleri vardır. Tıbbı iyice anlayabilmek için fizik, mekanik ve tecrübi kimyayı bilmenin gerekli olduğunu savunurdu. Bu konuda Tıbb-ı Cedid-i Kimyevi adlı bir eser yazdı. Ayrıca deontolojinin (tıp tarihi ve tıp ahlakı) gelişmesine ve uygulama şekline yön verdi. İbn-i Sina gibi eski tabiplerin eserlerinden ve kendi hocalarından öğrendiği bilgilerle, İstanbul'a gelen bazı batılı tabiplerin eserlerinden istifade ederek Düstur-ül-Vesim fi Tıbb-il-Cedid vel-Kadim adlı eserini yazdı. Doğu ve batı tıbbını karşılaştıran ve mükemmel bir külliyat olan bu eser tıb tarihimiz bakımından önemlidir. İki cild ve 2083 sayfadan ibaret olan bu eserin birinci bölümünde baştan sona kadar organ hastalıkları, ikinci bölümünde kadın ve çocuk hastalıkları, üçüncü bölümünde şişler ve ülserler, dördüncü bölümünde basit ve bileşik ilaçlar anlatılmaktadır. 1748 yılında yazdığı bu eserin üç nüshasından biri Bayezid, ikisi de Ragıp Paşa Kütüphanesindedir.
Abbas Vesim Efendinin ikinci önemli eseri Uluğ Bey Zici'nin Türkçe şerhi olan Nehc-ül-Büluğ fi Şerh-i Zic-i Uluğ'dur. Açık Türkçe ile yazılmış olan bu eser, bütün tatbikata ait misalleri, İstanbul arz (enlem) ve tulüne (boylam) göre tertib etmiştir. Eski Türk takvimini incelemiş ve metinde olmayan İbrani ve Rumi takvimlerini ilave etmiştir. Bir derecenin sinüsünü bulmakta, Uluğ Beyin tarif ettiği Gıyasüddin Cemşid'e ait usulü çok güzel izah etmiştir. Bu eserin yazma nüshaları Bayezid Kütüphanesi 4646 ve Kandilli Rasadhanesi Kütüphanesi 247/1 numarada kayıtlıdır. Ayrıca astronomi ile ilgili Risale-i Rü'yet-i Hilal adlı eseriyle şiirlerinin toplandığı Divan’ı ve Risalet-ül-Vefk adlı eseri yanında Macar Georgios'tan tercüme ettiği Vesilet-ül-Metalib fi İlm-it-Terakib adlı bir farmakoloji kitabı vardır.
1929 yılında İstanbul’da doğdu. İlköğrenimini gördükten sonra Galatasaray Lisesini bitirdi. Sonra bir müddet Hukuk Fakültesine devam etti. Yeni Sabah, Yeni İstanbul ve İstanbul Ekspres gibi çeşitli gazetelerde spor muhabiri, sayfa sekreteri ve yazı işleri müdürü olarak çalıştı. Ali Naci Karacan'ın çıkardığı Milliyet Gazetesinin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. Bir müddet sonra da genel yayın müdürü oldu. 1961 senesinden 1 Şubat 1979 tarihine kadar aynı gazetenin başyazarlığını da yürüten Abdi İpekçi, Türkiye Gazeteciler Sendikesi, Türkiye Basın Enstitüsü Başkanlığı, İstanbul Gazeteciler Cemiyeti ve Uluslararası Basın Enstitüsünün ikinci başkanlığı, Basın Şeref Divanı genel sekreterliği gibi vazifelerde bulundu. 1 Şubat 1979 gecesi İstanbul’daki evinin yakınlarında kimliği meçhul kişi ya da kişiler tarafından öldürüldü.
ESERLERİ: Abdi İpekçi’nin Afrika, İhtilalin İçyüzü, Dünyanın Dört Bucağından.
Edebi çalışmalarına 1917 inkılabından önce "Tercüman" gazetesinde başlayan Abdulla Latifzade (1891-1938), inkılabından sonra da çalışmalarına devam eder.
Uyanık fikirli, zeki, halkına ve milletine bağlı bir şair olan Latifzade inkılabın getirdiği yenilikleri tam olarak benimsemiş; şiirlerinde halkı taassuptan kurtaracak, medeniyet ve kültürlerini geliştirecek arzu ve düşüncelerini sade bir dille anlatmıştır.
Abdulla Latifzade'nin "Ömür", "Şaire", "Şairin Ruhu", "Közaydın", "Baar Türküsü", "Ahır Zaman Kuşu", "Hayırsız Tüş", "Mücde" gibi şiirleri Kırım edebiyatına konu ve şekil bakımından byük yenilikler getirmiştir. Sade bir dille yazdığı şiirleri okuyucuda derin bir tesir bırakır. Şair şiirlerini toplayarak 1928'de "Yeni Saz" ismindeki kitabında yayımlamıştır. Alfabe ve terminoloji komisyonlarında çalışan Latifzade, okullarda garp edebiyatı dersleri de vermiştir.
Abdulla Latifzade, Kırım kültürüne dil ve edebiyat konularında yazdığı makalelerle de hizmet etmiştir. Latifzade 1927'de yazdığı "Kırım Tatar Edebiyatının Kısa Obruzı" isimli makalesinde Umer İpçi, Mahmut Nedim, Cafer Gafar, Ziyaddin Cavtöbeli,Eşref Şemizade gibi şair ve ediplerin eserlerini de inceleyerek Kırım edebiyatının gelişmesini açıklamıştır. Birkaç sene oynanan "Ömer Baari" adlı piyesi yazan Abdulla Latifzade, Kırım dramatoloji sanatının gelişmesinde de önemli rol oynamıştır.Kırım edebiyatı ve kültürünün gelişmesinde çok hizmetleri olan Laifzade, 1938 yılındaki toplu sürgün ve idamlar sırasında bir çok Kırımlı yazar ve şair gibi yok edilmiştir.
Kırım Türkleri Edebiyatı Yrd.Doç.Dr. Zühal Yüksel kirimdernegi.org.tr
1949'da Kütahya'nın Emet ilçesinin Hacımahmut köyünde dünyaya geldi. İlkokulu Hacımahmut köyünde okudu. İmam Hatip Lisesi ve Yüksek İslâm Enstitüsü'nü İzmir'de okudu. Lise yıllarında Gurbet dergisinde yazıları yayınlandı. Tire ve İzmir'de öğretmenlikler yaptı. 1978'de yayınlanmaya başlayan Sızıntı dergisinde yazıları yayınlandı. Özel vakıf idareciliği ve eğitim hizmetlerinde bulundu. 1988 yılından bu yana gazetecilik yapmaktadır. İsmail Yediler, Hüseyin Bayram, Safvet Senih gibi müstear isimlerle kitaplar neşretti. Halen ZAMAN gazetesi Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı ve yazarıdır. Temiz bir Türkçe, net ve açık bir ifade, "sehl-i mümteni" vasfıyla nitelendirilebilecek cümleler; Abdullah Aymaz'ın Türkçesinin belirgin karakterlerini teşkil eder.
ESERLERİ: 1- Yaratılış ve Kader, 2- Peygamberler, 3- Kaderin ilmi isbatı, 4- Ölüm ve Diriliş, 5- Kur'an ve İlimler, 6- Zeka Tomrukları, 7- Hep taze mucize, 8- İbadetlerin Getirdikleri, 9- Ruhlar ve Ötesi, 10- Şüpheler üzerine, 11- Sen Yusuf musun?, 12- Kelimeler Armonisi, 13- Hadislerin Işığında Hadiseler, 14- Onlar Yıldız Gibiydiler, 15- Duyduklarım, Gördüklerim, 16- Hatıralar Işığında, 17- Mercan Mağaraları, 18- Gaybın Haberleri, 19- Hikmet,20- Dışa Yansıyan İç Dünyamız (1-2), 21- Miraç Şehsuvarı, 22- Hücre Devleti.
Osmanlı Devletinin son devirlerinde yaşamış siyaset adamı ve yazar. Jön Türkler hareketlerini başlatanlardan ve İttihad ve Terakki Cemiyetinin kurucularından. Babası Diyarbekir Birinci Tabur Katibi Ömer Vasfi Efendi olup, 9 Eylül 1869'da Arapkir'de doğdu. 1932'de İstanbul'da öldü. İlk tahsilini Arapkir'de ve Hozat'ta yaptıktan sonra Mamüretü'l-Aziz (Elazığ) Askeri Rüşdiyesini bitirdi. Kuleli Askeri Tıbbiye İdadisinden de mezun olduktan sonra Mekteb-i Tıbbiyeye girdi. Biyolojik materyalist fikirlerin tesirinde kaldı. Dinin insan üzerindeki fonksiyonlarını inkar eden ve her şeyi madde ile açıklamaya çalışan materyalist görüşlere yer veren bazı eserler yazdı.
Talebeyken 1889'da tıbbiyeli arkadaşları ile sonradan İttihad ve Terakki Cemiyeti adını alacak olan İttihad-ı Osmani adlı gizli cemiyeti kurdu. Siyasi faaliyetleri sebebiyle birçok defa tutuklandı. 1894'te Mekteb-i Tıbbiyeden mezun oldu. Haydarpaşa Hastahanesinde vazife aldı. Geçici olarak Diyarbakır'a vazifeli gönderildi. Orada İttihad-ı Osmani Cemiyetine Ziya Gökalp gibi pekçok kimseyi üye kaydetti. İstanbul'a döndükten sonra siyasi faaliyetlere devam ettiği ve devlete karşı olan faaliyetleri sebebiyle arkadaşlarıyla birlikte tutuklandı. 1896'da Bakanlar Kurulu kararıyla Trablusgarb'a sürüldü. Burada da siyasi faaliyetlere devam etti.
Mizan ve Meşveret adlı dergilere imzasız ve "Bir Kürt" takma adıyla yazılar gönderdi. Fizan'a sürüldü ise de oradan Tunus'a kaçtı. Paris'e geçerek Osmanlı Devletini yıkmak için faaliyet gösteren Jön Türklere katıldı. 1897'de Cenevre'ye giderek İttihad ve Terakki Cemiyetinin merkez komitesinde yer aldı. Çeşitli gazete ve dergilerde takma adıyla yazılar yazdı. 1899'da Viyana sefareti tabipliğine tayin edildi. 1903'te tekrar Cenevre'ye giderek bir matbaa kurdu ve İctihad Mecmuası'nı çıkarmaya başladı. 1904'te Osmanlı İttihad ve İnkılap Cemiyetinin kurucuları arasında yer aldı. Çeşitli gazete ve dergilerde yazdığı yazılarda Sultan İkinci Abdülhamid Han ve diğer hükumet erkanı hakkında çirkin ifadeler kullandı. 20 Ekim 1904’te İsviçre'den sınır dışı edilince, İctihad Dergisi ve kütüphanesini Mısır'a naklederek bölücü ve yıkıcı faaliyetlerine devam etti. Şura-yı Osmani Cemiyetinin idaresinde vazife aldı. Bu sırada İslam düşmanı ve müsteşrik Dozy'nin eseri Essai Sur l'histoire de l'İslamisme adlı kitabını Tarih-i İslamiyet adıyla tercüme etti. Bu kitapta Peygamberimize karşı saygısız ifadeler kullandığı için dindar insanların samimi duygularını rencide etti. Bu yüzden pekçok kimse tarafından, kendi yanlış fikirlerinden başkasını kabul etmeyen, Allah düşmanı manasında "Adüvvullah Cevdet" diye anıldı. Bozuk fikirlerine zamanın hakiki alimleri tarafından cevaplar verildi.
