Üreme çağında olan bir kadında ortalama 28 günde bir tekrar eden sürece adet döngüsü adı verilir.
Adet kanamasını tarif etmek için dilimizde halk arasında farklı ifadeler kullanılmaktadır. Bunlar arasında en sık rastlanılanları "aybaşı olmak", "adet olmak", "adet görmek", "regl olmak", "menstruasyon kanaması görmek" (menstruasyon İngilizce'de adet kanamasının tam karşılığı olan menstruation kelimesinden dilimize aktarılmıştır), "mens olmak", "kanama görmek", "peryod" ve "hastalanmak" ifadeleridir. Daha ender rastlanan ve olayın tam karşılığı olmaktan uzak olanlar ise "kirlenmek" ve "renkli olmak" şeklinde olanlardır.
Adet döngüsü veya siklus, son adet tarihinin ilk gününden bir sonraki adet tarihinin ilk gününe kadar geçen zamanı ve bu zaman içinde kadın vücudunda gerçekleşen olayları ifade eder.
Bir adet döngüsü kadında genellikle 28 gün sürmekle birlikte 21 ile 35 gün arası normalin alt ve üst sınırlarıdır. Adet kanaması ortalama 4 gün devam eder ve 1 ile 7 gün arası normalin alt ve üst sınırları olarak kabul edilir. Adet kanaması esnasında 20 ile 80 mililitre arasında miktarda kan kaybedilir.
Adet döngüsü ergenlik döneminden, yumurtalıklarda olgunlaşabilecek yumurta hücrelerinin tümüyle tükendiği menopoz dönemine kadar devam eder. Bu zaman dilimi içerisinde gebelik döneminde ve emzirmenin devam ettiği sürenin büyük kısmında geçici olarak duraklar.
Adet Kanamasının Ay İle İlgisi Var mı?
Kadınların bir kısmı adet kanamasını "aybaşı" olarak tarif ederler. Bu, insanoğlunun ay ile kadının adet döngüsünü çok önceden beri ilişkilendirdiğini gösteren önemli bir bulgudur. Aynı ilişkilendirme yabancı dillerde de yaygındır.
"Menses" Latince'de "adet kanaması" anlamına gelmekle beraber yine bu dilde aynı zamanda "ay" anlamına gelen "mensis" kelimesinin çoğuludur yani "aylar" anlamına da gelmektedir. Bu kelime Latince'ye muhtemelen Yunanca'da "ay" anlamına gelen "mene" kelimesinin aktarılmasıyla türetilmiştir.
Ay ile adet döngüsü ve kanaması arasındaki en önemli benzerlik dünyanın uydusu olan Ay'ın da aynen adet döngüsü gibi kendine özgü bir döngüsü olmasıdır. Bu döngünün başından sonuna doğru ay dünyamızda farklı şekillerde görünür. Ay'ın bir döngüsü 29.5 gün sürer ve bu döngüde bir şaşma olmaz.
Bazı kültürlerde tüm kadınların aynı zamanda adet gördüklerine ve kadınların hepsinin Ay ile birlikte çeşitli ruhsal ve bedensel evrelerden geçtiklerine inanılmaktadır. Bilimsel olarak kanıtlanmamış, ancak Amerikan halkının kullandığı bir yönteme göre adet düzensizliği olan kadınlar odalarında ay ışığını temsil eden hafif bir ışığı açık bırakarak uyumakta ve iddialarına göre adetleri düzene girmektedir. Yine eski bir Amerikan geleneğine göre adet sorunları olan kadınlar ayla konuşmaktadırlar.
İlk "Adet Kanaması"
Çocukluk çağından ergenlik çağına geçiş döneminde, ortalama olarak 12.5 yaşında kız çocuğu ilk adet kanamasını görür. Bu "ilk kanama" henüz yumurtlama süreci devreye girmediğinden, gerçek ve düzenli aralıklarla oluşan bir adet kanaması olmaktan uzaktır. Kız çocuğunun hormon salgı mekanizmaları ve genital organları olgunlaştığında yumurtlama süreci de başlar ve oluşan adet kanamaları, adet döngüsünün bir parçası olarak düzenli hale gelir.
Adet kanamasının işlevi nedir?
