Sizinde Ücretsiz Blog'unuz Olsun (Burayı Tıkla) - Oyun - Forum

 

             
Kategoriler
Kitap
AÖL Açık Öğretim Lisesi
Ingilizce
AÖF Açık Öğretim Fakültesi
Egitim Eğitim Hakkında
Roman
KPSS Kamu Personeli Seçme Sınavı
KPDS Kamu Personeli Dil Sınavı
Ehliyet Sınavi
ÖSYM
OKS
ÖSS
Tarih Bilimi
Sosyal Bilgiler
ÖSYS
Güzel Sözler Aşk mesajları
Etikletler Arama Sonucları
Sağlık
Edebiyat
Uluslararası İlişkiler
Burslar ve yurtlar
Yurt Dışı Eğitim
Öğretmen Bilgileri
AİO Açık İlköğretim Okulu
Coğrafya
En son alinan notlar
deneme
[November 20, 2008]

4 YILLIK DERSLERİN LİSTESİ
[November 19, 2008]

Açık Öğretim Lisesi Kitap ve Ders Notları
[November 19, 2008]

30/05/2008 6:23 pm
11. SINIF DİL VE ANLATIM DERSİ DEĞERLENDİRME TESTİ 1
1Öz Türkçe, ulusun birbiriyle anlaşmasının sesidir. Kara budunun bize söyleyeceği, bizim ona söyleyeceklerimiz var. Ulus işlerini yüklenmiş olanlar ulusa anlaşılır bir dille düşünüp söylemezlerse ulusalcılık bir kuru sözden başka ne olabilir?

Yukarıdaki parçanın anlatımında aşağıdaki aşağıdakilerden hangilerine başvurulmuştur?  

A) Tanık gösterme - Tanımlama 

B) Tanımlama - Örneklendirme

C) Betimleme - Tartışma 

D) Açıklama  - Öyküleme         

E) Tanımlama - Tartışma  

2.  Kitabın adının ‘Dert Yorumcusu’ olması bir tesadüf değil elbette. Hatta bu adlandırma, öyküler toplamının genelinin bir tematik vurgusu olarak algılanabilir. Dertler hep vardır; ancak onları anlatacağınız, başka bir deyişle onları yorumlatacağınız kişilerin kim olduğu önemlidir. Lahiri’nin, dünyasına girdiği ya da girmeye çalıştığı kişiler özellikle ikili ilişkilerde oldukça eksiklik taşırlar. Kaç kişi bir barmene, karısının evlilik yıldönümünde kendisine sadece bir süveter verdiğinden yakınabilir ki?   

Yukarıdaki parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmuştur?

 A) Tartışma                  B) Öyküleme             C) Betimleme       

D) Karşılaştırma            E) Tanık gösterme  

3.Kendi çağımızın ödevini, sorumluluğunu taşıyıp, “güzel yarınlar” için uğraş verdiğimiz sürece, doğa da insan  da temiz ve mutlu bir dünyada yaşayacak; bilinçli gelecek kuşaklar da hem kendi çağına, hem de yarınlara yönelik, atalarından kalan kalıtı, bir bayrak yarışçısı sorumluluğuyla kendilerinden sonraki kuşağa vermenin huzuru içinde olacaklardır. Gorki, “kuşlar nasıl uçmak için yaratılmışsa, insanlar da mutlu olmak için yaratılmışlardır. der. Düş kurmak bir yana, akılsal eğitim - öğretim sürecini işlevselleştirirsek, ne açlık, ne yoksulluk, ne de savaşlar kalır;  

 Yukarıdaki parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmuştur? 

 A) Öyküleme                B)Betimleme     C) Tanık gösterme

 D) Karşılaştırma          E) Tartışma

4.Bu romanımda, okuyucuyu biraz yormayı, biraz düşünmeyi istedim. Bu nedenle de, duygu, düşünce ve gözlemlerimi olduğu gibi önlerine sermekten kaçındım. Ve sözcüklerin çağrışım gücünden yararlanmaya çalıştım. Zaman zaman söz sanatlarına da başvurdum; tabii dilin doğruluğundan ödün vermeden… Ancak romanlarımı bitirdiğim zaman gördüm ki anlamı gizlemek adına, gereğinden çok sözcük oyunlarına yer vermişim.

Bu parçada söz söyleyen yazarın kendi eserinde gördüğü eksiklik, aşağıdakilerden hangisidir?

A)Akıcılık             B) Bütünlük          C)Sürükleyicilik       D)Yalınlık         E) Yoğunluk

5."Uzun uğraşlardan sonra aldığı bu zam onun rahatlamasına neden olmuştu." cümlesinde anlatım bozukluğunu oluşturan sözcüğü değiştirdikten sonra ortaya çıkan yeni anlatım bozukluğunun sebebi aşağıdakilerden hangisidir?


A) Tümleç eksikliği
B)  Yan cümle yüklemi eksikliği
C)  Ek yanlışlığı
D)  Yanlış anlamda kullanılan sözcük
E)  Tamlama yanlışlığı

6.Aşağıdakilerden hangisinde herhangi bir öğe eksikliğinden kaynaklanmayan bir anlatım bozukluğu vardır?

A) Öznenin ne olduğunu çok iyi biliyor fakat cümlelerde  bulamıyordu.
B) Derdini, bize anlattığın gibi gidip onu çözecek makama da  anlatmasını söyledi.
C)  Genellikle iyi geçinir, dost olurdu ama çok sıkı fıkı olmazdı asla.
D)  Yorum gücü gün geçtikçe azalıyor artık dergilerde pek kabul görmüyordu.
E)  Eserinin önsözünü çok özenerek yazmasına karşılık pek  okunduğunu söyleyemeyiz.

7 ''Eleştirdiği romanların, hikâyelerin ince ayrıntıları üzerinde uzun uzun çalışır ve yazarlara doğru yolu gösterirdi."

Yukarıdaki cümlenin anlatım bozukluğu aşağıdakilerden hangisi ile giderilir?


A) "romanların" kelimesinden sonra "incelediği" sözcüğü getirerek.
B) "ve" bağlacından sonra "eserini incelediği" söz grubu getirerek.
C) Bağlaçtan önceki yüklem "çalışırdı" şekline getirilerek.
D) "Eleştirdiği" sözcüğü "eleştirilen" şekline getirilerek.
E) "ince" sözü cümleden çıkarılarak.

8.Aşağıdakilerden hangisinde ünlü düşmesine uğramış bir sözcük yoktur?

 A)Çocuğun rengi sararıyor, kızarıyor bozarıyordu.

B)Ayrıntılara olan düşkünlüğüyle tanınan bir fotoğrafçıdır.

C)Olayın aslını astarını araştırmadan nasıl karar veriyorsun?

D)Bir fener olup yanmanın zamanı değil mi, zaman?

E)Şair ilk kitabını kızına ikinci kitabını oğluna ithaf etmiş.

 

9. Aşağıdaki cümlelerden hangisinin yükleminde bir ünlü düşmesi söz konusudur.

A)       Sabretmeyi bilmeyen, başarıyla hiç tanışamaz.

B)      Son derece savruk bir anlatımla yazıyorsun.

C)      Olanları benden hep gizlemişler.

D)      Bırak artık ağlamayı, sızlanmayı.

E)      Sıyrıldım tüm dertlerden ve sıkıntılardan.

 

10. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde “ki”nin yazımıyla ilgili bir yanlışlık yapılmıştır?

A)       Artık anladım ki, sensizliğe dayanamam.

B)       Şimdiki aklım olsaydı, öyle davranmazdım.

C)       Bu durumda kim kime ne desinki!

D)      Bak bizimki yine oyuncağını kırmış.

E)       Bu yılki ürün, geçen yılkine göre çok az.

11.Aşağıdakilerin hangisinde “– ki  ” ekinin veya “ki” bağlacının yazımıyla ilgili bir yanlışlık yoktur?

A)       Madem ki gelmeyecektin, niye bizi beklettin?

B)       Masadaki kalemi alıp cebine koydu.

C)       Desemki, vakitlerden bir nisan akşamıdır.

D)      Kenarda ki yoldan gidersek iyi olur.

E)       Soru sorduğu zaman, cevaplaki sussun.

12) Aşağıdaki eser - yazar eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır?

    A )  Ruşen  Eşref  Ünaydın : “ Atatürk’ü  Özleyiş”

   B )   Falih   Rıfkı  Atay : “Çankaya”

    C  Yakup  Kadri: Zoraki  Diplomat

    D ) Erdal  Öz . Allı  Turnam   

    E )  Nurullah Ataç _ Günlerin  Götürdüğü

13.Gazetelerin ya da dergilerin belli sütunlarında gündelik konuları bir görüş ve düşünceye bağlayarak yorumlayan yazlılardır. Bu türde, yazar ele aldığı konuyu kanıtlamak zorunda değildir; okuyucu da yazarın görüşlerine inanıp inanmamakta serbesttir.

Yukarıdaki parçada bahsedilen edebi tür aşağıdakilerden hangisidir?

A) Deneme      B) Fıkra           C) Makale       D) Eleştiri    E) Röportaj

14.  I. Bugün, diğerlerinden daha farklı bir gün benim için.

       II. Pencerem bir tuvalin çerçevesi gibi, ve bana bu tablo şimdi    sonbaharı anlatıyor.

       III. Bana böyle davranmış olması aramıza bir soğukluk girdiğinin göstergesi gibi.

      IV. Birazdan uyuyacağım ve yarınımın bugünkü gibi olmasını diliyorum.

       V. Aradan yıllar geçmiş olmasına karşın o üç sözcük aynı ses tonuyla çınlıyor kulaklarımda.

Yukarıda verilen tümcelerden hangisi bir “günlük”ten alınmış olamaz?  