İkinci Meşrutiyetin ilanından ve İkinci Abdülhamid Hanın tahttan indirilmesinden sonra 1910 senesi sonlarında İstanbul'a dönen Abdullah Cevdet, İttihad ve Terakki ileri gelenleriyle arası açık olduğundan Cağaloğlu'nda İctihad Evi adını verdiği binaya yerleşerek İctihad Dergisini çıkarmaya devam etti. Aynı sene içinde kurulan Osmanlı Demokrat Fırkasının ikinci başkanı oldu. Bu fırka, Hürriyet ve İtilaf Fırkasıyla birleşince de, siyasi faaliyetlerini Kürt Teali Cemiyetine girerek devam ettirdi. Çıkardığı İctihad Dergisi, din ve devlet aleyhinde yazılar yazdığı için birçok defa kapatıldı. Bir ara İsviçre'ye giderek Osmanlı Devleti aleyhinde çalışan muhaliflere katılmak istediyse de isteği İsviçre hükumeti tarafından reddedildi. Daha sonra İttihadcıların desteğiyle çıkan Hak Gazetesinin yazarlarından oldu. Birinci Dünya Harbinden sonra yeniden siyaset ve yayın faaliyetlerine başladı. 1 Kasım 1918'den itibaren İctihad Dergisini yeniden çıkardı. Tekrar İttihadcıların aleyhinde yazılar yazdı. İngiliz Muhibler Cemiyetini kurdu. Ayrıca İngilizlerle işbirliği yapan Kürdistan Teali Cemiyetinde de önemli roller aldı. İctihad Mecmuasıında dini tezyif edici yazılar neşr etmeye devam etti. Bir ara Sıhhıye Müdürü olduysa da bu vazifeden alındı. 25 Mayıs 1920'de bu vazifeye yeniden tayin edildi. Fakat yedi ay sonra tekrar alındı. Yeniden neşr etmeye başladığı İctihad Dergisinin 1 Mart 1922 tarihli 144. sayısında Bahailiğin yeni bir din olarak kabul edilmesini tavsiye etti. İstiklal Harbinden sonra İctihad Dergisinde yeni idareyi öven yazılar yazarak nüfuz kazanmak istedi. Bu mecmuada Türkiye'nin nüfus politikasıyla ilgili olarak; "Neslimizi ıslah etmek, kuvvetlendirmek için Avrupa'dan ve Amerika'dan damızlık erkek getirmek gerekir." şeklindeki iddiasının yer aldığı bir yazıyı kendi imzasıyla yayınladı. Bu yazısı bütün yurtta büyük ve derin bir nefrete sebep oldu. Ömrünün sonuna doğru tamamen yalnız kalan Abdullah Cevdet 29 Kasım 1932'de öldü.
Abdullah ÖZKAN, Gazeteci-Yazar.1974 yılında Yozgat’ ta doğdu. İlk öğrenimini Kayseri’de, Orta öğrenimini Adana’da tamamladı. Yaklaşık iki yıl süreyle haftalık Vahdet Gazetesi’nin Dış Haberler Servisi Sorumluluğu' nu yürüttü. Çeşitli gazete ve dergilerde yazılar yazdı. Amerikan gizli istihbarat örgütü CIA’yı konu alan ?Sam Amca’ nın Çocukları’ isimli eseri daha çok genç yaşta olmasına rağmen Emre yayınları tarafından yayınlandıktan sonra ismi sıkça konuşulur oldu ve bu eseri dönemin gazete ve köşe yazarları tarafından sık sık kullanılmaya başlandı. Kitabı yayınlandıktan sonra Özkan, İstanbul Üniversitesi Basın-Yayın Yüksek Okulu Halkla İlişkiler Bölümü’nü bitirdi. Halen Milli Gazetede yazılarına devam etmektedir.
Emre Yayınları'nda Çıkan Eserleri : 1- Sam Amcanın Çocukları 2- Cezayir 3- Türkiye' deki Amerika
1949 Haruniye (daha önce Adanaya bağlı iken bu gün Osmaniyeye bağlı bir ilçe ve yeni adı: Düziçi) de doğdu. Annesinin adı: Fatma Pakize (Aksay), Baba adı Ali; 1 Aralık 1975 de Ankara'da, Asiye (Turgut) la evlendi. Çocukları Ali Osman(1976), Ahmet Taha(1981), Fatma Zehra(1983), Ahsen Büşra(1993).
Öğrenimi: 1969 da Konya İmam-Hatip okulundan mezun oldu, Güzel Sanatlar Akademisine girmek için resim dersleri aldı. Ancak İstanbu Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Arap ve Fars Filolojisine girdi ve bu arada ikiyıl okuduktan sonra İstanbul Ticari İlimler Akademisi Gazetecilik Halkla İlişkiler Yüksek Okuluna kaydoldu ve 1980 de bu okuldan mezun oldu.
Çalışma ve Yazı hayatı 1964 yılında kısa süreli "Düziçinde Kasırga" isimli bir kartela gazete çıkarttı. 1969 da, D.S.İ. 6. Bölge Müdürlüğünde Arazi Elektirifikasyonu Kontrolü olarak çalışma hayatına başladı, 1971 judo antrenörü oldu, 1972 kurucu Fetih Yayınevini ve Hertür Yayın Dağıtım Şirketini kurdu, 1973 Yeni Sanat Dergisi Yayın Kurulunda yer aldı. Aynı yıl MTTB Sinema Kulübü üyesi oldu. Ardından, Burak Filim Kurucu Ortakları arasında yer aldı ve Milli Sinema Tartışmalarına Katıldı. 1977 Adım Dergisi Genel Yayın Müdürü, 1988-1990 Dış Politika Dergisi Yayın Yönetmeni, 1972-1993 Milli Gazete yazarı, 1978-93 Bazın Hicret Dergisi Genel Yayın Müdürü, Seriyye Dergisi sorumlu Yazı İşleri Midürü, 1994 Cıngar Mizah dergisinde yazar. 1993 den itibaren Akit gazetesi, 1990 dan itibaren haftalık Cuma Dergisi nde yazar, 1996-1997 Haftalık Selam Gazetesi, 1996 günlük Yeni Şafak Gazetesi, Aylık Görüş (Almanya), Aylık Pir (Almanya) dergisi, Gazete Gazetesi (Avusturalya) yazar.
TV Programları: 1993-94 Kanal 7 Ateşten gömlek, 1994-95 Kanal D Haber Yorum, 1994 Kanal 6 Haber Tartışma Programı 2x2, Kanal 6 Haber Tartışma Programı Analiz, 1995-96 Beyin Fırtınası Haber Tartışma Programı, 1995-1997 NTV Haber Programı Tartışa Tartışa, 1998 Teha ya aid, 105 yerel ve bölgesel TV den oluşan Networkde yayınlanan IQ isimli program.
Ödülleri: 1996 Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Hoşgörü Ödülü, 1997 Kombassan Hoşgörü Ödülü, 1998Human Right Watch Helman Hamlet Uluslar Arası İnsan Hakları Ödülü. Ayrıca bir çok kuruluştan şükran plaketi ve belgesi... Askerlik: 58. Er Eğitim Tugayı Kısa Dönem 1981 Burdur Hobi: Resim yapmak ve Metapisişik konular. İlk resim sergisi 1998-İstanbul
Üyelikler: Düziçi Milliyetçi Gençler Derneği kurucu üye 1964-1965,Mazlum-Der İnsan Hakları Ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği, TGC Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Basın Konseyi, Dış Basın Derneği, KUDÜS Derneği, Kurucu üye 1997, 1996 TÜREV Türkiye Engelliler Vakfı 2. Başkanı, Acıbadem Faikbey Camii Yaptırma, Yaşatma, Kültür, Sanat, Çevre Derneği Üyesi.
Danışmanlıkları ve Yönetim Kurulu Üyelikleri: 1978-1980 MSP Genel Merkezinde danışman, 1978-1980 MİLA Milli Haber Ajansı Genel Müdürü, 1989-1990 İslami Çevre Hareketi Maltepe Çevre Kültürü Gurubu Üyesi, 1989-91 Panel Dergisi Yayın Yönetmeni, 1990, 1992 Yeni Zemin Dergisi Yayın Kurulu Üyesi, Mazlum-Der, İnsan Hakları Ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği Genel Başkan Yardımcısı, 1997 Kudüs ve Filistin Halkıyla Dayanışma Derneği Kurucu üye, 1991 Risale, Emre, Esra, İşaret Yayınevlerinde Yayın Danışmanlığı, 1994Teha Telif Hakları Ajansı Yönetim Kurulu Üyesi, 1996Spag Stratejik Planlama Araştırma Geliştirme AŞ, 1998 Seha Sanayi ve Ticaret AŞ Yönetim Kurulu Üyesi, 1997 Müsiad Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği Basın Danışmanı, 1994, 1995-96 İhlas Finans İstişare Kurulu Üyesi, Türkiyede Kim Kimdir (Who is Who in Turkey) Biyografi Asiklopedisi Seçiciler Kurulu üyesi 1995
Bu güne kadar on binin üzerinde makale, 40'a yakın kitap, 2500 e yakın konferans ve 20 yağlıboya tablo...
ESERLERİ
Cumhuriyet'in Şeref Kitabı Abdurrahman Dilipak İşaret Yayınları / Belgelerle Yakın Tarih Dizisi
HAKKINDA YAZILANLAR
İslamcı ressam kapış kapış Arzu AKBAŞ Hürriyet 7 Mayıs 2001
Eskidji Müzayede Evi'nde özel bir koleksiyon, dün satışa sunuldu. Bu koleksiyonda, Faruk Cimok, Metin Akarslan, Edis Tezel, Abdurrahman Dilipak, Mahmut Kocamemi gibi Türk ressamlarının yanısıra Avrupalı sanatçıların tabloları da bulunuyordu. Müzayedede İslamcı Akit Gazetesi'nin ressam yazarı Abdurrahman Dilipak'ın 6 tablosu yer aldı. Satışa sunulan 328 tablo, 35 ile 1500 dolar arasında alıcı buldu. Dilipak'ın eserleri ise 115 dolar ile 400 dolar arasında satıldı. Abdurrahman Dilipak'ın üç tablosunu satın alan Cemal Batur adlı kişi 200'e yakın eserin de sahibi oldu. Dilipak'ın diğer üç tablosu da farklı kişiler tarafından satın alındı.
927 yılında Ahlat’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kastamonu, lise öğrenimini Kayseri’de tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. İsviçre’nin Neuchatel Üniversitesi’nde “La Question Tunisienne et La Politique Ottomane” konulu tezi ile doktorasını tamamladı. 1968’de Doçent, 1975’de de Profesör unvanını aldı. Kayseri Lisesi Müdür Yardımcısı olarak görev yaptıktan sonra İsviçre Bölgesi Kültür Ataşe ve Müfettiş Yardımcılığı, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Kurucu Başkanlığı, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Tarih Bölümü Başkanlığı Erciyes Üniversitesi Rektör Yardımcılığı ve İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kurucu Dekanı görevlerinde bulunmuştur. TRT Yönetim Kurulu Üyeliği ve Başkan Yardımcılığı da yapan Prof. Dr. Abdurrahman ÇAYCI, Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitisü Müdürü iken emekliye ayrıldı. 1983-2001 yılları arasında Atatürk Araştırma Merkezi Bilim Kurulu Üyeliği yapmıştır.
Prof. Dr. Abdurrahman ÇAYCI’nın “La Question Tunisienne et La Politique Ottomane” ve “Büyük Sahra’da Türk-Fransız Rekabeti” isimli eserleri Arapça’ya tercüme edilmiştir. “Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Milli Bağımsızlık ve Çağdaşlaşma Önderi, Hayatı ve Eseri” ile “Türk-Ermeni İlişkilerinde Gerçekler” başlıklı eserleri Atatürk Araştırma Merkezince yayınlanmıştır. Adı geçenin Atatürk, Milli Mücadele, Çağdaşlaşma ve Kuzey Afrika Türk Tarihi ile ilgili yayınlanmış birçok makalesi bulunmaktadır.
iyasi bilimler profesörü, yazar. 1908 yılında Çeçen Cumhuriyeti'nde Grozni'de doğdu. Stalin zorbalığına karşı cephe alan binlerce Kafkasya'lı gibi o da İkinci Dünya Savaşı yıllarında yurdunu terk etmek zorunda kaldı.