Adet döngüsü esnasında beyinde, yumurtalıklarda ve rahim iç tabakasında farklı olaylar meydana gelir. Beyinden salgılanan hormonların yumurtalıklardan birini uyarmasıyla başlayan süreç, uyarılan yumurtalıktan döllenmeye hazır bir yumurta hücresinin serbestleşmesine neden olur, bu esnada rahim iç tabakası da kendini muhtemel bir gebeliğe hazırlar. Döllenme gerçekleşmediğinde serbestleşen yumurta hücresinin ömrü biter ve gebelik için hazırlanmış rahim iç tabakasının adet kanamasıyla dışarı atılmasını takiben yeni bir adet döngüsü başlar.
Adet kanamasının amacı her adet döngüsünde oluşabilecek muhtemel bir gebeliğin yerleşebilmesi ve uygun şartlarda gelişebilmesi için rahim iç tabakasının "tazelenmesi" olarak değerlendirilebilir.
Adet döngüsünde beyinde gerçekleşen olaylar
Adet kanamasının ilk günü yeni bir adet döngüsünün başlangıcıdır. Bu aşamada beyin dokusunun derinlerinde yer alan hipotalamus adlı bölgeden salgılanan GnRH adı verilen hormon, hipotalamusa yakın yerleşimli hipofiz adı verilen salgı bezinden folikül uyarıcı hormon (FSH) salgısını başlatır. FSH hormonu etkisiyle yumurtalıklardan birinde yeni bir yumurta hücresi folikül adı verilen bir kesecik içinde olgunlaşmaya başlar. Bu olgunlaşma süreci tamamlandığında, olgun folikül içinde üretilen yüksek miktarlarda östrojen hormonu etkisiyle bir yandan rahim iç tabakası gelişmeye başlar, öte yandan hipofiz bezinden LH adı verilen başka bir hormon salgılanır. LH hormonu yumurta hücresini barındıran folikülü "çatlatır" ve yumurta hücresini serbest bırakır. Yumurta hücresinin serbest kalmasına yumurtlama (ovulasyon) adı verilir.
Yandaki şekli ortadan ayıran kesikli çizgi yumurtlamanın oluştuğu anı, eğriler ise LH ve FSH hormonlarının kan seviyesini göstermektedir. Hemen yumurtlama öncesinde LH hormonunun ne kadar keskin bir yükselme gösterdiğine dikkat ediniz. Bu ani yükselmeye LH piki (pik, İngilizce de doruk anlamına gelen peak kelimesinden dilimize uyarlanmıştır) adı verilmektedir. LH pikinin oluşamadığı durumlarda folikül olgunlaşsa dahi, yumurtlama gerçekleşemez. Halk arasında "çatlatıcı iğne" olarak bilinen ilaçlar LH hormonu içerirler.
Yumurtlama olduktan sonra gebelik oluşursa salgılanan hormonlar beyindeki hormonların işlevlerini durdururlar ve böylece gebelik döneminde ve loğusalık döneminde yumurtlama ve adet kanaması geçici olarak durur.
Gebelik gerçekleşmediğinde belli bir süre sonra oluşan adet kanaması sonrasında beyindeki hormonlar yeni bir adet döngüsünü başlatmak amacıyla yeniden salgılanırlar.
Görüldüğü gibi yumurtlama ve adet kanaması temel olarak beyin tarafından yönetilen işlevlerdir. Bu işlevin merkezi olan hipotalamus beyin dokusunun duygulanımlarla ilgili olan bölümleriyle çok yakın komşuluktadır. Bu yakın komşuluk nedeniyle ruhsal kaynaklı stres kadında yumurtlama işlevinin olumsuz etkilenmesine ve bu da adet kanamasının zamansal özeliklerinin değişmesine neden olabilir (adet kanamasının gecikmesi veya erken gerçekleşmesi gibi).
Adet döngüsünde yumurtalıkta gerçekleşen olaylar
Her adet döngüsünün başında yumurtalıklardan birinde yumurtalığın dış yüzeyine yakın yerleşimli yumurtalık hücrelerinden biri beyinden salgılanan FSH hormonu etkisiyle olgunlaşma sürecine girer. Olgunlaşan yumurta hücresi bu süreçte içi berrak bir sıvı dolu olan ve folikül adı verilen bir kesecik içindedir.