A) I             B) II          C) III               D) IV            E) V

15.Aşağıdakilerden hangileri gazeteciliğin ortaya çıkmasıyla gelişmiş türlerdir?

A)Makale-fıkra-roman

B)Röportaj-anı-biyografi

C)Söyleşi-deneme-otobiyografi

D)Fıkra-makale-röportaj

E)Gezi yazısı-söylev-fabl

 

16.Aşağıdaki cümlelerin hangisinde anlatım bozukluğu vardır?

A)Arkadaşımın, kan beynine sıçramıştı ve ne söylediğini  bilmiyordu.

B)Çekingen bir yapısı olduğundan, risk almayı sevmezdi.

C)Bu hafta, maçların hiçbiri berabere bitmemişti.

D)Toplumun belirlediği kurallara herkes gibi sen de  uymalısın.

E)Çiftlikteki atların daha iyi bakılması gerekiyordu.

17. “Vurmak” sözcüğü aşağıdakilerin   hangisinde” olduğundan başka bir biçimde  çevirmek veya başka biçimde göstermek”    anlamında kullanılmıştır?

  A) Sen bakma onların vur patlasın çal oynasın      tavırlarına.

  B ) Sözlerinin son kısmını vurgulayınca   odadakilerin tavrı  değişti..

  C ) Avda vurdukları havanlar o gün gözüne   daha   farklı görünmüştü.

 D )  Parasızlıktan bıkınca o da işi deliliğe vurmaya   başladı.

  E )  Masaya yumruğu vurarak, bir şeylerin  değişmesi   gerektiğini  söyledi

18 -  Roman yazarı , eserini oluştururken toplumsal  yapıyı   çeşitli  açılardan inceler. 

        Cümlede kaç söz öbeği vardır?

    A ) I       B) 2          C) 3       D) 4       E) 5  

      

 1 9 - - Duygusuz ,umutsuz ,derin  bir   uçurum  bu      korku.

        Yukarıdaki dizede kaç tane türemiş s özcük    vardır?

       A)   1       B)   2     C)  3       D) 4     E) 5      

 

20 - Şimdi gene başka bir örnek alalım ( ) Ataç, Batı edebiyatından kimleri tutardı ( ) Bu da dikkate değer bir noktadır ( ) Bakınız bunlar kimlerdir ( ) Apuleius, Lukianos, Terentius ( )

                Yukarıda parantezle belirtilen yerlere, sırasıyla aşağıdakilerin hangisinde verilen noktalama işaretleri getirilmelidir? (

   A) (:), (?), (.), (:), (!)       B) (.), (?), (.), (.), (.)   

    C) (.), (?), (.), (,), (...)       D) (:), (?), (.), (.), (...)  

  E ) (:), (?), (.), (:), (...)  

21)Hatıra türündeki yazılarda aşağıdaki özelliklerden hangisi aranmaz?

 A)Yaşananları günü gününe yazma.

  B ı Geçmişte yaşananları yansıtma.

  C ) Birinci kişi ağzından anlatma.

  D ) İçtenlikle yoğrulmuş bir anlatım benimseme.

  E ) Gözlem ve izlenimleri aktarma.

22 ) Babamın anlattığına göre sıcak bir yaz gecesi doğmuşum. Kara kuru bir çocukmuşum. Bu yüzden çocukluğumda çok sevilmezmişim. Ben bunları pek hatırlamıyorum tabi. Hatırladığım en eski şey babamla at sırtında yaptığım gezilerdir. İlkokulu köydeki birleştirilmiş sınıfta bitirdim. Doğrusu beş yılın sonunda ancak okumayı öğretebilmişti öğretmenim bana. Sonra kasabadaki ortaokula gittim. Orada bir şeyler oldu sanki bana. Bir okuma aşkı sorma gitsin. Gelsin öyküler, gitsin romanlar..… Ortaokul bittiğinde neredeyse bütün klasikleri okumuştum.

Bu parça aşağıdaki yazı türlerinin hangisinden alınmış olabilir?

A ) Günlük            B) Deneme     C) Otobiyografi        

 D) Biyografi           E) Makale

23 ) Aşağıdaki cümlelerden hangisinde ünsüz değişimine örnek gösterilemez?

A)Hastalığının çaresi olmadığını o da biliyordu.

B)Banyodaki tarağın dişlerinden biri kopmuştu.

C)Doğanın bize sunduklarından yararlanmayı bilmeliyiz.

D)İşçiler kışın soğuğunda tarlalarda çalıştı.

E)Gücümüzü birlikte hareket etmekten alıyoruz biz

 

-24  Aşağıdaki cümlede  bırakılan  boşluğu  anlam bakımından  en uygu  biçimde  tamamlayan cümle hangisidir

  İnsanın  kendi ,,,,,,,,, gelişmesine ve başarısına katkıda bulunur.

  A ) Psikolojik ve  sosyolojik

  B ) doğal ve sosyal  çevresinin

 C ) dürtülerini  kontrol edememesi

 D ) özelliklerinin  farkında  olması

E ) düşüncelerine  değer vermemesi    

 

 25  – I.  Sürekli  parlayan  güneşi  sayesinde

        II. yarımadanın  güney  ucunda

        III.  binlerce  turisti kendine  çekiyor

      I V.  pek çok  ülkeden

       V.  yer alan şehir.

Yukarıdaki  sözler, kurallı  ve  anlamlı bir  cümle biçiminde  sıralandığında  hangisi  baştan birinci   olur 

A ) I..      B ) II       C ) III.        D) IV      E ) V.   E   

                                                                      Gönül  battal

                                                   Türk Dili ve  Edeb. öğretmeni


14/06/2008 7:12 am
doğru yazmak
Nasıl yazacağım?
Yazmaya başlarken bunu sorarız kendi kendimize. Çok basit kurallar, iyi yazmanızı sağlar. En azından yazdıklarınızın iyi görünmesini, iyi okunmasını sağlar. Bu iyi okunma ve görünme, kuşkusuz içerikle ilgili değil. Burada kastedilen biçimsellik. Yazarken biçimle ilgili uymamız gereken belli başlı bazı kurallar var. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

BUNLARI YAPIN
  • Mutlaka sık sık paragraf yapın. Paragrafsız bir yazı upuzun ve ürkütücü bir duvara benzer. Böyle bir duvarı kimse görmek istemez. Yazınızı da kimse okumak istemez.
  • Her noktalama işaretinden sonra, (yani virgül, nokta, üst üste iki nokta, soru ve ünlem işaretleri gibi) bir boşluk (yani espas) bırakın. Bunu yapmazsanız cümleleriniz ve sözcükleriniz karmakarışık bir koyun sürüsüne benzer. Hiç birini diğerinden ayıramazsınız.
  • Ne kadar sade yazarsanız o kadar güzel görüneceğinden emin olun. Yani mümkün olduğu kadar az noktalama işareti kullanın. Gereksiz tırnaklardan, parantezlerden, çizgilerden, şapkalardan kaçının. Noktalama işaretlerini sadece gerektiğinde ve zorunlu olduğunuzda kullanın ki onların da kıymeti bilinsin.
  • İmla kurallarına mutlaka uyun. O kurallar dilin birliğini ve düzenini sağlar. Yazdıklarınızın okuyan herkes tarafından anlaşılmasını sağlar. Bilmediğiniz bir imla kuralı olursa diye, yanınızda bir "imla kılavuzu" bulundurmanız sizi küçük düşürmez.
  • Kısa cümleler okunma açısından büyük avantaj sağlar. Tamam, uzun cümleler kurup ne kadar usta yazar olduğunuzu göstermek isteyebilirsiniz. Ama art arda sıralanmış onlarca sözcüğün insan beynine anlamlı bir mesaj göndermesi, birkaç sözcüğün göndermesinden daha zordur.
  • Artık çoğumuz bilgisayarlarda, klavyeleri kullanarak yazıyoruz. Yazı büyüklüğünüzün (yani punto) ve yazı karakterinizin (yani font), kullandığınız dile uygun olmasına özen gösterin. Çok küçük de olmasınlar, çok büyük de. Unutmayın yazınız binlerce bilgisayarda açılacak. Her yerde aynı düzenlilikte görünmesi, sık kullanılan yazı tipleri (font) ve normal ölçülerde bir punto seçmenizle mümkün olabilir.
  • Boşluklar çok önemlidir. Yukarıda her noktalama işaretinden sonra boşluk bırakmanız önerildi. Yazınızın bütününün biçimsel olarak sıcak görünmesi için, yanlardan, alt ve üstten de uygun boşluklar bırakmalısınız. Derli toplu bir görüntü, karmaşa karşısından her zaman avantajlıdır.
  • Yazıda bazı durumlarda başlık (yani belirleyici, vurgulayıcı sözcük ya da sözcükler) kullanırız. Bunların dikkat çekmesi için yazının bütününden farklı bir font ve punto ile yazılmaları gerekir.