Savaş sırasında Berlin'de "Kuzey Kafkasya Milli Komitesi" ve "Kuzey Kafkasya Lejyonu"nun organı olarak Rusça ve K.Kafkas dilleriyle yayımlanan "Gazavat" adlı gazetenin redaktörlüğünü yaptı. 1951-54 yıllarında Münih'te Rusça-Türkçe olarak" Svobodniy Kavkaz-Serbest Kafkasya" dergisini yayımladı.
Üyesi bulunduğu "Sovyetler Birliğini Öğrenme Enstitüsü" (Münih) tarafından yayınlanan "Caucasian Review", "Dergi", "Vestnik", "Elmecelle" vb. dergilerde, "Problems of the Peoples of the USSR" dergisinde, Avrupa ve Amerika'da yayınlanan birçok dergi ve gazetede Almanca, İngilizce, Rusça, Türkçe, Arapça, Fransızca, İtalyanca... çok sayıda makale ve araştırmaları yayınlandı. Yazılarında ve politik çalışmaları sırasında Manius Mansur, Abdurrahman Kunta, A. Uralov vd. birçok isim kullanmıştır.
ESERLERİ
Sovyetler Birliğinde iken yayınlanmış eserleri: "Kosnovnım voprosam istorii Çeçni" (Çeçenistan Tarihinin Ana Sorunları, Grozni 1930), "Kratkiy istorikokulturnıy i ekonomzçeskiy oçerk o Çeçne" (Çeçenistan'ın Tarihi-Kültürel ve Ekonomik Taslağı, Rostov-Don 1931), "Revolütsiya i kontrrevolütsiya v Çeçne" (Çeçenistan'da Devrim ve Karşıdevrim, Grozni 1933), "Obedineniye, rojdennoye revodütsiyey" (Devrimden Doğan Birlik, Parti yayınları; 1934), "Revolütsiya 1905 g. na Severnom Kavkaze" (Kuzey Kafkasya'da 1905 Devrimi, Grozni 1935),. "Nauçnaya grammatika Çeçenskogo yazıka" (Çeçen Dilinin İlmi Grameri, A. Matsiev ve Kh. Yandarov ile birlikte, Grozni 1936).
Sürgünde yayınlanmış eserlerinden birkaçı: "Stalin au Pouvoir" (Stalin İktidarı, Paris, 1951), "Polojeniye istoriçeskoy nauki v SSSR" (SSCB'nde Tarih Biliminin Durumu, Münih 1951), "Narodoubiystvo v SSSR-Ubiystvo çeçenskogo naroda” (SSCB'nde Soykırım-Çeçen Halkının Soykırımı, Münih 1952), "Genocide-Slaughter of the Chechen people" (Münih 1952),"The Reign of Stalin" (Stalin İktidarı Londra, 1953), "Stalin al Potere" (İtalyanca, Bologna 1953); L' URSS contre L'Islam-La suppression de deux peoples Musulmans"(SSCB İslama Karşı-İki Müslüman Halkın İmhası,BEIPI, Paris, Nr. 94, 1953) "Tekhnologiya vlasti protsets obravozaniya KPSS" (Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nde Teknoloji İktidarı Olgusunun Oluşması, Münih 1959), "Stalin and the Soviet Communist Party" (Stalin Sovyet Komünist Partisi, Münih 1959), "La methode Brejniev" (Brejnev Yöntemi, 1981), "Memuary" (Anılar, 1983), "İmperiia Kremlia" (Kremlin Imparatorluğu; 1988)...
SSCB döneminde bir "vatan haini" sayılan Profesör A. Avtorhan hakkında, Glasnost'tan sonra Kafkasya'da oluşan egemen Çeçen-İnguş Cumhuriyeti yeniden vatandaşlığa kabul kararı vermiş, Çeçen-İnguş Üniversitesi Bilim Kurulu da onu öğretim üyesi olarak Üniversite bünyesine almayı kararlaştırmıştır (1991).
932 yılında Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinde doğdu. İlkokulu bitirdikten sonra köyünde bir süre marangozluk yaptı. Daha sonra belediyede muhasebeci olarak çalıştı. Şimdilerde politikayla uğraşmakta ve bir günlük gazetede köşe yazıları yazmaktadır. Günümüz âşık tarzı şiirin büyük ustalarındandır. Şiirleri değişik gazete ve dergilerde yayınlandı.
ESERLERİ Hasan'a Mektuplar, El Kulakta, Vur Emri, Kan Yazısı, Bütün Şiirleri, Suları Islatamadım, Dosta Doğru ve Gökçekimi adlı şiir kitapları bulunmaktadır.
MİHRİBAN Sarı saçlarına deli gönlümü Bağlamışlar, çözülmüyor Mihriban. Ayrılıktan zor belleme ölümü, Görmeyince sezilmiyor Mihriban.
Halq ocası :Abduraman Bari Acımendili Zera BEKİROVA
Abduraman Bariyev 1897 senesi Kerç yarımadasındaki Acımendi koyunde dünyağa kelgen. 1906 – 1908 senelerinde qomşu Sıcıvut koyundeki başlanğıç mektepte tasıl alğan, 1909 - 1910 senelerinde Cavtobe medrese-sinde Türk ve Arap tillerini ogrengen, soñra Kol – Alğıç, Saraymen medrese-lerinde oquğan. 1912 – 1913 senelerin-de Bağçasaray’da ki Zıncırlı Medrese- de oqup, tuvğan koyu Acı Mendige qayta ve mında ocalıuq yapa. Aqmes-citte neşir olunğan “Tatar Ocapçe” ga- zetesinde atalar sozleri, aytımlar, şiir- ler, maneler ve çıñları derc etqendir. 1917 – 1921 senelerinde Abduraman Oca bir zamanlar ozü oqugan Cavtoba Medresesinde ders bergen cenk arfe-sinde kene tuvğan Acı Mendisinde ocalıq fondında Lenin rayonunda 1922- 1923 senelerde çalışqan ocalarnıñ cedveli berilip, mektep mudiri Abdura-man Bariyev kulak oğlu ve milliy fırkacı sıfatında sınfiy düşmanlar sırasında qayıd etile.
Sürgünliqte folklorcı oca dülger, suv agları saasında nevbetçi olıp çalışqan. Qırım Tatar halqı milli areketi başlanğan yıllarda Abduraman Oca milli kureşqe birinciler sırasında qoşu-la. Acı Mendi koyü sakinleriniñ adları – soyadları ile cedvelini tizip, milli areket- çilerimiz yapqan Qırım Tatar ehalisini cedvelge aluv, cenkte iştirakini, sür-günliqniñ ilk senelerinde ğayıp oluvınıñ sayısını belgilev işinde iştiraq ete. Ozüniñ baş maqsadını halq ağız yara-tıcılığı numünelerini, Harcibiye koyun-de ocalıq yapqan belli şairimiz Usein Şamil Toqtarğazi aqqında qıymetli malümatlarnı, 20. Asırnıñ ilk yıllarında medreselerdeki tasil, Qırım tarihi bo-yunca malümatlar toplavda korgen Abduraman Acımendili milli areketimiz-ge salmaklı issesini qoştı.
Abduraman Ocanıñ hızmetlerin-den belli yazıcımız Şamil Alâdin, Şamil Toqtarğazige bağışlanğan “İblisniñ ziyfetine davet” adlı eserinde, tilşina-sımız Basır Ğafarov, folklorcı Alimimiz Refig Muzaffarov “Qırımtatar edebiya- tınıñ tarihı” nıñ muellifleri Rıza Fazıl ve Safter (H) Nogayev ve diğerleri faydalandılar.
A. Bariyev bizlerge salmaqlı Qırımtatar luğatınıñ zarurlığını añlağan ve lûğat teşebbüsünen bir paylaşqan. Öz mektübinde Basır Ağa: “Qıymetli ve unıtılmaz Abduraman Ocam! Qırımtatar lûğatını yapmaq fikiriñiz pek qoşulam.Bu şeyniñ bizlerge pek buyuk faydası olur. O, tilimiz başqa tiller arasında tutğan yeri, tariqi ve emiyetini aydınlatuvda pek buyuk rol oynar.” dep yazğan.
Aşağıda biz Abduraman Bari Acımendiliniñ “Hatirlerim” qol yazma- sından bir parçasını ( olğanı kibi) diqqatınızğa avale etemiz.
1911 – 1912. yılı Saraymen Medresesinde
1911 senesi salgın kuzde Abla Aqamnıñ toyunı toylağan soñ babam meni hasta yatsada Saraymen Medresesine yolladı. Maña onı hasta alda bıraqıp, medresege ketmek pek ağır qeldi. Biz uyle vaqıtlarında medreseniñ dershanesine tüştik. Dershaneniñ kuçük odasına barıp tüşer – tüşmez yahşıca qiyinğen 30 – 32 yaşlarında bir adam qeldi. O, bizneñ biraz laqırdı etti. Bundan soñ men, Şeyhrazi boyukniñ odasına kettim. Medresede 100 den ziyade talebe olıp, odağa yerleşqen ve şu boyukler idaresinde toplanğan ediler:
1-Nusredin Kemal Efendi. 2-Şeyhrazi Ebuleys Efendi 3-Ahmed Efendi. 4-Abdulla Efendi. 5-Usein İlyas 6-Seyt Celil Ğaniy 7-Mensait 8-Seyfedin boyukler.
Saraymen Medresesi oqutuv usulı ceetinden Qırımnıñ başka medre-selerinden ayırıla edi. Mında oquv, oqutuv usulları biraz yañı ve eski med-reselerge qore çıtqaç edi. O zamanda Qırımda meşhur olğan şu medreseler bar edi:
1-Bağçasarayda Zıncırlı Medrese ve Han Medresesi. 2-Ozenbaş Medresesi. 3-Tavdair Medresesi. 4-Kulümbi Medresesi. 5-Sarayman Medresesi ve İlahre.
Bu medreselerniñ episinde oquv Arapça ve eski Sholastik şekilde edi. 1906 – 1907. Yıllarda İstanbulda ketirilgen Alim Mustafa degen bir muderris olaraq onıñ yerine aslen Qırımlı bolğan Seytmurad Efendi qetirilgen edi.
Saraymen Medresesinde oquv ve yaşayış
Boyükler dep aytılğañ eski ve baş sohtalarnıñ odalarında 12 şer ve daa ziyade sohta bulunır edi. Odalar kiyiznen töşelip, divar etrafında minderler tizilgen adiy Tatar evleri kibi edi. Sohtalar aşayt içün cemiyetke ayda 5 (yahut ziyade) ruble para qoşıp umumi aşhanadan er qün ekişer funt otmek ve kunde bir kere uyle aşı (içinde 100 er gramm eti bolğan qapısta , makaron, pirniç şorba) alır ediler. Ya çay qaynata, yahut tükandan konserve, zeytun, penir, alva alır ve bunıñle keçinir ediler. Esas etibaren medreseniñ başı, direktorı Süleyman Acı idi. Medreseniñ yılda eki kere tatili olır edi: Kış ve uzın muddetli yaz darqavları. Bu darqavlarda talebelerni imtian yapa ediler. İmtianlar aftalarneñ devam eter, buña butün Kerç koylerindeñ din alimleri bolğan efendiler qelir edi.