Başlangıçta birkaç milimetre olan folikül, adet döngüsünün ortasına yaklaşıldığında 16-20 milimetre çapına ulaşır.
Folikül içinde adet döngüsünün ilk günlerinden itibaren giderek artan miktarlarda salgılanan östrojen hormonu folikül olgunlaştıkça ve büyüdükçe daha da çok miktarlarda üretilir ve kana geçer. Kandaki östrojen en yüksek seviyeye ulaştığında beyinde luteinize edici hormon (LH) salgısını uyarır.
LH salgısı 12 saat gibi kısa bir sürede hızla artar ve doruk noktasına ulaşır. LH hormonu seviyesinin bu denli hızlı artmasıyla olgun folikül yapısı en ince noktasından çatlar ve içindeki yumurta hücresini serbest bırakır. 28 günlük adet döngüsü olan bir kadında yaklaşık 14. gün gerçekleşen bu olaya yumurtlama adı verilir.
Serbestleşen yumurta hücresi komşu Fallop tüpünün saçakları tarafından yakalanarak tüp içine alınır.
Yandaki resimde bir Fallop tüpünün kesiti görülmektedir. Fallop tüpü saçakların bulunduğu uçta karın boşluğuyla, diğer uçta rahim içi boşlukla temas halindedir. Saçakların aktif hareketleri yumurta hücresinin karın boşluğuna düşmesini engeller ve tüp içine giren yumurta hücresi, tüpün içinde bulunan silya adlı tek yönde harekete izin veren özel "tüycükler" yardımıyla Fallop tüpünün içinde rahim içi boşluğa doğru ilerler.
Folikül çatladıktan sonra "çatlama bölgesinde" Sarı Cisim (lat: Corpus Luteum) adı verilen bir yapı oluşur ve bu yapı progesteron hormonu üretmeye başlar.
Sarı Cisim gebelik oluştuğunda bebeğe hormon desteği vermek üzere yaklaşık 10. gebelik haftasına kadar progesteron hormonu salgılamaya devam eder. 10. haftadan itibaren bebek kendi progesteron hormonunu kendisi üretebilecek hale gelir ve görevi devralır.
Gebelik oluşmazsa Sarı Cismin işlevi 14 günde biter ve sarı cisim geriler. Sarı Cismin hormon salgısının durmasıyla kanda progesteron hormonu seviyesi kısa sürede düşer ve bu rahim iç tabakasının desteğini kaybederek "yıkılmasına" neden olur. Bu "yıkılma" adet kanamasıyla birlikte olur ve "yıkılan" doku kanamayla birlikte vücuttan atılır.
Adet kanamasıyla birlikte yeni bir adet döngüsü başlar.
Yumurtalık dokusunda adet döngüsünün ilk yarısında östrojen hormonu hakimiyetinde gerçekleşen folikül olgunlaşması foliküler evre, ikinci yarısında Sarı Cisim (Corpus Luteum) tarafından salgılanan progesteron hormonu hakimiyetinde gerçekleşen evre luteal evre adını alır.
Rahim iç tabakasında gerçekleşen olaylar
Rahim iç tabakası adet döngüsünün ilk gününden itibaren salgılanan östrojen hormonu etkisiyle kalınlaşır. Yumurtlama gerçekleştiğinde salgılanan progesteron hormonu bir yandan östrojen hormonunun bu kalınlaştırıcı etkisini frenler, öte yandan rahim iç tabakasını özel bazı maddeler salgılamaya yönelterek döllenmesi muhtemel bir yumurta hücresinin yerleşmesi ve gebeliğin başlaması için elverişli duruma getirir.
Rahim iç takasında adet döngüsünün ilk yarısında östrojen hormonu hakimiyetinde gerçekleşen kalınlaşma proliferatif evre (proliferasyon=kalınlaşma), ikinci yarısında progesteron hormonu hakimiyetinde gerçekleşen salgılama ise sekresyon evresi (sekresyon= salgılama) adını alır.
Neden kanama olur?
Yumurtlama sonrası yumurtalıkta oluşan Sarı Cismin ömrü 14 gündür. Sarı Cisim "yaşlandıkça" salgıladığı progesteron hormonu azalır. Kandaki progesteron hormonu belli bir seviyenin altına indiğinde rahim iç tabakası desteğini kaybederek "yıkılmaya" başlar. İşte bu "yıkılma" kanamayla birlikte olduğundan adet kanaması adını alır.