    DOĞRU SÖZCÜKLER

  • İmla kurallarına mutlaka uymalısınız. Türkçe’de bazı sözcükler söylenişlerindeki kolaylık ve alışkanlığın yazı diline de yansıması sonucu yanlış yazılıyor. Bunları yaparsanız, yazınızı okuyan sizin için “acemi” diye düşünür. “Acemi” bir yazar olarak adlandırılmamak için şu sözcüklerin yazılışına mutlaka dikkat edin:
  • Yanlız değil yalnız yazmalısınız
  • Yalnış değil yanlış yazmalısınız
  • Çünki değil çünkü yazmalısınız
  • Herkez değil herkes yazmalısınız
  • Kurdela değil kurdele yazmalısınız
  • Meyva değil meyve yazmalısınız
  • Makina değil makine yazmalısınız
  • Sarımsak değil sarmısak yazmalısınız (Kaynak TDK Türkçe Sözlük)
  • Fasulya değil fasulye yazmalısınız
  • Ambülans değil ambulans yazmalısınız
  • Akedemi değil akademi yazmalısınız
  • Deklerasyon değil deklarasyon
  • Papuç değil pabuç yazmalısınız
  • Otobos değil otobüs yazmalısınız
  • Orjinal değil orijinal yazmalısınız
  • Konservatuar değil konservatuvar yazmalısınız
  • Alimünyum ya da aliminyum değil alüminyum yazmalısınız
  • Sovan değil soğan yazmalısınız
  • Kapora değil kaparo yazmalısınız
  • Prosedir değil prosedür yazmalısınız
  • traş ve heykeltraş değil tıraş ve heykeltıraş yazmalısınız
  • dokuman değil doküman yazmalısınız
  • Labaratuvar veya labaratuar değil laboratuvar yazmalısınız
  • Acenta değil acente yazmalısınız


    ESPAS

  • İmla kurallarımızın en çok ihlal edilenlerinden ya da yanlış kullanılanlarından biri ayrı yazılması gereken eklerin bir türlü yazılmamasıdır. Dahi (üsteleme) anlamına gelen de’ler, da’lar ve ki’ler kullanıldıkları sözcükten bir boşlukla (espas) ayrılır. Yani “Ben de geleceğim” yazmalısınız. “Bende geleceğim” yazarsanız yanlış olur. “Ben de” deki bu de eki dahi anlamındadır. “Öyle sevdim ki, kimse inanamadı” yazmalısınız. “Öyle sevdimki kimse inanamadı” yazarsanız yanlış olur.
  • Soru ekleri de bağlı oldukları sözcükten bir boşlukla ayrılır. Bu ekler mi, mı, mu şeklinde olabilir. Yani şöyle: “Ben de geleyim mi?” Burada “mi” bir soru ekidir. Yapayım mı, seveyim mi... Gibi...

    ÜNLÜ VE ÜNSÜZLER

  • Türkçe’de bazı harflere ünlü, bazılarına ünsüz denir. Sesli ve sessiz harfler tanımı da kullanılır. Sesli harfler a, e, i, ı, o, ö, u, ü’dür. Sessiz harfler ise kalan 21 harf. Sessiz harfler kendi aralarında "sert" ve "yumuşak sessiz" olarak ayrılırlar. f, ç, h, p, k, s, ş, t sert sessiz harflerdir. Kalan sessizler ise "yumuşak sessiz". Sert sessizlerle biten sözcüklere bir ek yapılacaksa, bu ek de mutlaka sert sesiz bir harfle başlamak zorundadır. Örneğin “otobüsdeki” sözcüğü yanlıştır. Çünkü otobüs'ün son harfi s sert sessizdir. Bu nedenle de ekinin "te" şeklinde kullanılması gerekir. Yani doğrusu “otobüsteki”. Peki, sert ve yumuşak sessizleri nasıl ayıracağız? Kullanabileceğiniz en basit yöntem “FISTIKÇI ŞAHAP” yöntemidir. Bu iki sözcükteki sesli harfleri çıkarın. Yani I’ları ve A’ları. Kalan harflerin tümü sert sessizlerdir. Eğer ekleyeceğiniz sözcüğün son harfi fıstıkçışahap’ı oluşturan sessizler arasında varsa, ek de sert sessizlerden, yani fıstıkçışahap içindeki harflerden (f. s, t, k, ç, ş, h , p) biri ile başlamalıdır.

    ŞAPKA VE ÜNLEM

  • Şapka inceltme ya da uzatma işaretidir. Bazı sesli harflerin üzerine konur. A, u, i gibi. Amacı, bu harfin uzatılarak ya da iki taneymiş gibi okunması gerektiğini göstermektir. Yani şapkalı bir a harfi gördüğünüzde bunu aa gibi okursunuz. Türkçe’ye özellikle Arapça ve Farsça dillerinden giren sözcüklerdeki anlam karışıklığını önlemek amacıyla uzatma işareti kullanmak gerekiyor. Hala yazdığınızda bu sözcüğün babanın kız kardeşini kastettiği anlaşılır. Ama hâlâ yazarsanız bu devam eden, süregelen, devam etmekte olan anlamındadır. Aynı şekilde kar yazarsanız, meteorolojik bir olay anlaşılır. Kazanmak, çoğaltmak, artırmak anlamına gelen kâr’ı kastediyorsanız kâr yazmalısınız. Uçurum anlamındaki yar ile sevgili anlamındaki yâr’i de bir şapka ayırır. Genel kural olarak şapka bu üç sözcükte kullanılır. Çünkü hala ile hâlâ'yı, kar ile kâr'ı, yar ile yâr’i birbirinden ayırmak gerekir. Ama örneğin reklam yazarken şapkalı da yazsanız, şapkasız da o sözcüğün reklam olduğu anlaşılır. Yazının sade olması bakımından gereksiz ve sık şapka kullanılmaması yerindedir. Yazıyı illa "süslemek" istiyorsanız kullanın.
  • Yine yazının sadeliği, kolay okunması bakımından sık sık ünlem işareti (!) ve soru işareti (?) kullanmak da gereksizdir. Kurduğunuz cümle zaten bir vurgu içermiyorsa siz sonuna istediğiniz kadar ünlem işareti koyun istediğiniz etkiyi sağlayamazsınız. Ama yeterli vurgu varsa, ünlem işareti koymaya bile gerek kalmaz.

    ŞU HAİN EKLER

  • Özellikle yabancı sözcükler ve kısaltmalara yapılan eklerde hatalı kullanım çok yaygın. Örneğin IMF kısaltmasına den, ye, nin benzeri ekler yapıldığında bu kısaltmanın orijinal okunuşuna göre mi, yoksa Türkçe okunuşuna göre mi ek yapılacağı kestirilemiyor. Doğrusu eki Türkçe okunuşuna göre yapmak. Yani IMF kısaltmasının son harfi "f" olduğuna göre yapılacak ekin de bu yumuşak sessiz harfe uygun olması gerekir. IMF’e (okunuş şekli orijinal ef’ten) yazılışı ya da söylenişi yanlıştır. Doğrusu IMF’ye (okunuş şekli Türkçe fe) olmalı.

    NE ZAMAN AYRI NE ZAMAN BİRLEŞİK ?

  • Türkçe’de 1980 döneminde başlayan ayrı mı yazmalı, birleşik mi yazmalı konusundaki kaos hâlâ sürüyor. Örneğin "karabahtım" mı yazılmalı, "kara bahtım" mı yazılmalı gibi. Bu tartışmanın temelinde sözünü ettiğimiz dönemde ülkemizdeki dilbilimciler arasında ortaya çıkan "öztürkçe", "canlı ya da yaşayan Türkçe" bölünmesi yatıyor. Öztürkçe’yi savunanlar genellikle birleşik, "yaşayan Türkçe"yi savunanlar ise ayrı yazımdan yanadır. Genel kural olarak, eğer iki ayrı sözcük birleşip yeni ve bambaşka anlamlı bir sözcük oluşturuyorsa birleşik yazılmalıdır. Örneğin, sivrisinek, anamuhalefet, karabasan, kardelen, tümdengelim, ortaokul, altyapı, üstgeçit, karadelik gibi...

    GELİYİM Mİ, GELEYİM Mİ ?

  • Sık yapılan yanlışlardan biri de bu. Yani soru eklerindeki ilgeçlerin (edatların) yanlış kullanımı. Geliyim mi, söyliyeyim mi, ağlıyayım mı, başlıyayım mı, yatırıyım mı demek ya da yazmak yanlıştır. Doğrusu geleyim mi, söyleyeyim mi, ağlayayım mı, başlayayım mı, yatırayım mı olmalı...

    ŞİİR VE NOKTALAMA İŞARETLERİ

  • Sık yapılan bir başka hata şiirlerde dize sonlarında virgül kullanılması. Yapısı gereği şiirde bir dize ya bir cümledir ya da alt dizelerde tamamlanacak olan bir cümlenin parçasıdır. Bir cümle olması halinde dize sonuna virgül değil nokta konulur. Ki bu da şiirin görselliği, estetiği ve anlatım kaygısı bakımından illa gerekmez. Ustaların noktalama işareti kullanmadan yazdığı pek çok güzel şiir olduğunu hatırlayın. Bir cümlenin parçası olması halinde ise her dizenin sonuna virgül koymak, bir yandan anlamı karmaşıklaştırır, söylemi zayıflatır, bir yandan da görselliği içinden çıkılmaz hale getirir. Eğer şiirde bölünmüş bir cümleden oluşan birden çok dize varsa, anlamı zayıflatmamak, söylem kaybının önüne geçmek amacıyla virgül kullanılabilir. Ama "bu dize bitti, cümle bitmedi, alt dize ya da dizelerde sürüyor" mantığıyla her dize sonuna virgül koyarsanız estetiktek, içerikten ve okuma kolaylığından ödün vermiş olursunuz.