Saraymen medresesiniñ eñ parlaq vaqti tamam bu senede edi. Bu yıl medresede em talebe çoq edi, em medreseğe bu sene Türkiye ruştiye mektebi programmasınca Türkiy dersler kirsetilgen edi. Suleyman Acı aqaylarnıñ ve baylarnıñ, efendi aqaylarnıñ ve muderrisniñ bundan maqsadları em molla, em oca yetiştirmek olsa qereq. Muderrisniñ butün talebeleri Ruşdiyeniñ 1 ve 11. Sınıflarına bolüngen edi.
Arapçadan şu ilimler okutula edi: 1-Usul – eñ buyuk felsefe, diñiy felsefe – bunı muderris Seytmurad Efendi oquta edi. Bunı eñ esli talebelerden Musredinen, Şeyhrazi oquv ediler. 2-Telhis – Arap edebiyati, maaniy ve aqaid – bunıda müderris oquttı. Bundan 10 – 12 adam olıp, çoqusı boyünler oquy ediler. 3-Cami dersi – bunı Musredin Efendi oquta edi. 4-İzar – bunı Şeyhrazi Efendi oquta edi. 5-Sarf – bunı Usein İlyas oquta edi.
Medresede derslerge çalışmaq içün aqşamları talebeler geceniñ yarısına qadar ve daa ziyade vaqıt oğraşa ediler. Kuçük talebeler camige toplana, oquv yerine oyunnen vaqıt qeçire ediler.
Men ozüm izarçı edim. Türkçe birinci sınıfta oquy ve şu sınıfnıñ ileri kelgen alâcısı edim.
Talebeler arasında gazeta, edebiy kitap oquv işleri
Talebeler arasında Türkçe gazetalar, jurnallar, edebiy kitaplar, roman, ikâye oquğanlar çoq edi. Lâkin bu işler teşkilâtsız kete edi. Edebiy tögerek degen şeyniñ o zaman ismi bile yoq edi. O zamandan talebeler ve Tatar halqı yalıñız siyasi ceetten Rusiyege tabi ediler. Mektepler Türkçe, Türk İslâmiyeti altında edi. Qırımdan İstanbul mektebinde oquğan yaşlar çoq edi. Bu sayede Tatar halqı ve sohtası Rusiyege duşman, çarimizge duşman, Türkçi ve İslâmcı olıp yetişe ediler.
1911 senesi İtalia Devleti öziniñ kolonial siyasetini omürge keçirmek içün Türklerniñ qolunda bolğan Trablusgarb ve Benğazığa ucüm yaptı. Bu sebepten İtalia – Türkiye cenki başladı. Cenk butün musulman halqlarnıñ İtalyanlarğa qarşı nefret ve duşmanlığını meydanğa qetirdi.
Trablusgarta ve Benğaziyde Türk askerleriynen birlikte vatanını qorçalav oğrunda qaramanca İtalyanlarğa qarşı cenkleşken Arap halqları ve Türk askerleriniñ yigitlik ve batırlıqlarını sohtalr alqışlay ve cenk haberlerini qunü – qunüne gazatalardan izley ediler. Men o zaman birinci şiirimni yazğañ edim:
İtalyanlarnı mağlup etti Osmanlı qaramanları Trablısnı suvlay İtalia asker çıqanları
Saraymen medresesinde hususiy imtian (qışta) yazılı bolğan edi. Hocamed Efendi tahtağa er dersten sualler yazğan ve bu suallerge biz yazma olaraq cevaplar bergen edik. Bu bir taqım talebeler içün alverişli olıp çıktı. Çünki talebelerniñ birçokları bir – birlerinden koçürip oldılar. Baardeki imtian ise soravlarnen oldı. Arapçadan imtiannı bizden izar dersinden konçekli meşur Zinabadin Efendi olgan edi.
Müellifniñ notu:
Muellif Abduraman oca Barige bagışlangan mezkür saifelerimiz içün kıymetli malumatlarnı ve ocanın kolyazmalarını takdim etken Abduraman Barinin kızı Kaside Barievaga ve Moskvada yaşagan torını “Kırımskotatarskaya problema. 1944 – 1991” kitabınıñ muellifi, tarihçı Gulnara Bekirovaga teren minnetdarlıgını bildire. Gulnara hanım kartbabası akkında ve onın eserlerinden tertip etilgen kitap çıkartmaknı arzu ete. Alla onıñ bizler içün bu zarur işinde yardımcı olsun.
Kırım şairlerinden Abdurrahman Kadrizade (1894-1939) medrese tahsilini tamamladıktan sonra Arap, Fars ve Rus dillerini öğrenmiştir. "Yanı Dünya" gazetesinde çalışırken siyasi kitapları, ders kitaplarını ve edebi eserleri Kırım Türkçesi'ne tercüme eder. Diğer Türk boylarının folklorunu ve Kırım sözlü edebiyatını çok iyi bilir. Kadrizade, halk arasında anlatılan masalları, tekerlemeleri, yırları çınları ve atasözlerini derleyerek gazetelerde yayınlar. Kadrizade, masallardan fıkralardan faydalanarak "Molla Nefsi", "Aksak Temir ve Nasreddin", "Çırk Mırk mı, Mırk Çırk mı?", "Nasreddin Oca ve Karısı" gibi satirik eserler de yazmıştır.
Abdurrahman Kadrizade 1927 senesinde "Kızma Be Yau!", "Birkaç Öğütler" veya "Öğütlerim" gibi şiirlerinde insan hayatındaki eksikleri, çirkinlikleri tenkit ederek kendi düşüncelerini, öğütlerini anlatır.
Ankara Milletvekili-MHP ERZİNCAN-TERCAN - 1945, Rasim, Leyla - Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi - Fransızca, Arapça - Prof.Dr., Öğretim Üyesi - MEB Öğretmeni, MEB Yaykur Planlama Prog. ve Değ. Başuzmanı, Kredi ve Yurtlar Kurumu Kredi Müdür Yardımcısı, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi ve Dekan Yardımcısı, Fakülte Kurulu ve Yönetim Kurulu Üyesi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyesi - TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı - Evli, 4 Çocuk.
Sivas’ın Hafik kazasında 01.08.1955’te doğdu. 1958’de ailesinin göç ettiği İstanbul’da Fatih İlk Okulu’nu bitirdi. Daha sonra sırasıyla; Düzce İmam Hatip Okulu, İstanbul İmam Hatip Okulu ve Zeytinburnu Akşam Lisesi’nde okudu… Yüksek öğrenimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili Ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladı. Gazeteciliğe profesyonel olarak 1978’de Yenidevir Gazetesi’nde başladı. “Cemre” ve “ Beyazsanat” isimli dergileri yayınladı. Hâlen “SARMAŞIK Kültür” isimli kültür sanat dergisinin yayınını yönetiyor. Bulvar Gazetesi’nde 3 yıl kadar çalıştı. Zaman Gazetesi’nde; Haber Müdürü, Kültür Sanat Sayfası Sorumlusu, Spor Sayfası Şefi olarak çalıştı, köşe yazarlığı yaptı. Ortadoğu Gazetesi’nde kısa bir süre çalıştıktan sonra 23 Aralık 1993/ 23 Aralık 2003 tarihleri arasında tam 10 yıl Yeniasya Gazetesi’nde “Cemre” başlığı altında kültür sanat ağırlıklı olarak günlük köşe yazarlığı yaptı. Şimdilerde aynı gazetede haftada bir gün yazılarını sürdürüyor. Beyoğlu Belediyesi’nde 1995 Haziran ayından, 2004 Aralık sonuna kadar kültür sanat konularında başkan danışmanlığı yaptı. Bu süre zarfında, birçoğu “ilk” olma özelliği taşıyan çeşitli etkinliklere imza attı. “Cemre- (1990)”, “Hilal’i Beklerken-(1992)” ve “Renk Renk Sinema-(1996)/ genişletilmiş 2. baskı- (2001)” ve “Son Sultanü’ş Şuara Necip Fazıl” (2005) ile “İstiklâl Marşı Ve Mehmet Âkif Ersoy” (2006-derleme) isimli yayınlanmış 5 kitabı bulunuyor. TC Kültür Bakanlığı’nın, “ Türk Kültürü’ne Hizmet Özel Ödülü”nü aldı (1995). Evli ve bir çocuk babasıdır. Çeşitli kültür kuruluşlarında; kurucu başkanlık, başkanlık ve yönetim kurulu üyeliklerinde bulundu. Ağustos 2004’de, doğduğu ilçe olan Hafik’te bir kütüphane oluşturulması için 3500 kitabını bağışladı. Yıl içerisinde yapılan kültür merkezi ve içindeki kitaplık, 5 Eylül 2005 tarihinde yapılan bir törenle hizmete sokuldu.