Sarı Cismin ömrünün sabit olarak 14 gün olmasının özel bir anlamı vardır: 28 günde bir adet kanaması gören bir kadında yumurtlama 14. günde olmaktadır, halbuki 30 günde bir adet kanaması gören bir kadında yumurtlama günü 30-14=16. gündür. Aksine 26 günde bir adet kanaması gören bir kadında ise yumurtlama günü 26-14=12. gündür.
Üstteki resimde rahim iç tabakasında adet döngüsünün ilk gününden itibaren başlayan kalınlaşma sürecini şematik olarak göstermektedir.
Sağdaki şemada ise adet döngüsünün günlerine göre vücutta oluşan hormon seviyeleri görülmektedir. Östrojen hormonunun kanda artmasından hemen sonra LH hormonunun da bariz bir şekilde arttığına dikkat ediniz.
Şemada ayrıca progesteron hormonu salgısının yumurtlamadan önce oldukça düşük olduğu, yumurtlamadan sonra ise bariz bir şekilde arttığı gözlenebilir.
Adet Döngüsü Uzunluğu
Adet döngüsünün süresi, yani adet kanamasının ilk gününden bir sonraki adet kanamasının ilk gününe kadar geçen zaman ortalama 28 gündür. Kadınların %15'i 28 günde bir adet kanaması görürlerken, %0.5'i 21 günden daha kısa, %1'i 35 günden daha uzun bir zamanda kanama görürler.
Adet kanamasının ilk başladığı zamanı takip eden 5-7 yıllık süre içerisinde adet döngüsü genellikle daha uzundur. Hormon salgılayan sistemler olgunlaştığında üreme çağına özgü düzenli kanama paterni ortaya çıkar.
Kadın 40'lı yaşlara geldiğinde hormon salgısındaki doğal değişiklikler döngünün yeniden uzamasıyla sonuçlanır. 2-8 yıl devam eden bu süre sonunda menopoz ortaya çıkar. Bu süre içerisinde adet döngüsünün uzamasını belirleyen temel olay yumurta hücresinin olgunlaşmasına kadar geçen sürenin uzamasıdır. Şekilde üst üste yer alan üç eğriden ortada olanı kadınların çoğunda görülen adet döngüsü süresini gösterirken bu eğrinin üstünde ve altında yer alan eğriler kadınların %5'inden daha azında görülen adet döngüsü süresinin kadının yaşına göre dağılımını göstermektedir.
Kadın hayatının ortalama olarak üçte biri menopoz döneminde geçer. Menopoza girme yaşı tüm dünyada ve antik çağlardan beri fazla değişme göstermemiştir ve ortalama 45-55 civarındadır. 40 yaştan önce menopoza girmek, "erken menopoz " olarak tanımlanmaktadır. Menopoz genellikle hayatın doğal bir aşaması olarak kabul edilmektedir. Gerçekten de menopoz, kadın hayatının yumurtlama fonksiyonlarının sonlandıktan sonraki doğal bir aşamasıdır. Ancak menopozda oluşan bazı değişiklikler kadının hayatını derinden ve öylesine olumsuz etkiler ki bu durum pek çok hastalıkların ortaya çıkmasına ve kadının yaşam kalitesinin azalmasına neden olur. Bu gün menopoz olumsuz etkileri önlenmeye ve tedavi edilmeye çalışılan bir hastalık gibi kabul edilmektedir. Menopozun kadın hayatının doğal bir parçası olması nedeniyle hiç bir şey yapmadan izlenmesi artık eskilerde kalmıştır. Özellikle kadın yumurtalık hormonlarının laboratuar koşullarında üretilip kullanılmaya başlanmasıyla bu kavram daha da ön plana çıkmıştır. menopozda azalan yumurtalık hormonlarının yerine konmasıyla menopoza ait tüm olumsuz değişiklikler ve hastalıklar kolaylıkla önlenebilmekte veya en aza indirgenebilmektedir.
Menopozdaki temel değişiklik kadınlık hormonu olan östrojenin yumurtlamanın durması sonucu azalmasıdır. Böylece kadında,
Cinsel organlarda çekilme (atrofi), kuruluk, ağrılı ilişki
İdrar kaçırmaya kadar varan idrar yollarında atrofi
ortaya çıkmaktadır.