    BOL NOKTA BOL HATA

  • Türkçe imla kılavuzunda "yan yana iki nokta" şeklinde bir noktalama işareti yok. Ama "yan yana üç nokta" Türkçe imlasında yer alan bir noktalama işareti. Bunu unutmayın. Milli edebiyat akımının ilk dönemlerinde Latin alfabesine geçişin karmaşası içinde kimi yazarların kullandığı "yan yana iki nokta" yanlışı kısa sürede düzeltildi. Çoğu zaman düzyazıda, özellikle şiirde yapılan bir başka nokta hatası "yan yana üçten çok nokta" ya da "sıralı nokta" koymak. "Sıralı noktalar", kural olarak, bir metinde "bilerek ya da eksik bilgilenme nedeniyle" atlanan veya çıkarılan bölümleri belirtmekte kullanılır. Ya da bir yazının içine herhangi bir metinden bir bölüm alındığında, alınan bölüm metnin başından değil başka bir yerinden başlıyorsa, bunu belirtmek için "sıralı nokta" kullanılır. Siz, şiir ya da düzyazınızdaki cümlelerin sonuna "anlamı ve söylemi güçlendirme" kaygısıyla "üçten fazla" noktayı sıralarsanız, ortaya çıkan anlam budur: Yani kastınızdan çok uzak ve tümüyle yanlış bir anlam.

    NİDÂ'YI NÂDİM ETMEYİN

  • Nidâ, bildiğiniz gibi, ünlem işareti. Bu tür düşünce, duygu ve fikirleri içeren cümlerin sonlarında korku, şaşkınlık, hayret, üzüntü benzeri güçlü duyguları belirtmek için konulur. Bağırma, haykırma, isyan etme, zafer düzeyindeki bir sevinci belirtme gibi güçlü duguysallık ve şiddet içeriği bulunan cümleler de ünlem işaretiyle bitirilir. Bilinmeyen, belirlenemeyen, anlam verilemeyen durumların ifade edildiği cümlelerin sonuna bunu vurgulamak amacıyla yine ünlem işareti konulur.
  • Sık yapılan bir hata, ya da yanlış anlama nedeniyle başvurulan bir yöntem, bu tür cümlelerde güya anlamı güçlendirmek, vurguyu artırmak amacıyla art arda ünlem işaretinin kullanılması. Oysa art arda iki ya da üç ya da dört ya da daha fazla ünlem işareti Türkçe'nin noktalama işaretleri arasında yer almaz. Ünlem işareti bir kez kullanılır ve istenilen vurguyu yapar. Eğer cümleniz zaten doğuştan vurgusuzsa sizin art arda ünlem işareti koymanız onu ne güçlendirir ne de kurtarır. Olsa olsa zayıflığını iyice ortaya çıkarır. Bir yandan da bu kadar kalabalık "nidâ" bir "nidâ"yı "nâdim" eder. Yani üzer.
  • arama sitesi


  • 14/06/2008 7:16 am
    Halk Edebiyatı
    TANIM

  • Yazı dili olmayan toplumlarda sözle aktarılan kültür birikimi halk edebiyatını oluşturur. Bütün toplumlar belli dönemlerde bu tür ürünler vermiştir. Halk edebiyatı gelişmiş toplumlarda da yazılı edebiyatla birlikte varlığını sürdürür. Halk edebiyatının başlıca biçimleri halk şarkısı, halk türküsü, halk öyküsü, söylenceler, atasözü, bilmeceler ve büyülerdir.

    TÜRK HALK EDEBİYATI

  • Türklerin İslam dinini kabul etmelerinden sonra, halk arasında İslam öncesi Türk edebiyatı geleneğinin sürdürülmesiyle gelişen edebiyat türüdür. Türklerin İslam öncesi toplumsal yaşamlarında yönetenler ve yönetilenler arasında anlayış, düşünce ve ideal bakımından büyük farklılıklar yoktu. Ozanların sazla çalarak söyledikleri aşk ve doğa şiirleri, destan ve sagular bütün Türklerin duygularına sesleniyordu.
          İslamiyet’in kabulünden sonra bu birlik bozuldu. Kentlerde kurulan medreselerde yetişenler kendilerini halktan ayrı tutmaya başladılar. Ayrıca yönetim, siyaset ve askerlik alanındaki etkinlikleri nedeniyle bazen devlet ve saray korumasında olan bir sınıf ortaya çıktı.
          Divan Edebiyatı bu kesimden insanların duygu, düşünce ve zevklerini yansıtırken, Halk Edebiyatı bunların dışındaki kitlelerin beğeni, düşünce ve ideallerini yansıtma aracı oldu. Ama gerçek anlamda halk edebiyatı kavramı ancak 2’nci Meşrutiyet’ten sonra yerleşti ve halk geleneklerinin ürünleri olan yapıtlar bu dönemden sonra "Halk Edebiyatı" olarak adlandırılmaya başlandı.
          Bu yapıtlar, genellikle öğrenim görmemiş köylüler, kasabalılar ya da kentliler ile yeniçeri ve tekke çevreleri gibi yine halktan kopmamış zümreler arasında, zaman içinde dinin, tasavvufun, tarikatların ve Divan Edebiyatı’nın etkisiyle değişikliklere uğramış eserlerdir.
          İslamiyet’in kabulünden sonra anonim halk edebiyatının temel ürünleri sayılan atasözü, destan, masal, bilmece, mani, türkü, ağıt, mesnevi gibi türlerde büyük gelişme görüldü. Türk Halk Edebiyatı’nın ilk gerçek örnekleri Karahanlılar döneminde ortaya çıktı.
          Kaşgarlı Mahmud’un "Divanü Lügati’t Türk" adlı eserindeki manzum örnekler Türk halk şiirinin temel biçimi olan dörtlüklerle söylenmiş ve genellikle yedili, sekizli ve on ikili hece ölçüleriyle düzenlenmişti. Bu eserde atasözleri de bulunuyordu. Yine Karahanlılar döneminde oluşmuş "Satuk Buğra Halk Destanı" ve 11 ve 12’nci yüzyıllarda Türkistan’da Yedisu bölgesinde doğduğu sanılan eski Türk destanlarından motifler taşıyan Manas Destanı da bu dönem halk edebiyatının önemli eserleri arasındadır.

    HECE
  • Türk Halk Edebiyatı nazımda hece ölçüsüne (veznine) dayanır. Bu nedenle hece ölçüsünün tanımlanması gerekir. Hece, tek bir sesli hafrten ya da bu sesli harfin başına ya da sonuna gelen bir ya da birden çok sessiz harften oluşan ses öbeğidir. Örneğin, o, ot, bir, git, kırk gibi. Kapalı ya da engelli denilen heceler sessiz harfle, açık ya da engelsiz heceler sesli harfle biter.

    HECE ÖLÇÜSÜ (VEZNİ)

  • Şiirde mısralardaki hece sayısının eşit olmasına dayanan ölçüdür. Türkçe’nin yapısına uygun bir ölçüdür. Hecelerin sayısı parmakla sayıldığı için "parmak ölçüsü" adıyla da bilinir. Türkçe’de heceler uzunluk kısalık bakımından hemen hemen aynı değerdedir. Bu yapısal özellik şiirde hece ölçüsünün kolayca kullanılmasına imkan verir. İlk yazılı Türk edebiyatının ürünleri olarak bilinen Göktürk Yazıtları’nda şiir bulunmamasına rağmen şiirsel özellikler taşıyan ve hece ölçüsüne uyan bölümler vardır. Kaşgarlı Mahmud’un Divanü Lugati’t Türk eserindeki şiirler de hece ölçüsüyle yazılmışlardır. Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra divan edebiyatı ve aruz ölçüsünün yaygınlaşması hece ölçüsünün yalnızca tekke ve aşık edebiyatına özgü bir ölçü olmasına yol açtı.
          Hece ölçüsünde kalıbı dizelerdeki hecelerin sayısı belirler. Her dizesinde 11 hece bulunan bir şiirin kalıbı "11’li hece ölçüsü" olarak gösterilir. Bir hecenin belli bölümlere ayrılmasına "durgulanma", bu bölümlerin okuma sırasında hafifçe durularak vurgulanan yerlerine de "durak" denir. Kalıplar 2’liden başlayarak 20’lilere kadar çıkar. Az heceli, yani 2’liden 6’lıya kadar kalıplar tekerleme, atasözü, bilmece gibi ürünlerin şiirsel parçalarında uyum öğesi olarak yer alır. Bu tür kısa kalıpların durakları dizenin sonundadır.
          Hece ölçüsünde durağın önemi büyüktür. Bir kalıp en az 2, en çok 5 duraklı olabilir. Bir durakta bulunan hece sayısı ise 1 ile 10 arasında değişir. Hece kalıpları duraklar ve duraklardaki hece sayıları bakımından bölümlenir. Bu kalıplar içinde en çok kullanılanlar 7’li, 8’li, 11’li ve 14’lü olanlardır. 7’li ölçü daha çok mani türünde kullanılmıştır. 8’li kalıp semai, varsağı, destan ve türkülerin ölçüsüdür. 11’li ölçü ise başta koşma ve destan olmak üzere aşık ve tekke debiyatı şiirlerinde kullanılmıştır. 14’lü hece ölçüsüne ise daha çok tekke şiiri ve çağdaş Türk şiirinde rastlanır.