Gazetecilikte 2-3 yılı geride bırakmış, fakültede 4. sınıfa gelmiştim ki… Bir dergi yayınlama heyecanı sardı beni… Aslında heyecandan da öte, dergi alanında o yıllarda ideolojik açıdan yaşanan dengesizliğe içerliyordum ve bu açığın mutlak surette kapanması gerektiğine inanıyordum… O yıllarda yayınlanan edebiyat dergilerine de genel anlamda “sağ” ve “sol” olarak bakınca görüyorduk ki yayınlanan dergilerin sayfaları açısından 2000 sayfaya 150-200 sayfalık bir fark vardı. “Sol”un lehine! Üstelik o sayfa sayısının dışında, “hayatın içinde” olma farkı ve “gazetecilik” yapılmasının getirdiği sevimlilik de ekleniyordu… İyi de… Bunca geniş bir kitleye sahip olan “sağ” niye daha çok ve daha kaliteli dergiler çıkaramıyordu? Sancılar çekiyor, şikâyetler ediyordum yakın çevreme… Fakültedeki arkadaşlarım da fakülte dışından kimi görüştüklerim de bana hak verenler kervanına katıldı giderek… O günlerin heyecanını yaşayanlardan sevgili Seyfi Şirin kardeşim, Türkiyat koridorundaki sohbetleri hatırlayacaktır. Özellikle Mehmet Aydın’la üçlü olarak attığımız voltalarla… İlk olarak, “neler yapabiliriz?” sorusuna cevaplar aradık… Bir komite bile kurduk bu sebeple Marmara Kıraathanesi’nde… Ve sonunda 3 kişilik temsilci grubu kurup, -merhum- Kemal Ilıcak ile konuşma kararı aldık… Nazlı Ilıcak ile konuşup randevuyu aldım. Komitemizin aldığı karar gereği Kemal Ilıcak’a dedik ki; “Mesela Milliyet, ‘Milliyet Sanat’ı yeniden yayınlıyor da siz niye ‘Tercüman Sanat’ı yayınlamıyorsunuz? Bu sizin boynunuzun borcudur. Gerekirse biz buna tâlibiz!” Bu hatırlatmamız üzerine Kemal Ilıcak’ın yaptığı savunmayı, bizimle paylaştıklarını, o gün için anladığımızı söyleyemeyeceğim… Ancak meslekte ilerledikten ve o gün geçen isimleri biraz daha yakından tanıdıktan sonra Kemal Ilıcak’ın aslında haksız da olmadığını anladım… Ve işin başa düştüğüne karar verdim! O görüşmeden sonra bizim komitede de “sağ içi” çatlaklar oluştu ve dağıldık. Ben hariç! “Abdurrahman… Görünen o ki bu işi senden başka yapan olmayacak… Bu senin boynunun borcu… Biz de elimizden geleni yapacağız, sana destek olacağız.” diyenlerin manevî ittirmeleriyle bir de baktım ki ben Lâleli’de bir büro tutmuşum bile… Yeşil Tulumba Sokak’ta… Yanımda sadece, yazmaya da okumaya da uzak, Murat Şimşek’ten başka kimse yok… O derginin sahibi oluverdi ben de yayın sorumlusu… Devir sıkıyönetim devri… Başvurumuz üzerine valiliğin 19 Mart 1982’de sıkıyönetim komutanlığına yaptığı havaleye; “ İlgili yazıda konu edilen Kültüre, Sanata ve Edebiyat’a CEMRE isimli derginin basımı ve yayınına, sıkıyönetim yasaklama ve sınırlamalarının ihlal edilmemesine özen gösterilmesi koşulu ile izin verilmiştir…” cevabını aldık… 1 Ordu ve Sıkıyönetim Komutanı namına sıkıyönetim kurmay yarbaşkanı Tuğgeneral Celal Demirtel imzalı bu izin yazısı valiliğe 26 Nisan 1982’de gitti ve valilikten de 3 Mayıs 1982 günü resmî müsaadeyi almış olduk. “Kültüre, Sanata ve Edebiyat’a CEMRE”nin ilk sayısını yayınladığımızda edebiyat dünyasındaki büyüklerimizden çok ciddî eleştiriler aldık. Destekler gördük… Fakültedeki birçok hocamız da çok ciddî övgüler yönelttiler… Özellikle merhum Mehmet Çavuşoğlu hocamı başa yazarak ifade etmeliyim ki; değerli hocalarımız Mehmet Kaplan, Faruk Timurtaş ve Abdülkadir Karahan’dan, Mertol Tulum’dan, Kemal Eraslan’dan büyük destekler gördük. “Dergiyi elime alınca sanki eski Hisar’ımızı canlanmış gördüm.” diyerek heyecanımızı paylaşan hocalarımızın yanında; “Öğrenciler sanki bize nazire yapıyorlar da dergi yayınlıyorlar. Size mi kaldı dergi çıkarmak?” diyen hocalarımız da olmadı değil ama… O kadar da olsundu! Dergiye manevî moral verenler yanında kimse maddî destek vermeyince, biz de “daha geniş çevreye ulaştıralım” diye dergiyi bedava dağıtınca, Cemre 2. sayıdan sonra düştü! Sonra 1991’deki ikinci deneme geldi… Daha tecrübeli daha geniş çevreliydik ya… Dergicilik alanındaki eksikliğimiz, edebî ve kültürel alandaki zayıflığımızdan dert yanmayı sürdüren herkes; “Bak Abdurrahman kardeş… Sen niye kolları sıvamıyorsun?” diyorlardı… Ben de görevden kaçan konumunda olmamak için bir kere daha sıvadım kolları… Özellikle Hasan Aycın dostumun ciddi katkılarıyla birkaç sayı çıkarabildim ama… Arkasını getiremedim yine. Sonunda biriken borçları ödemek için işçi emeklisi babamın 30 yıllık birikimi olan bir arsayı sattırıp borçları ödedim. Duyan herkes” Helal olsun sana!” dediler… O günlerden bir-iki anımı burada paylaşmak isterim… İmam hatip okulundan sınıf arkadaşım olan biri müteahhitliğe başlamıştı ve işleri oldukça iyiydi. Dergiyi çıkarınca yanına gittim… Dergiler çantada… Çayımızı içerken muhabbeti kültür sanat ortamına getirdim ve arkadaşıma şu sözü bile söylettim; “ Kardeşim… Yıllardır gazetecisin… Daha önce acemiyken bile dergi yayınladın. Şimdi bu tecrübeyle uçurursun. Niye oturuyorsun kollarını sıvamıyorsun… Bak solcular nasıl çalışıyor…” O son kelimelerini söylerken çantamı açtım, dergiyi çıkardım, masasına koydum ve dedim ki; “Hah… Bak kardeşim… Ben üzerime düşeni yaptım ve aynen söylediğin gibi kolları sıvadım. Hamallık, amelelik benden, benzini sizlerden!” Önce bir ne yapabileceğini sordu dostum, kısılmış sesiyle… Reklâm verebileceğini, toplu dergi alabileceğini ve abone olabileceğini söyledim… Elcevap; “Ya Abdurrahman’ım… N’oldu biliyor musun? Geçen yıl umreye gittiydim. Gelirken de çocuklara bir şeyler getirdim ama evden hiçbirini beğenmediler… Bu yıl başımın etini yediler… Hanımı da alıp çocuklarla birlikte umreye niyetlendik. Şimdi fazla açılmamam lâzım. İleride inşallah!” Dergiyi masanın üzerinde bıraktım, “o ileri dediğin zaman geldiğinde bakalım dergiyi bulabilecek misin?” deyip çıktım. Sosyal ve kültürel alanlarda ön saflarda olmayı seven, holding sahibi bir ağabeyim de üniversiteye giden kızına, güvenliği açısından yeni bir Mercedes aldığı için elinin dar olduğunu söyleyip, 90 liraya dergiye abone olamamıştı! Kısmet işte… Tam da o kapıyı kapatmanın kısa bir süre sonrasında bir başka kapı açıldı ve “Beyazsanat Şirketi”ni kurarak “Beyazsanat Dergisi”ni çıkardık 2 arkadaşla… O da yapılanmadaki aksaklıklardan kısa ömürlü oldu… Ayrıldım. Ve meslekte 28 yılı geride bırakırken; Beyoğlu Gençlik Tiyatrosu’nun gençleriyle “Sarmaşık Kültür”ü yayınlamak üzere kolları sıvadık. Nisan 2005’de ilk sayısını yayınladığımızda, tahminimizin çok çok üzerinde methiyeler aldık… Taraflı tarafsız herkes hiçbir olumsuzluktan yılmamamızı, birkaç sayı direnmemiz halinde “Sarmaşık”ın tutacağını, kök salacağını söylüyorlardı… Biz de direndik… Özellikle Mehmet Yavuz kardeşimin işin matbaa tarafını üstlenmesiyle süren bu direnmemiz bir yere kadardı bu ekonomik belirsizlik ortamında… Zaman zaman bizim için çok ciddi sayılacak boyutlarda borçlandık yine… Sonrasında başka işler yaparak kapatabildik borcun kabasını… Ve aradan geçen 21 ayın sonunda ancak 10. sayıya ulaşabildik… Kitap gibi hacimli ve dolu dolu bu 10. sayımızdan sonrasını getirebilmem ise mümkün gö-rün-mü-yooooooor! Buraya kadarmış dostlar. “Sarmaşık”ı edebiyatımızın tozlu tarihine bırakıyorum 10. sayıyla… Bundan sonrasındaki çabalarım arasında – ben niyetlenmeyeceğim, başkası da dergisinin yönetimini bana vermeyeceği için- kolay kolay dergi olmayacak… İlk Cemre’den Sarmaşık’a kadar gelen dergicilik seyrinde her zaman desteğini gördüğüm ağabeylerime, arkadaşlarıma ve kardeşlerime buradan yürek dolusu teşekkürler… Her yıl umre yapan, Mercedes değiştiren dostlar gibi düşünenlere de –kısmetlerinde varsa- kültürlü günler diliyorum. Arefe günü yazdığım bu yazıyla kültür dostlarını üzdüğüm için haklarını helal etmelerini diliyorum. Bundan sonrasında sanatalemi.net’teki yazılar, Yeni Asya’daki haftalık Cemre’ler ve yönelmeyi düşündüğüm kitap çalışmalarıyla devam… Allah’ın verdiği nasip kadarıyla. Yazarıyla ve okurlarıyla, bütün sanatalemi ailesinin Kurban Bayramı’nı kutluyor, sağlıklı ve kültürle süslenmiş nice mutlu yıllar diliyorum efendim… Dergicilik seyrimiz içerisinde her ne kadar sürç-i lisan etmişsek affola… Adımız Hıdır, elimizden gelen budur! Omuzlarım çürüdü dostlar! Buraya kadar… Şimdi farklı alanlarda yeni şeyler söylemek zamanı bence…
Devlet adamı, tarihçi ve Osmanlı Devletinin son vak’anüvisti. 1853'te İstanbul’da doğdu. 1925'te öldü. İlk tahsiline Eyüp mahalle mektebinde başladı. Eyüp Rüşdiyesinde okudu. Bundan sonra 1873’te Mekteb-i Sultaniyi yani Galatasaray Lisesini bitirdi. Mahrec-i Aklam adlı mektebe umumi tarih hocası oldu. Bu vazifesinden sonra da Mekteb-i Sultanide daha sonra da, Muallim Mektebinde umumi tarih hocalığı yaptı.Daha sonra Mülkiye Mektebine müdür oldu. Burada genel coğrafya, Osmanlı tarihi, İslam tarihi, istatistik ve ahlak dersleri okuttu. Sonra da Darülfünuna devletler tarihi hocası oldu. Pekçok yerde hocalık ve müdürlük vazifeleri yaptıktan sonra, Defter-i Hakani Nezaretine, A’yan meclisi üyeliğine, Maarif Nazırlığına tayin edildi. İki defa Maarif Nazırı oldu. Bu vazifesinin yanında telif edilen eserleri tetkik komisyonu üyeliği, vak’anüvistlik, Tarih-i Osmani Encümeni Reisliği ve A’yan Heyeti ikinci reisliği gibi vazifeler verildi.
Birinci Dünya Savaşından sonra İttihat ve Terakki hükumeti iktidardan çekilince yeni kurulan Müşir İzzet Paşa kabinesinde önce Posta ve Telgraf Nazırı sonra da Devlet Şurası başkanı oldu. Salih Paşa kabinesinde önce vekaleten sonra da asaleten Maarif Nazılırlığı yaptı. Salih Paşa istifa edince açıkta kaldı. Kuvay-ı Milliye İstanbul’a gelip A’yan Heyeti kaldırılınca, Abdurrahman Şeref’in a’yan üyeliği sona erdi. Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisinin ikinci seçim devresinde, 1923’te İstanbul Milletvekili oldu. Ankara’ya gidip Kızılay’a başkan seçildi. Milletvekilliği sırasında hastalandı ve İstanbul’a döndü. 1925’te öldü. Mezarı Edirnekapı’dadır. Devlet adamlığından ziyade tarihçiliği ile meşhur olan Abdurrahman Şeref, saliseden balaya kadar bütün rütbeleri kazanmıştı.
ESERLERİ
Fezleke-i Tarihi Düvel-i İslamiye (İslam Devletleri tarih özeti), Tarih-i Devlet-i Osmaniye, Fezleke-i Tarih-i Devlet-i Osmaniye, Zübdet-ül-Kısas, Tarih-i Asr-ı Hazır (Yaşadığımız asrın tarihi), Harb-i Hazırın Menşei (Birinci Dünya Harbinin sebeplerine dairdir), Sultan Abdülhamid-i Sani’ye Dair, Tarih Muhasebeleri, Umumi Coğrafya-yı Umrani, İlm-i Ahlak ve İstatistik, Lütfi Tarihi’nin sekizinci cildini hazırlamış ve Tarih-i Osmani Encümeni ve Türk Tarih Encümeni mecmualarında pekçok makaleleri neşredilmiştir.
20 Nisan 1889 yılında Branau kasabasında doğdu. İlk tahsilini doğduğu kasabada gördü. Orta tahsilini Viyana civarındaki Lintz şehrinin realschule'sinde yaptı. On üç yaşında babasını, on altı yaşında annesini kaybetti. Orta öğrenimini bitirince Viyana sanayi mektebine yazıldı. Kendi kendini eğitti. Viyana'da bir mimarın, sonra da nakkaşın yanında çalıştı. 1912'de Viyana'dan Münih'e geldi. 1914'de Cihan Harbi çıkınca Hitler Bavyerada Alman ordusuna gönüllü olarak girdi. Alman mağlubiyetinden sonra Hitler, arkadaşı mühendis Feder ve altı kişi tarafından kurulmuş olan Alman İşçi Partisi isimli gizli bir fırkaya katıldı ve kısa sürede bu fırkanın reisi oldu. Fırkanın adını Milli Sosyalist Alman İşçi Fırkası olarak değiştirdi ve nüfuzunu arttırdı. Gazetede fırkasının fikirlerini açıklayan makaleler yayınladı.