    Tasavvuf ya da tekke edebiyatı
  • Halk edebiyatının "tasavvufi halk edebiyatı" ya da "tekke edebiyatı" denilen türü 12’nci yüzyılda Ahmed Yesevi ile başladı. Ama Anadolu’nun bu alandaki ilk ve en büyük şairi Yunus Emre’dir. Anadolu’da 19'uncu yüzyıla değin çeşitli tarikatlarla gelişen bu edebiyat geleneğinin sürmesinde en önemli rolü Alevi-Bektaşi ve Melami-Hamzavi şairler oynadı.
          Tekke edebiyatı şairleri, yalın bir dille, hece ölçüsüyle ya da aruzun heceye yakın yalın kalıplarıyla şiirler yazdılar. Tekke şiirinin genel adı, özel bestelerle okunan ve tarikatlara göre değişik isimlerle anılan ilahilerdi. Nazım birimi dörtlüktü. Ama gazel biçimde yazılmış ilahiler de vardır. Bu edebiyatın düzyazı biçimini ise evliya menkıbeleri, efsaneler, masallar, fıkralar ve tarikat büyüklerinin yaşamlarını konu alan yapıtlar oluşturur.

    Âşık edebiyatı
  • Halk edebiyatının aşık adı verilen halk sanatçılarının ürünlerinden oluşan ve 16’ncı yüzyılın başlarında ortaya çıkan "aşık edebiyatı" türünde ise söz ve müzik birbirini tamamlayan iki unsurdur. Günümüzde varlıklarını sürdüren aşıklar, bir yandan eski destan geleneğini yaşatırken, bir yandan da doğaçlama aşk şiirleri söyler, başka sanatçıların ürünlerini yayar, çeşitli törenlerde bir eğlence unsuru olarak yer alırlar. Aşık şiirinin nazım biçimi de dörtlük olmakla birlikte dize sayısı çoğalıp azalabilir.
          Bu edebiyatın başlıca türleri destan, güzelleme, taşlama, koçaklama, ağıt ve muammadır. Genellikle yalın ve yapmacıksız bir dil kullanılan aşık şiirinde yinelemeler, boş tekerlemeler, ölçü ve uyak tutturmada kolaylık sağlayan yakıştırmalar bulunur.

    Aşıklarımız
  • Aşık edebiyatının en büyük şairleri 16 ve 17’nci yüzyılda yetişti. Bunlar arasında Aşık Ömer, Gevheri, Katibi, Kayıkçı Kul Mustafa, Şahinoğlu, Katip Ali, Karacaoğlan, Üsküdari, Aşık Halil, Aşık Ali, Aşık Mehmed sayılabilir. 18’inci yüzyılın aşık şairleri arasında ise Kabasakal Mehmed, Levni, Kıymeti, Mecnuni ve Nuri sayılabilir. Bayburtlu Zihni, Dertli, Seyrani, Tokatlı Nuri, Erzurumlu Emrah, Ruhsati, Sümmani, Celali, Muhibbi, Dadaloğlu, Beyoğlu, Seyyit Osman 19’uncu yüzyılan aşık şairleridir. 20'nci yüzyılda ise sönmeye yüz tutan aşık edebiyatı Mazlumi, Kahraman, İrşadi, Mesleki, Talibi, Karamanlı Gufrani, Aşık Ali İzzet ve Aşık Veysel gibi şairlerle bir gelenek olarak varlığını sürdürdü.

    Halk edebiyatında düzyazı
  • Türk Halk Edebiyatı’nın düzyazı alanındaki öyküler, Türk, Arap ve İran-Hint kaynaklı olmak üzere 3 grupta toplanır. Türk kaynaklı öyküler arasında Dede Korkut, Köroğlu, Danişmendname gibi serüven-kahramanlık öyküleri, Kerem ile Aslı, Aşık Garip, Karacaoğlan ile İsmigan Sultan, Emrah ile Selvihan gibi aşıkların yaşam öyküleri çevresinde gelişen öyküler yer alır. Doğu Anadolu’da kaside adı verilen küçük öyküler, Güney Anadolu’da bozlaklar, meddah öyküleri ve Nasreddin Hoca fıkraları da halk edebiyatının düz yazı örneklerindendir. Yusuf ü Züleyha, Ebu Müslim, Battalname, Leyla ile Mecnun da Arap kaynaklı öykülerin en yaygın olanları ve bilinenleridir. Hint-İran kaynaklı öykülerin en ünlüleri arasında Ferhat ili Şirin ve Kelile ve Dimne sayılır.


    TÜRLER

    Düzyazı türleri

    Destan
  • Kahramanlarının olağanüstü eylemlerini coşkulu, törensel bir üslupla anlatan ve genellikle birkaç bölümden oluşan manzum yapıtlardır. Destanlar ve destansı öyküler ilkçağlardan beri dünyanın her yerinde gelenekleri sonraki kuşaklara aktarmak için kollektif olarak yaratılmış edebi biçimlerdir. Halk edebiyatında Yaradılış Destanı, Karahanlılar döneminde oluşmuş "Satuk Buğra Halk Destanı", 11 ve 12’nci yüzyıllarda Türkistan’da Yedisu bölgesinde doğduğu sanılan Manas Destanı, Oğuz Kaan Destanı, Dede Korkut Kitabı, Cengiz Han Destanı, Timur Destanı, Danişmend Gazi Destanı ve Battal Gazi gibi destanlar günümüzde bile bilinirler.

    Kahramanlık öyküleri
  • Soylu savaşçıların ve hükümdarların kahramanlıklarını dramatik bir üslupla işleyen öykülerdir. Konuları, bakış açıları ve üsluplarıyla kahramanlı şiirinin düzyazıdaki karşılığıdır. Sözlü ve yazılı olabilirler. Anlatılmak üzere üretilmişlerdir. Bu tür öykülerde sözlü gelenekteki birçok kalıp kullanılır. Türk Edebiyatı'nda bu tür öykülere sık rastlanır. Sözlü gelenekteki destanların yanı sıra Hazreti Muhammed’in zaferleri, Hazreti Ali’nin devlerle çarpışması ve inanılmaz kahramanlıkları konu alan halk öyküleri vardır.

    Masal
  • Hayal ürünü olan, bilinmeyen bir zamanda geçen, anlatılanlara inandırmak iddiası bulunmayan anlatım türüdür. Dinleyicinin dikkatini masalda toplayabilmek için masalın başında, sonunda ve bazen uygun görülen yerlerde masal tekerlemeleri söylenmektedir.

    Hikaye
  • Kaynağını gerçek yaşamdan alan, anlatıya sazın-ezginin eşlik ettiği, ses ve mimiklerin kullanıldığı uzun soluklu anlatım türüdür. Boyutları açısından ikiye ayrılırlar: 1. Efsaneden, masaldan ya da gerçek yaşamdan alınmış, bir tek olay çevresinde geçen yapısı basit, kısa hikâyelerdir. Türküleriyle birlikte en çok iki saatlik anlatma süresi vardır. 2. Daha çok kalabalık kişileri, birbiri ardından gelen beklenmedik durumları ve bunun sonucu olarak da az çok çapraşıklaşan olayları birbirine ekleyerek anlatıya uzun bir süre sağlayan hikâyeler. Bu hikâyeler 1-7 gece devam edebilir.

    Evliya menkıbesi
  • Bu türün geniş açıklaması için www.edebiyatturk.net "divan edebiyatı" bölümüne başvurabilirsiniz.

    Halk öyküsü
  • Geleneksel bir içeriği olan, kuşaktan kuşağa sözlü olarak aktarılan öykülerdir. Söylencelerle halk öyküleri arasında kesin bir ayırım yoktur. Kimi öyküler söylence olarak gelişmiş, aktarılmıştır. Çeşitli öykü türlerinde belli motifler, örneğin hayvanlar, sınamalar, belli kalıp olaylar yer alır. Halk öykülerinin başlıca türleri masallar, efsaneler, dini kişilerle ilgili anlatılanlar, hayvan öyküleri, kahramanlık öyküleri ve fıkralardır.

    Fıkra
  • Yaşamsal olaylardan hareketle anlatılan, anlatılanlardan bir sonuç çıkarma amacında olan, nükte, hiciv, mizah unsuru barındıran kısa sözlü ürünlerdir.

    Atasözü
  • Atalarımızdan günümüze kadar ulaşan, belirli bir yargı içeren, söyleyeni belli olmayan düz konuşma içinde kullanılan sözlerdir.

    Deyimler
  • Asıl anlamlarından uzaklaşarak yeni kavramlar meydana getiren kalıplaşmış sözlerdir. İki veya daha çok kelimeden kurulu bir çeşit dil ifadesi olan bu sözler, duygu ve düşüncelerimizi dikkati çekecek biçimde anlatan isim, sıfat, zarf, basit ve birleşik fiil görünüşlü gramer unsurlarıdır.


    NAZIM TÜRLERİ

    Kahramanlık şiirleri
  • Yine soylu savaşçılarla, hükümdarların kahramanlıklarını ağırbaşlı, yüce, dramatik bir üslupla, belirli biçimsel kurallara bağlı kalarak anlatan şiirlerdir. Genellikle tek tip çalgı eşliğinde okunur ya da hal şarkısı olarak söylenirler. Halk ozanlarının yapıtları aracılığıyla kuşaktan kuşağa nakledilirler. Halk edebiyatında yiğitlik, yurt sevgisi gibi konuları ya da tarihsel olayları coşkulu bir anlatımla işleyen kahramanlık şiirleri vardır. Şiir, destan ve koçaklama türünde yazılmışlardır.