1924'de hükümeti devirmek için teşebbüslerde bulundu fakat başarılı olamadı. Bunun üzerine 10 ay hapse mahkum edildi ve bu zaman içinde Mücadelem isimli hatıralarını yazdı. Aynı zamanda fırkanın yeni teşebbüslerini hazırladı.
Onun kurduğu Nasyonal Sosyalist Parti’ye halk "Nazi" ler dedi. Kendisine de, taraftarları, rehber anlamına gelen "Führer" lakabını verdiler. Parti 25 maddelik bir program hazırladı. Bu programın ilk maddesi Almanya'yı Versay'ın zilletinden kurtarmak idi. Alman vatandaşlığının yalnız Alman kanını taşıyanlara hasredilmesin lazım geleceği programın esaslı maddelerindendi. Aynı zamanda büyük sermayeyi devleştirmek de yine programın esaslarından birini teşkil eder.Seçimle işbaşına gelen Adolf Hitler kısa zamanda Almanya’yı süper güç haline getirdi.Batı Avrupa ülkelerini ve Rusya’yı karşısına aldı.Bu cephe genişliği II.Dünya Savaşı’nın sonucunu belirleyen en önemli etken oldu.Savaş sonucunda Almanya’nın yenilgisini gören Adolf Hitler intihar ederek hayatına son verdi(1945).
HAKKINDA YAZILANLAR
1.Yabancıların Gözüyle Hitler Hitler'in Dünyaya Bakışı Osman Öndeş Boğaziçi Yayınları
2.Nazi Kadınları Anna Maria Sigmund Doğan Kitapçılık / Dünya Tartışıyor Dizisi
Adolf Hitler'in kadınları cezbeden ve zaman zaman büyük mitinglerde kitle histerisine yol açan bir gücü vardı. Toplumun kalburüstü tabakasına mensup kadınlar, hayranlık duydukları Hitler'e iktidara giden yolu açtılar. Hanna Reitsch, Leni Riefenstahl ve Winifred Wagner gibi gözde kadınlar, ününü artırdılar. Yeğeni Geli Raubal Hitler yüzünden intihar etti, Eva Braun beraber ölüme gitti. Tabii ki Hitler'in yardımcılarının yanlarında da kadınlar yer alıyordu, günümüzde az tanınıyor olsalar da. Bu kadınlar nasıl bir yaşam sürdüler? Sahne gerisinde resmi olarak hangi rolleri üstlendiler? Magda Goebbels, 1945 yılında altı çocuğunu birden öldürme kararını nasıl verdi? Carin ile Emmy, Göring'in morfin bağımlılığı konusunda ne düşünüyordu? Henriette von Schirach, kocası 60 000 Viyanalı Yahudi'yi toplama kamplarında yolladığında neler hissetti? Unity Mitford ve nasyonal sosyalizmin diğer seçkin kadınları, propagandası yapılan "Erkek halka, kadın aileye sahip çıkar" idealine uydular mı? Anna Maria Sigmund bütün bu sorulara cevap arıyor. Sonuç, Nazi Almanyası'nda kadınların durumuyla ilgili büyüleyici bir kitap.
Ahmet Hamdi Tanpınar, 23 Haziran 1901 tarihinde İstanbul'da doğdu.İstanbul'da Ravaz-i Maarif İbtidaisi'nde, Sinop ve Siirt rüşdiyelerinde, Vefa, Kerkük ve Antalya sultanilerinde öğrenim gördü. Baytar mektebini bırakarak girdiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nden 1923 yılında mezun oldu. Erzurum, Konya ve Ankara liseleriyle, Gazi Eğitim Enstitüsü ve Güzel Sanatlar Akademisi'nde edebiyat öğretmenliği yaptı, aynı akademide estetik ve sanat tarihi dersleri verdi (1932 - 1939). 1939 yılında İstanbul Üniversitesi'ne Yeni Türk Edebiyatı Profesörü olarak atandı. Maraş Milletvekili olarak 1942-1946 yıllarında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bulundu. Bir süre Milli Eğitim Müfettişliği yaptıktan ve Güzel Sanatlar Akademisinde eski görevinde çalıştıktan sonra 1949 yılında İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne yeniden döndü ve bu görevde iken 24 Ocak 1962 tarihinde İstanbul'da öldü.
ESERLERİ Şiir: Şiirler (1961 - Bütün Şiirler)
Hikaye: Abdullah Efendi'nin Rüyaları (1943), Yaz Yağmuru (1955).
Roman: Huzur (1949), Saatleri Ayarlama Enstitüsü (1962), Sahnenin Dışındakiler (1973), Mahur Beste (1975), Aydaki Kadın (1987).
Deneme: Beş Şehir (1946), Yahya Kemal (1967), Edebiyat Üzerine Makaleler (1969), Yaşadığım Gibi (1970).
Tarih: XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi (1949), Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Mektupları (1974 - Der. Z. Kerman).
HAKKINDA YAZILANLAR
Hazır Reçete Yok ! Her şey bizden bir yeni terkip bekliyor Mahmut Çetin
Türk aydını, Osmanlı devletinin Batı karşısında çözülmesiyle yeni bir kültür dünyasına açılır.Bu çaba Osmanlı devletinin yıkılması ve onun değer yargılarının tasfiyesiyle hızlanır.Aydınlarımız bu maksatla önce yerli olanla islami olanı ayırıp, yerli olana bağlanmayı dener.Ardından yerli olan kültür kaynağını iyice daraltıp folklordan hareketle teorik bütüne ulaşmayı düşünürler.Folklordan hareketle bir çok fikri üretim yapılmasına rağmen, bu arayış asıl amaç olan ‘yeni bir teorik zemin’i oluşturamaz.I.Tarih Kongresiyle ortaya yeni bir tez atılır.Tez şudur: “Bütün dünyaya şamil medeniyetin mebde ve menşei Orta Asya’dır.”(1)
Erol Güngör esaslı bir eleştiriye tabi tuttuğu bu tezi şöyle özetler.Yeni teze göre Orta Asya medeniyetin beşiğidir.Türkler Orta Asya’da yaşarken bir kuraklıkla yurtlarından ayrılmışlar, dünyanın değişik yerlerine göç etmişler ve medeniyeti dünyaya yaymışlardır.Bu arada Anadolu, Mısır ve Mezopotamya’da yeni yeni medeniyetler kurmuşlardır.Etiler, Hititler ve Sümerler gibi.Türkler müslüman olunca yeni bir göç dalgasıyla yeniden Anadolu’ya ulaşmışlar, buradaki Eti , Hitit kültürleriyle yeniden kaynaşmışlardır.Anadolu 4 bin yıllık Türk yurdudur.Cumhuriyetle bu en eski Türk kültürlerine sahip çıkılmıştır.(2)
Karahanlı-Selçuklu-Osmanlı zinciri Türk tarihinden bir sapma mı ?
Teorinin buraya kadar olan kısmı, Anadolu üzerinde gözü olan Batı ülkelerine karşı sevimli bir çıkış olarak görülebilir.Ancak teoriyi üretenler hızını alamayıp asıl Türk tarihinin kaynağını Anadolu Medeniyetleri adı altında Eti-Hitit-Sümer zincirine bağlar ve Türk tarihinin Karahanlı-Selçuklu-Osmanlı zincirini asıl özden bir sapma olarak niteler.Bu nedenle Türklerin müslümanlaşmasından sonraki dönemler, gözden geçirilmesi gereken dönemlerdir.Aydınlar başlangıçta -genellikle- kabul etmekle birlikte zaman bu tezi geçersiz kılar.
İki ara bir dere: Batı
Karahanlı-Selçuklu-Osmanlı dönemini es geçerek oluşturulmak istenen tarih anlayışlarının geçersizliği, arayış içindeki odakları, Batı medeniyetini evrensel tek bir medeniyet olarak görmeye ve ona entegre olmaya itmiştir.
Batı medeniyetine entegre olma düşüncesi Nurullah Ataç tarafından teorik birliğe ulaştırılmaya çalışılır.Belki de yabancılaşma dönemi boyunca sınırlı da olsa başarıya ulaşmış tek düşünce budur.1938 yılından sonra fikir hayatımıza bu düşünce hakim olmuştur.Bu görüşe göre Batı medeniyetinin gelişme çizgisi, bütün insanlık için ortaktır.Batı medeniyeti dışında ortaya çıkan medeniyetler ayrıktır ve onların ancak folklorik bir değeri vardır.Yerli medeniyetlerin tasfiye edilip, Batı medeniyetine adapte olmaları tarihi bir zarurettir.Bundan dolayı Yunan, Latin ve Fransız kaynaklarından Batı kültürü aktarılarak, pozitivizmde karar kılınmıştır.Resmi görüşe paralel olarak, Batı’dan aktarılan yeni fikir akımları sınıf ya da üretim temelinden yoksun olmasına rağmen siyasi yönelişlerde ve kadrolaşmada kaynak olmuştur.Batı alıntılarıyla, aktarmacılığıyla devlete ‘kapılanma’ mümkün olduğundan resmi siyaset ve kültürü kendilerine göre yorumlayan siyasi gruplar, üretimden kaynaklanmayan gelirlerle ‘sübvanse’ edilerek ithal bir kültür ortaya konmuştur.(3)Bu aktarma kültürün etkisi günümüzde azalarak sürmektedir.
Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren ileri sürülen tarih görüşleri 1950 sonrası serbestlik ortamıyla, devlet görüşü olmaktan çıkmıştır.Bu görüşlerin ileri sürüldüğü dönemlerde ise daima karşı tezler var olmuştur.
Kültüre dayalı çözüm: ‘değişerek devam etmek’
Bu karşı tezlerden biri de Anadoluculuktur.Özellikle Yahya Kemal’in tarih görüşü bu isimle ifade edilmiştir.Bu görüşe göre Türk Tarihi, Malazgirt Zaferiyle başlar.Dilin ve milletin önceki macerası, bu tarihin bir çeşit mukaddimesinden ibarettir.Malazgirt Zaferi, İstanbul’un Fethi ve Milli Mücadele, Fransız İnkılabı çapında ‘doğu rönesansı’na kaynaklık etmişlerdir.
Yahya Kemal’in fikri halefi durumundaki büyük yazarımız Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur adlı şaheserinde roman örgüsü içinde üç önemli tezi de yoğurmaktadır.Tarihinin sürekliliği, kültür devrimlerinin başarısızlığı ve milli çözüm: halkın gücü.
Bizim üç ana başlıkta topladığımız Huzur tezleri, bütüncül bir tarih tezi ortaya koymuştur.“Yalnız bir şeyi biliyoruz.O da bir takım köklere dayanmak zarureti, tarihimize bütünlüğünü iade etmek zarureti.bunu yapmazsak ikiliğin önüne geçemeyiz.Muvazalar daima tehlikelidir.”(4)
Tarihi bütünlüğün sağlanması, yani tarihin bir takım zoraki tezlerle değil, sadece vakıa-olgu olarak değerlendirilmesini gerektirir.Tarihin belirli devirlerini tasviye edip yerine mantıki tezler teklif edememe durumu, toplumda mutlak bir yabancılaşmayı başaramasa da değer yargılarını yozlaştırmaktadır. Bu tahribat nedeniyle fertler, toplumlarına has hüviyetlerini temsil edemez hale gelmektedir.Hüviyetini bulamayan fertlerin oluşturduğu toplum bunalımlara gebe bir toplumdur. “Evvela insanı birleştirmek.Varsın aralarında hayat standardı yine ayrı olsun; fakat aynı hayatın ihtiyaçlarını duysunlar.”(5)Köklerine bağlı fertler, farklı içtimai sınıflara mensup olsalar bile ‘biz şuuru’nu muhafaza edeceklerdir. “Maziyi ihmal edersek hayatımızda ecnebi bir cisim gibi bizi rahatsız eder.”(6) Tarihi birikimden kaçmak boşuna bir çabadır.İnsan için hafıza neyse, millet için de tarih odur.Nasıl insan fikir değiştirebildiği halde hafızasını silip atamamaktaysa, milletler de günlük zaruretler nedeniyle tarihi birikimlerini silip atamazlar.Silip atmaya kalktıkları durumda bile hayatın tabii akışı ‘günlük dayatma’ları geçersiz kılacaktır.Yabancılaştırmanın başarıldığı iddia edilen sömürge topraklarda bile toplumsal doku hepten silinememekte ve tarihi birikim ‘ecnebi bir cisim gibi’ insanları rahatsız etmektedir.