    Halk şarkısı
  • En eski halk edebiyatı biçimlerinden biridir. Sözlü gelenek içinde yaşayan, daha çok duyarak, yani kulaktan öğrenilen ve alilerle sınırlı toplumsal gruplar içinde yayılan şarkılardır. En belirgin özelliği, günlük yaşamdaki etkinliklerle yakın ilişkili olmasıdır. Köylerde bu tür etkinlikler ekin, hasat, harman, iplik eğirme, dokuma, bebek uyutma, içki, oyun oynama gibi etkinliklerdir. Halk şarkılarının haber ve dedikodu iletmek, yerel tarihle, aile kütüklerini belgelemek, bir topluluğun bilgi ve edebiyat birikimini korumak, sürdürmek gibi işlevleri de vardır.

    Koşma
  • Halk edebiyatımızda doğa, aşk, ölüm, ayrılık, yiğitlik, toplumsal olaylar gibi konuların işlendiği en sık kullanılan şiir türü. Dörder dizelik bendlerden oluşur. Bend sayısı genellikle 3, 5 arasındadır. Hece ölçüsünün 6+5 veya 4+4+3 duraklı 11’li kalıbıyla yazılır. Şair koşmanın son bendinde ismini ya da mahlasını söyler. Koşmalar dile gitirilen duygular ve söylenişlerine göre koçaklama, güzelleme, taşlama, ağıt gibi isimler alır. Karşılıklı konuşma şeklinde yani "dedim" "dedi" diye başlayan dizelerle de söylenebilir. Bu tür koşmalara "mürâcaa" ismi verilir. Bütün kafiyeleri cinaslı olan koşmalara "tecnis" denir.



    ÖRNEK TECNİS KOŞMA:

    Derd-i dilim arttı yârimin derdim
    Seksende doksanda yüzde seyr eyle
    Gonca güllerini yârimin derdim
    Gerdanda dudakta yüzde seyr eyle

    Sel gelince yıkılırmış yar dedim
    Al hançeri vur sineye yâr dedim
    Yeter cevr ü cefa etme yâr dedim
    Cism ü bedenimi yüz de seyr eyle

    Çeşmîyâ bin gazel yazdım dîvâne
    El bağladım yâre durdum dîvâne
    Dedi var yıkıl git behey dîvâne
    Aşkın deryasında yüz de seyr eyle

    Çeşmi

    Koşmalar ezgilerine göre ve yapılarına göre olmak üzere ikiye ayrılır.
    Ezgilerine göre koşmalar: Özel bir zegiyle okunurlar ve hece sayısı dikkate alınmaz. Ankara koşması, Acem koşması, Kerem, kesik Kerem, Gevherî, Sümmâni koşması gibi.
    Yapılarına göre koşmalar: Koşmalar yapılarına göre 7’ye ayrılır.
    Düz koşma: Âşık edebiyatında en sık kullanılar tür. Adi koşma olarak da adlandırılır.
    Yedekli koşma: İki şekli vardır. İlki koşma-mani halidir. Koşma bendlerinin arasına aynı kafiyede bir bayati bendi ya da 7 heceli bend girer. İkincisi yedekli 5’li koşma diye adlandırılır. 8’li hece ölçüsüyle yazılır. İlk bend 5, ikinci ve yedek sayılan bend 4 dizelidir.


    Musammat koşma: Divan edebiyatındaki musammat gazele benzer. İç kafiyeli koşmalardır. Her dizenin birinci ve ikinci kısımları kafiyelidir. 6+5 duraklı kalıpla yazılır.



    Ayaklı koşma: İlk bendin dize sonlarına, diğer bendlerin ise sadece son dizelerine ziyade eklenerek oluşturulur. Ziyadeler 5 hecelidir. Genellikle musammat koşma şeklinde yazıldıklarından musammat ayaklı koşma da denir.


    Zincirleme koşma: Bendlerinin dördüncü dizesinin kafiyesi bir sonraki bendin ilk dizesinin başında tekrarlanan koşmalardır. Genellikle destanlarda kullanılır.



    Zincirleme ayaklı koşma: Zincirleme koşmalara ziyadeler eklenerek yazılır.
    Koşma şarkı: Her bendinin dördüncü dizelere aynı olan kavuştaklı koşmalardır.


    Türkü
  • Türkiye’nin sözlü geleneğinde, bir ezgi ile söylenen halk şiirinin her çeşidini göstermek için en çok kullanılan ad "türkü"dür. Özel durumlarda ya da ezginin, sözlerin çeşitlemesine göre ninni, ağıt, deyiş, hava adları da kullanılmaktadır. Türk halk edebiyatı nazım şekli ve türüdür. Ezgisi yönüyle diğer halk şiiri türlerinden ayrılır. Türküler genellikle anonimdir. İsimleri bilinen saz şairlerinin söyledikleri de giderek halka mal olmuştur. İlk türkü söyleme "Türkü yakmak" diye anılır. Türkü adı Türk sözcüğüne Arapça "ı" eki eklenmesiyle ortaya çıkmıştır. "Türk’e özge" anlamına gelir.
          Türkü, Türk halk şiirinin en eski türlerindendir. Bu kelime ilk defa XV. Yüzyılda Doğu Türkleri tarafından kullanılmıştır. Hikmet Dizdaroğlu, Anadolu’da türkünün ilk örneğini Öksüz Dede’nin verdiğini belirtir. Türküler genellikle hece vezninin 7, 8 ve 11’li kalıplarıyla kıtalar halinde söylenir. Her kıta türkünün asıl sözlerinin bulunduğu bend ile nakarattan meydana gelir. Nakarat her bendin sonunda tekrarlanır. Bu kısım bağlama veya kavuştak diye de bilinir. Türküleri kesin ayrıma sokmak güçtür. Bir yörede yakılan türkü diğer bir yöreye şekli ve söyleniş biçimi değişerek geçebilir. Türküler ezgilerine, konularına ve yapılarına göre ayrılır.
    1. Ezgilerine Göre Türküler
    a. Usulsüzler: Uzun havalardır. Divan, koşma, hoyrat gibi çeşitlere ayrılır.
    b. Usullüler: Oyun havalarıdır. Bu türe Konya’da oturak, Urfa’da kırık denilir.
    2. Konularına Göre Türküler:
    Ninniler ve çocuk türküleri, tabiat üzerine türküler, aşk türküleri, kahramanlık türküleri, askerlik türküleri, tören türküleri, iş türküleri, eşkıya türküleri, acıklı olaylarla ilgili türküler, güldürücü türküler, karşılıklı söylenen türküler, oyun türküleri, ağıtlar.
    3. Yapılarına Göre Türküler:
    a. Mani kıt’alarından kurulu türküler: Birbirleriyle ilgili konularda söylenmiş manilerin sıralanarak ezgiyle okunmasından meydana gelir.
    b. Dörtlüklerle kurulu türküler.

    ÖRNEK:

    HAVADA BULUT

    Havada bulut yok bu ne dumandır
    Mahlede ölüm yok bu ne figandır
    Adı Yemen’dir gülü çemendir
    Giden gelmiyor acep nedendir

    Burası Muş’tur yolu yokuştur
    Giden gelmiyor acep nedendir

    Kışlanın önünde redif sesi var
    Bakın çantasına acep nesi var
    Bir çift kundurayla bir de fesi var

    Adı Yemen’dir gülü çimendir
    Giden gelmiyor acep nedendir
    Burası Muş’tur yolu yokuştur
    Giden gelmiyor acep nedendir

    HAM MEYVE

    Çamlığı başında tüter bir tütün
    Acı çekmeyenin yüreği bütün
    Ziyamın atını pazara çekin
    Gelen geçen Ziyam ölmüş desinler

    Uzun olur gemilerin direği
    Yanık olur anaların yüreği
    Ne sen gelin oldun ne ben güveyi
    Onun için açık gider gözlerim

    Ham meyveyi kopardılar dalından
    Beni ayırdılar nazlı yârimden
    Eğer yârim tutmaz ise elimden
    Onun için açık gider gözlerim

    Benim yârim yaylalarda oturur
    Ak ellerin soğuk suya batırır
    Demedim mi nazlı yârim ben sana
    Çok muhabbet tez ayrılık getirir

    Taşlama
  • Bir kimseyi yermek veya toplunun bozuk yönlerini iğneleyici bir dille eleştirmek için yazılan şiir. Halk edebiyatı nazım türüdür.


    Tekerleme

  • Sözlüklerde "ağızda yuvarlanan söz, saçma sapan söz, eşsesli kelimelerle kurulu konuşma" anlamlarına gelen tekerleme masal, hikaye, bilmece, halk tiyatrosu gibi bazı edebi türler içinde veya bağımsız olarak söylenen ölçülü ve kafiyeli sözlerdir. Çokluk çocuk folklorunda hoşça vakit geçirmek, konuşma kabiliyeti kazanmak, oyunlarda eş ve ebe seçmek için bu yola başvurulur. Masal tekerlemesi, oyun tekerlemesi gibi adlar alırlar. En çok çocuk oyunlarında, masalların baş, orta ve sonunda söylenirler. Yöreye göre değişik isimle de söylenirler. Doğu Anadolu’da döşeme, Güney Anadolu’da sayışma denir. Karagöz ve ortaoyununda muhavere, çocuk oyununda ebe, çıkarmada ise sayışma diyebiliriz. Türk edebiyatında ilk tekerleme örneklerine XI. yüzyıldan itibaren rastlanır. Divanü Lügati’t Türk’te bazı tekerlemeler yer alır.