Halkın içinde ve önünde aydın
Toplum için değişik bakış açılarıyla değişik tasnifler yapılabilir.Bunlardan biri de halk ve aydın ayırımıdır.Halk ve aydın ikiliği yabancılaşma döneminin başından itibaren cemiyetimizde etkisini gösterir.Türk toplumu için bu iki kesim de yeni dönemin rengini vermeğe tek başına yeterli değildir.Huzur romanındaki karakterlerden Mümtaz, Türkiye’nin kültür birliği sağlanamadığından gelecekten ümitsizdir.Ancak romanın diğer kahramanı İhsan yani romandaki Yahya Kemal, “Güçlük var.Fakat imkansız değil.Biz şimdi bir aksülamel devrinde yaşıyoruz.Kendimizi sevmiyoruz.Kafamız bir yığın mukayeselerle dolu; Dede’yi Wagner olmadığı için, Yunus’u Varlaine, Baki’yi Goethe ve Gide yapamadığımız için beğenmiyoruz...Coğrafya, kültür, her şey bizden bir yeni terkip bekliyor; biz misyonlarımızın farkında değiliz.Başka milletlerin tecrübesini yaşamaya çalışıyoruz”(7) der.
Başkasının hayatını yaşayamazsınız
Medeniyetlerin farklı gelişme çizgileri vardır.Ancak batıcı ortodoks görüşe göre Batı medeniyeti evrensel ideal gelişim sürecinden geçmiştir.Bu medeniyetin dışındaki medeniyetlerin yaşaması, Batı medeniyetine adapte olmasına bağlıdır.Bu görüş kültür hayatımıza hakim olmuş ve aydınımızı kültür ikiliğine yani kimlik bunalımına düşürmüştür.Bu hususta Tanpınar’ın işareti şudur: ‘başka milletlerin tecrübesi’nden faydalanılabilir, ama onun tecrübesini yaşamak mümkün değildir.
Kaynaklar 1.İnanç ve Kültür Sadettin Elibol s.133 2.Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik Erol Güngör s.66 3.Niçin Arabesk Değil Sibel Özbudun s.40 4-7.Huzur Ahmet Hamdi Tanpınar s.302-304
Alparslan Türkeş 25 Kasım 1917‘de Lefkoşe’de doğmuştur. Babası Ahmet Hamdi Efendi, annesi Fatımatül Zehra Hanım’dır. Alparslan Türkeş; aslen Kayserilidir. Büyük dedesi Arif Ağa Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinin Yukarı Köşgerli Köyünden Kıbrıs’a göç etmiş ve buraya yerleşmiştir. İlk ve orta eğitimini Lefkoşe’de tamamlamıştır. O yıllarda İngiliz işgal idaresi altında bulunan Kıbrıs’tan ailece Türkiye’ye göç etmişler ve İstanbul’a yerleşmişlerdir.
Kuleli’den Harp Okulu’na
Askerlik mesleğine büyük sevgisi olan Alparslan Türkeş 1933 yılında Kuleli Askeri Lisesi’ne girmiş başarı göstererek, 1939 yılında bu liseden mezun olmuş ve Harp Okulu’a geçmiştir.1939‘da Harp Okulu’ndan mezun olarak orduya katılmıştır. Orduda muntazaman terfi etmiş ve harp akademisi imtihanını kazanarak akademiye geçmiştir. Başarılı bir eğitim dönemi sonrasında kurmay subay olarak mezun olmuştur.
Evlilikleri
1940 yılında Isparta'da Muzaffer Hanım’la evlenirler. Ayzit, Umay, Selcen, Sevenbige (Çağrı) ve Yıldırım Tuğrul adlı çocukları dünyaya gelir.Muzaffer Hanım 1974 yılında vefat eder.Alparslan Türkeş 1976 yılında Sevâl Hanım'la ikinci evliliğini yapar. Bu evlilikten Ayyüce ve Ahmet Kutalmış adlı iki çocuğu olmuştur.
1944 Milliyetçilik Olayı
3 Mayıs1944... Ankara'da bir yürüyüş vardır. Türk Milletinin ve Devletinin bekası fikrine sahip aydınlar ve onların izindeki gençler, basın ve üniversite kadrolarına sızan ve kendilerini cumhuriyetin gerçek sahibi diye gösteren dönme-devşirme ittifakının oyunlarına karşı ideolojik tavrını koyar.
Yürüyüşten sonra bir grup milliyetçi aydın tutuklanır.CHP faşizminin açtığı Türkçülük-Turancılık Davası başlar. Milliyetçiler tabutluklara atılırlar, işkencelere uğrarlar.Genç Üsteğmen Alparslan Türkeş de bu aydınlar arasındadır.
20 Ekim 1944'te kendisini "vatan hainliği" suçlamasıyla sorgulayan Savcı’ya "Diğer sanıklar gibi bana da vatan hainliği suçu isnad edilmiştir. Bunu şiddetle redderim. Ben yeryüzünde herşeyden çok milletimi ve vatanımı severim" cevabını verir. Ancak mahkeme tarafından, 9 ay 10 gün hapis cezasına çarptırılır ve mahkeme süresince bir yıl hücre hapsi yattığı için tahliye edilir. Kendisine verilen ceza daha sonra Askeri Yargıtay tarafından bozulur ve 2 numaralı mahkemede beraat eder.
Yurtdışı Görevleri
1948 yılında Genel Kurmay tarafından açılan imtihanları kazanmış ve bütün eğitim dönemindeki başarılarıda gözönüne alınarak Amerika’ya tahsile gönderilmiştir.Amerika’da piyade okulu ve Amerikan Harp Akademi’sinde tahsil görmüş buralardan da iyi dereceler ile mezun olmuştur. 1955‘de kurmay binbaşı olan Alparslan Türkeş (Amerika’da) Washıngton’da bulunan daimi gurup nezninde Türk Genelkurmayı’nın Temsil Heyeti üyeliğine tayin edilmiştir. 1957 yılının sonuna kadar vazifesini sürdürmüştür. Bu süre içerisinde Üniversity of America (Amerika Üniversitesi)‘ya devam etmiş, International Economics tahsili görmüştür. Daha sonra yurda dönen Alparslan Türkeş, 1959‘da Almanya’ya Atom ve Nükleer Okulu’na gönderilmiş, bu okulu da başarı ile bitirmiştir. İyi derecede fransızca ve ingilizce bilen Alparslan Türkeş, 27 Mayıs 1960 yılına kadar Avrupa’da muhtelif Nato toplantılarında ve askeri mevzularda Türk Genel Kurmay Başkanlığı’nın temsilcisi olarak bulunmuştur.
27 Mayıs 1960 Darbesi
27 Mayıs 1960 Askeri Darbesinin önde gelen simalarından olan Alparslan Türkeş, bu hareketi partilerüstü ve milli birliği sağlayacak bir reform hareketi olarak düşünmüştür. Müdahaleden sonra Milli Birlik Komitesi üyesi olarak, Başbakanlık Müsteşarlığı yapmıştır. Görevde bulunduğu 27 Mayıs 1960-25 Eylül 1960 tarihleri arasında, ülke ve kültür bütünlüğü kanun tasarısını ve Devlet Planlama Teşkilatı kanun tasarısını kanunlaştırmıştır.CHP’li bazı politikacıların Milli Birlik Komitesi üyelerine yapmış oldukları bazı telkinler ile 13 Kasım 1960 tarihinde 13 arkadaşı ile Mili Birlik Komitesi’nden çıkarılmış ve Mürtet Hava Üssünde hapsedilmiş, daha sonra da, CHP’lilerin rahat hareket etmeleri için 19 Kasım 1960‘ta Türkiye’den, hükümet müşaviri görevi ile Hindistan Yeni Delhi’ye mecburi ikâmetgah olarak gönderilmiştir. Alparslan Türkeş Hindistan’da iken hükümet yöneticilerine mektuplarla sürekli ikazlarda bulunmuştur.
23 Şubat 1963‘ta yurda dönen Alparslan Türkeş, dava arkadaşlarıyla birlikte kadro oluşturup partileşmek amacıyla "Huzur ve Yükseliş Derneği" adlı bir dernek kurar.
Talat Aydemir Olayı
Kısa bir süre sonra Talat Aydemir'in giriştiği darbe teşebbüsüne karıştığı iddiası ile 21 Mayıs 1963’te tutuklanır ve Mamak Askeri Cezaevinde dört ay hücre hapsinde yatar. Yargılama sonucundae beraat eder. 5 Eylül 1963‘te tahliye olur.
CKMP Dönemi
31 Mart 1964‘te Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP)’ne üye olmuş ve Parti Genel Müfettişliği görevini almıştır. 1 Ağustos 1965‘de CKMP’nin kongresinde parti üyeleri tarafından genel başkanlığa seçilmiştir. (8-9) Şubat 1969 CKMP’nin Adana’daki kongresinde Alparsalan Türkeş’in teklifiyle partinin ismi Milliyetçi Hareket Partisi olarak değiştirilmiştir.
MHP Dönemi
65-69, 69-73, 73-77 ve 1977‘den 12 Eylül 1980‘e kadar dört dönem, Ankara ve Adana’dan milletvekilliği yapmıştır. 1975‘den sonra kurulan 1. ce 2. Miliyetçi Cephe hükümetlerinde başbakan yardımcılığı görevlerinde bulunmuştur. 12 Eylül 1980 hareketinden sonra sıkıyönetim tarafından tevkif edilmiş ve 29 Nisan 1981 tarihinde, MHP ve Ülkücü Kuruluşlar davası adı ile sıkıyönetim mahkemelerinin karşısına çıkarılmıştır. Yargılandığı dava nedeni ile uzun süren tutukluluğu, 9 Nisan 1985‘de tahliyeyle son bulmuştur.
MÇP Dönemi
Bu dava nedeniyle dört buçuk yıl tutuklu kalmıştır. 6 Eylül 1987‘de siyasi yasakların referandum ile kalkmasından sonra 20 Eylül’de Alparslan Türkeş MÇP’ye törenle kaydolmuştur. 4 Ekim 1987 tarihinde yapılan olağanüstü 2.Kongre ile Milliyetçi Çalışma Partisi Genel Başkanlığı’na seçilmiştir.
24 Eylül 1991 tarihinde 19. Dönem Milletvekili seçimlerinde MÇP’nin, IDP, RP ile üçlü ittifak yapmasıyla Yozgat’dan milletvekili seçilmiştir. 15 Kasım 1991 tarihinde 18 arkadaşı ile ittifaktan ayrılarak bağımsız milletvekili olmuştur. 25 Aralık 1991‘de Demokratik Hareket Partisini kurmuştur.Kurucular Kurulu kararı ile parti kapatılarak, Milliyetçi Çalışma Partisi’nin 29 Aralık 1991 tarihinde yapılan 3. Olağan Genel Kongresi’nde MÇP’nin Genel Başkanlığı’na seçilmiştir.
MÇP’den yeniden MHP’ye
12 Eylül 1980 hareketinin kapattığı siyasi partilerin isim ve amblemlerinin kullanma yasağının kalkması ile, 27 Aralık 1992 tarihinde, kapatılan MHP’nin ogünkü delegelerinin katıldığı kongrede, MHP’nin isim, amblem kullanma yetkisi tekrar kurucu Alparslan Türkeş’e devredilmiştir. 24 Ocak 1993 tarihinde yapılan kongrede, MÇP yerini MHP’ye bırakmış, Genel Başkanlığa da Alparslan Türkeş seçilmiştir.
Alparslan Türkeş 24 Aralık 1995 tarihinde yapılan genel seçimlerde Adana’dan milletvekilliği adaylığını açıklamıştır. Milliyetçi Hareket Partisi, 24 Aralık 1995‘te yapılan genel seçimlerde %10‘luk ülke barajına takılarak meclise girememiştir.
Alparslan Türkeş 4 Nisan 1997 tarihinde vefat etti, Ankara Beşevler’deki kabrinde medfundur.
HAKKINDA YAZILANLAR
1.Alparslan Türkeş’in Liderlik Sırları Dr.Arslan Tekin Okumuş Adam Yayıncılık ve Eğitim Hizmetleri İstanbul 2000
Tarihte iz bırakan kaç lider vardır? Türkeş, çok partili hayatımızda, başta Türk dünyası olmak üzere dünyaca tanınan ve yakından takip edilen liderlerin en başında geliyordu. 80 yıllık ömür, turan bayrağını yükseltme, Türk adını dağa, taşa, Ay'a, Marsa'a yazdırma kavgasıyla geçmiştir. Dağınıt milliyetçiler onun etrafında toplanmış Türk Siyaset hayatının belirleyicisi olmuştur. İhtilal yapmış ve ihtilaller yaşamış bir lider olarak en kötü demokrasiyi en iyi ihtilale tercih eden Alparslan Türkeş'in liderliğinin bilinmeyen pek çok noktası ilk defa bu kitapta Dr. Arslan Tekin'in kaleminden aydınlığa çıkıyor.
2.Alparslan Türkeş, MHP ve Bozkurtlar Olaylar, Belgeler, Hatıralar Cemal Anadol Kamer Yayınları
Aristoteles (İ.Ö. 384-322), antik Yunan felsefesinin en önemli adlarındandır. Akılcı yaklaşımı ve bilimsel görüşleriyle felsefede gerçekçiliğin “baba”sı ve mantığın öncüsü kabul edilir. Aristoteles, yirmi yıl boyunca Platon’la onun Atina’daki Akademia’sında diyaloglarda bulundu, sonra Assos’ta (bugün Çanakkale ilinde Behramkale) bir Akademia kurdu. Büyük İskender’in öğretmenliğini yaptıktan sonra Atina’ya dönüşünde Akademia’nın başına getirilmeyince, kent dışında kendi okulu Lykeion’u (“lise” adı buradan gelir) kurdu. İ.Ö. 323’te, Büyük İskender’in ölümünden sonra, eski bir şiirinden dolayı dinsizlikle yargılandı; Sokrates’in akıbetine uğramamak için Khalkis’e gitti ve orada öldü.
Aristoteles, felsefe tarihine en özgün katkısı olan metafizik için protophilosophia (“ilk felsefe”) adını kullanıyordu. Lykeion’un son yöneticisi Rodoslu Andronikos, İ.Ö. 60 yıllarında Aristoteles’in yapıtlarını derlerken, “varlık” konusundaki görüşlerini Physike’den (Fizik) sonraki kitaba koyarak ta meta physike (“fizikten sonra gelen”) adını verdi ve “metafizik” sözcüğünün isim babası oldu.
Türkçeye çevrilen başlıca yapıtları: Fizik, Metafizik, Poetika, Retorik (İngilizceden çeviren Mehmet H. Doğan, YKY, 1995), Nikomakhos’a Etik, Organon (altı kitaplık bu yapıtın bir bölümü Türkçeleştirilmiştir).
1915 yılında İstanbul’da doğdu.Kuleli Askeri Lisesi’ni, Harp Okulu’nu (1937) bitirdi, subaylıktan gazete fıkra yazarlığına geçti (1944), birçok gazetede yazdı. Sabahattin Ali ile birlikte, biri kapatılınca öteki, Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa, Alibaba (1646/47) ve tek başına Zübük (1962) adlı mizah dergilerini çıkardı; yazılarından ötürü hapse girdi, sürüldü. Bir ara Düşün Yayınevi’ni (1956) kurdu, dağıttı. Hayatını bağımsız yazar olarak sürdürdü. 6 Temmuz 1995 tarihinde öldü.
Sanata şiirler, gerçekçi hikayeler (Millet Dergisi, 1944) ile başlamıştı, dünyaca tanınan güçlü bir mizah yazarı oldu. Cumhuriyet Döneminde Türk Mizahı (1973) adında bir de antoloji düzenlemiş olan yazar, Türkiye’de ve başka ülkelerde yayımlanacak, oynanacak kitap ve oyunlarının telif hakları ve dileyenlerin yardım ve bağışlarıyla yürütülmek üzere, 1972’de bir NESİN VAKFI kurdu; bu vakfın amacı “Vakfın yurduna her yıl alınacak dört kimsesiz ve yoksul çocuğu, ilkokuldan başlatarak yüksek okulu, meslek okulunu bitirinceye ya da bir meslek edininceye dek, her türlü gereksinimlerini sağlayarak barındırmak, yetiştirmektir.” Vakıf her yıl bir edebiyat yıllığı çıkarıyor. İlk Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığı 1976’da çıktı.
Kazandığı ödüller, armağanlar; A) Türkiye’de; Üç Karagöz Oyunu (bas. 1968) ile Milliyet gazetesinin 6. Karacan Armağanı birinciliğini (1968), Çiçu ile Türk Dil Kurumu 1970 Tiyatro Ödülü’nü, Pırlatan Bal oyunuyla Arkın Çocuk Edebiyatı Ödülleri ikinciliğini (1974) kazandı. B) Yurt dışında aldığı uluslar arası ödüllerse altı tanedir: Üst üste iki yıl Altın Palmiye (İtalya 1956, 1957), Altın Kirpi (Bulgaristan, 1966), Krokodil (Sovyetler Birliği, 1069) ve Lotüs (Asya-Afrika Yazarlar Birliği tarafından Filipinler’in Manila kentinde, 1975) ödülleri. Son olarak Gabrova kentinde (Bulgaristan) kik yılda bir düzenlenen Gülmece ve Yergi Şenliği’nde, Uluslar arası Gülmece Kitapları Yarışması’nda Büyük Ödül’ü ( Hitar Petar Ödülü, 1977) kazandı.
ESERLERİ İlk baskı yıllarına göre eserleri:
Hikaye kitapları : Geriye Kalan (1948), İt Kuyruğu (1955), Yedek Parça (1955), Fil Hamdi (1955), Damda Deli Var (1956), Koltuk (1957), Kazan Töreni (1957), Toros Canavarı (1957), Deliler Boşandı (1957), Mahallenin Kısmeti (1957), Ölmüş Eşek (1957), Hangi Parti Kazanacak (1957), Havadan Sudan (1958), Bay Düdük (1958), Nazik Alet (1958), Gıdıgıdı (1959), Aferin (1959), Kördöğüşü (1959), Mahmut ile Nigar (1959), Gözüne Gözlük (1960), Ah Biz Eşekler (1960), Yüz Liraya Bir Deli (1961), Bir Koltuk Nasıl Devrilir (1961), Biz Adam Olmayız (1962), Sosyalizm Geliyor Savulun (1965), İhtilali Nasıl Yaptık (1965), Rıfat Bey Neden Kaşınıyor (1965), Yeşil renkli Namus gazı 81965), Bülbül Yuvası Evler (1968), Vatan Sağolsun (1968), Yaşasın Memleket (1969), Büyük Grev (1978), Hayvan Deyip Geçme (1980), 70 Yaşım Merhaba (1984), Kalpazanlık Bile Yapılamıyor (1984), Maçinli Kız İçin Ev (1987), Nah Kalkınırsın (1988).
Romanları: kadın Olan Erkek (1955), Gol Kralı Sait Hopsait (1957), Erkek Sabahat (1957), saçkıran (1959), Zübük (1961), Şimdiki Çocuklar Harika (1967), Tatlı Betüş (1974), Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz (1977), Surname (1976), Tek Yol (1978). Anıları: Bir Sürgünün Hatıraları (1957), Böyle Gelmiş Böyle Gitmez (1. Bölüm 1966, 2. Bölüm 1976), Poliste (1967), Yokuşun Başı (1982), Salkım Salkım Asılacak Adamlar (1987), Rüyalarım Ziyan Olmasın (1990). Masalları: Memleketin Birinde (1987), Hoptirinam (1960), Uyusana Tosunum (1971), Aziz Dededen Masallar. Taşlama: Azizname (1970). Fıkralar: Nutuk Makinası (1958), Az Gittik Uz Gittik (1959), Merhaba (1971), Suçlanan ve Aklanan Yazılar (1982), Ah Biz Ödlek Aydınlar (1985), Korkudan Korkmak (1988), Gezi: Duyduk Duymadık Demeyin (1976), Dünya Kazan Ben Kepçe (1977), Oyunlar: Biraz Gelir misiniz (1958), Bir Şey Yap Met (1959), Toros Canavarı (1963), Düdükçülerle Fırçacıların Savaşı (1968), Çiçu (1970), Tut Elimden Rovni (1970), Hadi Öldürsene Canikom (1970), Beş Kısa Oyun (1979), Bütün Oyunları Adam Yayınları’nda çıktı (1982). Barbaros’un Torunu, Hakkımı Ver Hakkı, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz oyunları basılmadı. Şiir kitapları: Sondan Başa (1984), Sevgiye On Ölüme Beş Kala (1986), Kendini Yakalamak (1988), Hoşçakalın (1990), Sivas Acısı (1995) Konuşmalar: İnsanlar Konuşa Konuşa (1988), Çuvala Doldurulmuş Kediler (1995). 1995’te çeşitli türdeki kitaplarından yaptığı seçki Sizin Memlekette Eşek Yok mu? adıyla yayınlandı.
HAKKINDA YAZILANLAR
1.Çağımızın Nasrettin Hoca’sı Aziz Nesin Demirtaş Ceyhun adlı kitabında yazarla ilgili anıları topladı.
2.Deniz Gezmiş'ten Yaşar Kemal'e Portreler Oral Çalışlar Çağdaş Yayınları Deniz Gezmiş, Yaşar Kemal, Aziz Nesin, Yılmaz Güney, Mehmet Ali Aybar, Sabahattin Ali, Fikret Otyam, Panayot Abacı, Lefter ve... Bu kitapta onların öykülerini okuyacaksınız. Bütün bu portrelerin, bir dönemin güzel bir resini vereceğine inanıyoruz. Bazılarını yakından tanıdınız, bazılarının adını ise hiç duymadınız. Onlar bizi bize anlatıyor. Bir dönemin tanıklığını da içeren bu portreleri beğeneceğinizi umuyoruz.
sitemizde açık öğretim lisesi hakkında
bilgilere ulaşabilirsiniz açık ilköğretim ve açık öğretim fakültesi ders
notları sınav sonuçlarına ulaşabileceksiniz. Yeni eklenen bolümümüz olan Trafik
ve Ehliyet bölümünden ehliyet sınav sonuçlarına motorlu taşıtlar sınav
sorularını bulabilirsiniz.KPSS hakkında bilgilere Öss sınav sonuçlarına öss'de
çıkmış bütün soruları cevaplarına ulaşabilirsiniz.Orta öğretim Lise ve
Üniversiteye yeni giden öğrencilerin nerden burs alabileceklerini belirten bir
bölüm açtık. Açık öğretim kurumları halk eğitim merkezlerinden kayıt olabilyorsunuz ve bizde size yardımcı olmak için halk eğitim merkezlerinin
telefon ve adreslerinin olduğu bir bölüm açık Yazarlarımızı hakkında bilgilere
biyografilerine ulaşabileceksiniz.