    ÖRNEK TEKERLEME:

    Yağ yağ yağmur
    Tarlada çamur
    Teknere hamur
    Ver Allahım ver
    Sellice yağmur

    Evvel zaman içinde
    Kalbur zaman içinde
    Deve tellal iken
    Sinek berber iken
    Ben annemin babamın beşiğini
    Tıngır mıngır sallar iken
    O yalan bu yalan
    Fili yuttu bir yılan
    Bu da mı yalan...

    Tekerleme

  • Âşık fasıllarında, saz şairlerinin yaptıkları şiir yarışmaları. Halk dilinde tekerleme, âşıklar arasında tekellüm olarak adlandırılır. Bu tür şiirler ya söylenmesi zor sözcüklerden meydana getirilir ya da darayak şeklindedir. Ayak daraldıkça kafiye bulmak zorlaşır. Âşıklardan biri fasal aralarında tekerlemeye başlar ve yeni bir ayak açar.
     


    Mani
  • Başta aşk olmak üzere hemen her konuda yazılabilen bir halk edebiyatı nazım türü. Çoğunlukla 7 heceli dört dezilek bir bendden meydana gelir. Ama dizeleri 4-5-8-10-14 heceli kalıplarla söylenmiş maniler de vardır. Birinci, ikinci dördüncü dizeler birbirleriyle kafiyeli, üçüncü dize serbesttir. Yani kafiye dizilişi aaxa'dır. Aaaxa düzeninde maniler de var. İlk iki dize hazırlık dizeleridir. Son iki dize ile anlam bağlantısı yoktur. Asıl anlatılmak istenen son iki dizede verilir. Bir çok mani çeşidi vardır. En çok kullanılanlar düz ya da tam mani, kesik mani, cinaslı mani, yedekli mani, artık mani’dir.
    Düz mani: Yedişer heceli dört dizeden oluşur. Kafiyeleri çokluk cinassızdır.

    ÖRNEK MANİLER:

    Akşamlar olmasaydı
    Badeler dolmasaydı
    Yâr koynuna girince
    Hiç sabah olmasaydı

    A benim bahtiyarım
    Gönülde tahtı yârim
    Yüzünde göz izi var
    Sana kim baktı yârim

    Anne demeye geldim
    Kaymak yemeye geldim
    Meramım kaymak değil
    Yâri görmeye geldim

    Bağlarında üzüm var
    Mor şalvarda gözüm var
    Kaçma yârim uzağa
    Sana bir çift sözüm var

    Dağlarda gezer oldum
    Okuyup yazar oldum
    Ben bir güzel uğruna
    Kuruyup gazel oldum

    Hıçkırık tuttu beni
    Tuttu kuruttu beni
    Elin oğlu değil mi
    Gitti unuttu beni

    Kahve Yemen’den gelir
    Bülbül çimenden gelir
    Ak topuk beyaz gerdan
    Her gün hamamdan gelir

    Kesik mani: Birinci dizesi 7 heceden az, anlamlı ya da anlamsız bir sözcük grubu olan maniler. Bu kesik dize sadece kafiyeyi hazırlar. Eğer meydan ve kahvehanelerde söylenen ve ilk dizeleri "aman aman" ünlemi ile doldurulan manilerse bunlara İstanbul manileri denir.

    ÖRNEK KESİK MANİ:
    Karaca
    Aldım aşkın tüfeğin
    Vurdum bir kaç karaca
    Dünyada bir yâr sevdim
    Kaşı gözü karaca

    Dağ bana
    Bahçe sana bağ bana
    Değme zincir kâr etmez
    Zülfin teli bağ bana

    Ayağı
    Kuşlardan bir kuş gördüm
    Var başında ayağı
    Üstad manici isen
    Aç maniden ayağı

    Cinaslı mani: Kesik manilerde eğer kafiye cinaslı ise bunlara cinaslı mani denir.
    Yedekli mani: Düz maninin sonuna aynı kafiyede iki dize daha eklenerek söylenen maniler. Cinaslı kafiye kullanılmaz, birinci dizeleri anlamlıdır. Yedekli maniye artık mani de denir.

    ÖRNEK ARTIK MANİ:

    Ağlarım çağlar gibi
    Derdim var dağlar gibi
    Ciğerden yaralıyım
    Gülerim çağlar gibi
    Her gelen bir gül ister
    Sahipsiz bağlar gibi

    Tası yok tası yok
    Ne viran çeşme imiş
    Su içecek tası yok
    Yıkıldı viran gönlüm
    Yapacak ustası yok
    Şu vefasız dünyanın
    Ucu var ortası yok

    Deyiş: İki kişinin karşılıklı söylediği manilerdir. Soru yanıt şeklinde düzenlenir. Bir başka kişinin ağzındanmış gibi aktarıldığı şekilleri de vardır.

    ÖRNEK DEYİŞ:

    Adilem sen naçarsın
    İnci mercan saçarsın
    Dünya deniz olanda
    Gönlüm nere kaçarsın

    Ağam derim naçarım
    İnci mercan saçarım
    Dünya deniz olunca
    Ben kuş olup kaçarım

    Adilem sen naçarsın
    La’l ü gevher saçarsın
    Ben bir şahin olunca
    Yavrum nere kaçarsın

    Ağam derim naçarım
    La’l ü gevher saçarım
    Sen bir şahin olunca
    Ben yerlere kaçarım

    Adilem sen naçarsın
    La’lü gevher saçarsın
    Ben azrail olunca
    Kuzum nere kaçarsın

    Ağam derim naçarım
    La’l ü gevher saçarım
    Sen azrail olunca
    Ben cennete kaçarım


    Ninni
  • Çocuğun uyumasının sağlanması ya da ağlamasının durması için, sade bir dille ve hece ölçüsüne göre ezgili olarak söylenen ürünler. Söyleyeni belli olmayan bu ürünler dörtlüklerden ve nakarat bölümlerinden oluşur. Özel bir beste ile söylenir. Bu sözler annenin o andaki ruh durumunu yansıtır. Ninniler genellikle mani türünde bir dörtlükten meydana gelen bir çeşit türküdür. Ninni, Divanü Lügati’t Türk de "balubalu" diye adlandırılır. Öteki Türk boylarında değişik isimler verilmiştir.

    ÖRNEK NİNNİ:

    Dandini dandini danalı bebek
    Elleri kolları kınalı bebek
    Benim oğlum nazlı bebek
    Uyusun yavrum ninni
    (Manisa yöresinden)

    Çaya vardım çay susuz
    Çadır kurdum yaylasız
    Benim yavrum pek huysuz
    Ninni yavrum ninni
    (Denizli yöresinden)

    Ağıt
  • Doğal afetler, ölüm, hastalık vb. çaresizlikler karşısında korku, heyecan, üzüntü, isyan gibi duyguları ifade eden ezgili ürünlerdir. Ağıt söyleme işine ağıt yakma, ağıt söyleyenlere ise ağıtçı denilmektedir.


    İlahi
  • Tanrıyı övmek, ona yakarmak için söylenilen dini şarkılara ilahi denir. Tekke edebiyatında ise din ve ahlakla ilgili şiirler ilahi adıyla tanımlanır. Hem koşma, hem semai biçiminde ve hem hece hem de aruz ölçüsüyle yazılmış şiirlerdir. Hece ölçüsünde 7, 8 ve 11’li kalıplar tercih edilmiştir. İlahi yazarı halk şairleri içinde ilk akla gelen Yunus Emre’dir. Daha sonra Eşrefoğlu Rumi, Niyazi-i Mısrai, Aziz Mahmut Hüdayi, Yunus Emre’nin etkisinde kalarak ilahiler yazmışlardır. Bektaşi ilahilerine "nefes", Alevi ilahilerine "nefes", "deme", "deyiş", Mevlevi ilahilerine "ayin", Gülşeni ilahilerine "tapuğ", Halveti ilahilerine "durak", diğer tarikatlar da ise cumhur veya ilahi adı verilir. Dörtlüklerle yazılanlarda kafiye düzeni koşmaya, beyitlerle yazılanlarda kafiye düzeni gazele benzer.
          Giriş bölümüne zemin, gelişme ve sonuç bölümüne miyan denir. Bu ikisinin arasında nakarat bölümleri bulunur. Müzik parçası olarak bakıldığında zemin-nakarat-meyan-nakarat sistemindeki bir kalıba uyarlar. Toplu halde seslendirilmek için bestelenmiş ilahiler "cumhur ilahi" diye bilinir. Solo ilahilerde de koronun söylediği parçaya "cumhur" adı verilir. İlahiler okundukları yer ve zamana göre cami ilahisi, tekke ilahisi, mektep ilahisi, ramazan ve muharrem ilahisi, Mekke ilahisi, Kadir Gecesi ilahisi gibi adlarla anılır.



    Semai

  • Halk şiirinde hecenin sekizli ölçüsü ile koşma biçiminde düzenlenen ve özel bir ezgi ile söylenen şiirlerdir. Genellikle en az üç, en fazla beş dörtlükten oluşurlar. Çoğunlukla doğa, güzellik, ayrılık. kavuşma gibi duygusal ve lirik temaları işlerler. Semainin hece ölçüsünün yanında aruz kullanılarak yazılanları da vardır.



    Varsağı
  • Özel bir ezgiyle söylenen koşmaya denir. Önce Güney Anadolu’da yaşayan Varsak Türkleri tarafından söylendiği için bu adla anılır. Semâiye benzer. Hece ölçüsünün en çok sekizli kalıbıyla yazılır. 4+4 duraklı veya duraksız olur. Kafiye şeması şöyledir: Xaxa bbba ccca.
          Semâiden ezgi yönüyle ayrılır. Varsağı yiğitçe bir havayla okunur. Çokluk içinde "bre", "hey", "hey gidi", gibi ünlümler yer alır. Bu ünlemlerin bulunmadığı varsağılar ezgisiyle fark edilir.


    Selis
  • Halk edebiyatında aruz ölçüsü kullanılarak yazılan şiirlerdir. Genellikle 19’uncu yüzyıl aşıkları tarafından kullanılan selisin en fazla yazılan tipi gazeldir. Hece ölçüsünün on beşli kalıbına da uyan selislerin en belirgin özellikleri farklı bir ezgiye sahip olmalıdır.


    Nefes
  • Dini temellere bağlı aşık edebiyatı nazım şekillerinden ilahilerin Alevi-Bekteşi aşıklarınca yazılanlarına denir. Konusu genellikle tasavvuftaki vahdet-i vücud, Alevi-Bektaşi ilkeleri, tarikat kurallarıyla ilgilidir. Dili sade bir Türkçe olan nefesler biçim olarak koşmaya benzer. Dörtlükler halinde hece ölçüsünün 7, 8, 11’li kalıpları ile ya da az da olsa aruzla yazılanlara rastlanmaktadır. Dörtlük sayısı 3-7 arasında değişir. Fazla da olabilir.

    ÖRNEK NEFES:

    Biz Urum Abdallarıyız
    Maksadımız yârdır bizim
    Geçtik ziynet kabâsından
    Gencinemiz erdir bizim

    Dâim kılarız biz zârı
    Harceyleriz elden var,
    Dost yoluna verdik seri
    Mürkirimiz hârdır bizim

    Aşk bülbülüyüz öteriz
    Râh-i Hakka yüz tutarız
    Mânâ gevherin satarız
    Mürşidimiz vardır bizim

    İstivâyı gözler gözüm
    Seb’almesanidir yüzüm
    Ene’l Hakk’ı söyler sözüm
    Mi’râcımız dârdır bizim

    Haber aldık mahkemâttan
    Geçmeyiz zâttan sıfattan
    Balım nihan söyler Haktan
    İrşâdımız sırdır bizim

    Balım Sultan

    Ayin
  • Mutasavvıflara has bazı hal ve hareketleri ifade etmek için ilk defa İranlılar tarafından kullanılan ayin, daha sonra Türk Tasavvuf Edebiyatı’na da geçmiş Mevleviler’in sema meclislerinde söyledikleri ilahilere verilen ad olmuştur.

    Tapuğ
  • Gülşeni adlı tarikata bağlı şairlerin ayinler sırasında okudukları makamlı şiirlere tapuğ adı verilir.

    Cumhur
  • Mevlevi ve Bektaşi dergahları dışındaki dergah ve tarikatlarda topluca okunan ilahilere verilen addır.

    Hikmet
  • Dini ve tasavvufi halk şiirinde şairin anlayış ve sezgilerine göre din konularını işleyen şiirlere hikmet denir.

    Devriye
  • Dini ve tasavvufi halk edebiyatında devir felsefesini savunan ve anlatan şirlerdir. Devriye, evrenin ve insanın tanrıdan çıkıp, tekrar tanrıya döndüğünü savunan felsefedir.

    Şathiye
  • Dini ve tasavvufi halk şiirinde genel olarak mizahi manzumelere şathiye adı verilir. Şathiyeler, mutasavvuf şairlerce söylenmiş ya da yazılmış, tasavvufi inançları dile getiren, anlaşılması yorumlanmasına bağlı şiirlerdir. Tasavvufi konuları işleyenleri şathiyat-ı sûfiyâne adını alırlar. Şathiyelerde Allah’ın celâl sıfatının değil, cemâl sıfatının ön plana çıkarıldığı görülür. Bu tür şiirlere genellikle Bektaşi-Alevi şairlerinde rastlanır. Allah ile alay eder gibi yazılmış şathiyeler küfür sayılmıştır.



    Tevhid
  • Allah’ı, yaratılış ve kainatın aslı gibi unsurları bir arada yorumlayan manzumelere "tevhid" denir. Çoğunlukla Divan edebiyatı nazım türleri olan gazel, kaside ve mesnevi biçimlerinde kaleme alınmışlardır. Ve ölçüleri de çoğunlukla aruzdur.

    Nutuk
  • Tekkelerde tarikat ulularının özellikle eğitici mahiyette olmak üzere söyledikleri şiirlerdir.

    Deme
  • Alevi-Bektaşi tarikatından tasavvuf şiirlerinin tarikatlarını ve hareketleriyle ilgili temaları işleyen, sorunlarını konu edinen şiirlerine "deme" adı verilir. Genellikle 8’li hece ölçüsüyle yazılan demeler saz eşliğinde kendine özgü bir makamla söylenir.

    Duvaz
  • Yine Alevi ve Bektaşi şiirinde bir türdür. Düvaz imam, düvaze, imam da denilen duvazlar On İki İmam’ı öven nefeslerdir.


    Güzelleme
  • Âşık edebiyatında insan ve doğa güzelliklerini işleyen koşmalar. Genellikle aşık olunan kadın, kız, gelin, dağ ağaç, hayvan, çiçek gibi unsurlar işlenir.


    Hoyrat ya da Horyat
  • Dört dizelik serbest tarzda halk edebiyatı nazım türü. Söz ve ezgisinde yiğitlik havası hakimdir. Irak’ta Türkler’in yoğun olduğu Kerkük ve Erbil ile Diyarbakır, Elazığ, Erzurum, Kars yörelerimizde yaygındır. Basit üsluplu, derin anlamlı, uyumlu, cinaslı sözcüklerden kuruludur. Genellikle 7 hecelidir. Benzer dizelerin başına veya sonuna konulan ve miyan denilen ek sözcüklerle vezin bozulabilir. İlk dize bir anlam ifade eden ve diğer dizelere ayak veren cinaslı bir sözcüktür. Hoyran söyleyenlere hoyrat çağıran ya da sazlıyan (yas törenlerinde ağıt yakan anlamında) denir. Anadolu’da hoyratların bir bölümüne ayaklı mani, kesik mani adı da verilir.

    ÖRNEK HOYRAT:

    Dolandı gün
    Döndü gün dolandı gün
    Men sene daldalandım
    Sene de dolandı gün

    Güle naz
    Bilbil eyler güle naz
    Girdim dost bağçasına
    Ağlayan çok gülen az

    Yüz aya değer
    Hüsniv yüz aya değer
    Ay var bir güne değmez
    Gün var yüz aya değer

    Düşte gör
    Hayalde gör
    Hayalde gör düşte gör
    Düşenin dosti olmaz
    İnanmazsan düşte gör


    Kalenderî
  • Halk şairleri tarafından aruzun mef’ûlü mefâ’îlü kalıbıyla gazel, murabba, muhammes, müseddes biçiminde söylenen şiire denir. Özel bir ezgiyle okunur. Ezgisi bakımından düz kalenderî, Acem kalenderisi, Emrah kalenderisi gibi çeşitlere ayrılır. Kafiye düzeni divan ve semaî ile aynıdır. Bu tür şiirler 3+4+3+4 veya 7+7 şeklinde ondört heeceli iken, sonradan yerine aruz vezninin geçtiğini ileri sürenler vardır.


    Kavuştak
  • Halk edebiyatında bentler arasında tekrarlanan dizelerdir. Bağlama ve nakaratla aynı anlamdadır. Türkülerde sık kullanılır.

    ÖRNEK KAVUŞTAK:

    Keklikte gelek olmaz
    Sen boyda melek olmaz
    Gözünü sevdiğim yâr
    Her yerde henek olmaz

    Gel gel yanıma keklik
    Kadan canıma keklik
    Kınalı parmakların
    Batır kanıma keklik

    Tüyünü döker gelir
    Ayağın seker gelir
    Yâri arzulayan da
    Dağları söker gelir

    Gel gel yanıma keklik
    Kadan canıma keklik
    Kınalı parmakların
    Batır kanıma keklik

    Koçaklama
  • Konusu savaş, yiğitlik, kahramanlık olan halk edebiyatı şiirleri. Çoşkun ve yüksek tempolu söyleyişleri vardır. Halk edebiyatımızda bu türün en güzel örneklerini Köroğlu ile Dadaloğlu vermiştir.



  • AÖL BİLGİLENDİRME

     

    En yeni resimler

    Resimin.com

    Fen bilgisi Matematik Genel Kültür Coğrafya Edebiyat Siyasal bilimler Akademik ve Üniversite kaynaklari
    Uluslararası İlişkiler Roman
    Fizik Kimya Biyolojii Geometri Kitap Açık Öğretim Ingilizce AÖF Açık Öğretim Fakültesi KPSS Kamu Personeli
    KPDS Kamu Personeli Dil Sınavı Ehliyet Sınavi
    ÖSYM OKS Tarih Bilimi ÖSYS Güzel Sözler Aşk mesajları Etikletler Arama Sağlık
    Edebiyat Burslar ve yurtlar Yurt Dışı Eğitim Öğretmen Bilgileri
    ingilizce kitap özetleri roman özetleri kısa kitap özetleri yabancı kitap özetleri
    hikaye özetleri bedava kitap özetleri
    çocuk kitap özetleri
    100 temel eser Etiketler bedava sms yollama bedava sms gonder