Kadınlar bir sabah uyandıklarında kendilerini menopoza girmiş olarak bulmazlar. Menopoz 20 yıl süren değişikliklerin tam ortasındaki dönemdir. 40 yaşından sonra kadınlarda önce yumurtlamanın azalmasına bağlı olarak düzensiz adet kanamaları, aralıklı ateş basma ve terlemeler, psikolojik değişiklikler ortaya çıkmaya başlar. Daha sonra yakınmalar giderek artar ve adet tamamen kesilir. Bu dönemde 1 yıl adet kanamalarının olmaması menopoz tanısı için yeterlidir. 6 aydan daha fazla adet gecikmeleri araştırılıp kandaki östrojen ve yumurtlamayı uyaran hormon (FSH) seviyeleri ölçülerek kesin tanı konulur. Ancak adet düzensizlikleri veya düzensiz kanamalar menopoza giriyorum düşüncesiyle normal karşılanmamalı; hasta doktoruna başvurarak bu değişikliklerin gebelik ve kadın cinsel organlarının kanserlerinde de görülebileceği göz önünde tutularak bu hastalıklar dikkatle araştırılmalıdır.
MENOPOZDA KALP VE DAMAR HASTALIKLARI
menopozda östrojen hormonunun azalması ile kadınlarda bu hormonun kalp damar hastalıklarından koruyucu etkisi ortadan kalktığından damar sertliği ve kalp krizi riski % 60 artar. Yapılan çalışmalar sonucunda dışarıdan verilen östrojen hormonunun riski %25-50 oranında azalttığı bulunmuştur. Östrojen hormonu kandaki zararlı yağları azaltırken yararlı yağları artırmaktadır. Östrojen direk olarak damarlar üzerinde de gevşetici, olumlu bir etkiye sahiptir. Kandaki pıhtılaşma faktörleri ve fibrinojenin de östrojen kullananlarda daha az olduğu bulunmuş ve kalp krizinden koruyucu etkinin damar yatağı içinde pıhtı oluşumu riskinin azalmasına da bağlı olduğu bildirilmiştir.
MENOPOZDA KEMİK ERİMESİ (OSTEOPOROZ)
Amerika Birleşik Devletleri'nde yaklaşık 25 milyon kadının sorunu olan menopoz sonrası Osteoproz kabaca kemik dokusunun temel minerali olan kalsiyum'un yaşlanma ve menopozdaki östrojen eksikliği sonucu kalıcı olarak kaybedilmesidir. İlk 5-8 yılda kemik kaybı ortalama yılda %4-8 iken daha sonra kısmen azalarak kadın her yıl kemik dokusunun yaklaşık %1'ini kaybeder ve 75 yaşına geldiğinde ortalama olarak 35 yaşındaki kemik dokusunun %30'unu kaybetmiş olur. Buna bağlı olarak menopozla beraber hızla artan kemik erimesi sonucu sessiz omurga kırıklarıyla bel ağrıları, boyda kısalma ve kamburluk ortaya çıkar. Menopozdan sonra bir kadında boy 65 yaşına kadar ortalama 4 cm, 75 yaşına kadar 9 cm kısalır. Omurga kemiklerindeki çökme kırıklarına bağlı olarak ortaya çıkan kamburluk ve göğüs kafesinin kemik yapısının bozulması sonucu hastada solunum sıkıntısı gelişebilir. Kadınlar menopozda çarpma düşme sonucu kalça,el bileği ve diğer kemik kırıklarına da daha kolay maruz kalabilirler. Bu kırıklardan en ciddi olanı kalça kırığıdır ve kalça kırığından sonra hastalardan %12-20'si 2 yıl içinde kaybedilmektedir. Kalça kırığı geçirmiş hastaların geriye kalanlarının bir kısmı sürekli bakıma ihtiyaç duymaktadırlar. Bu nedenle ABD'de yapılan yıllık tedavi ve rehabilitasyon harcamalarının tutarı 20 milyar doları bulmakta ve bu rakam her yıl giderek artmaktadır. Korunma bu açıdan en ekonomik, en insancıl ve en kolay yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Kemik erimesine zemin hazırlayan risk faktörleri:
Çok çocuk doğurma
Sigara, alkol kullanımı
Beslenme bozuklukları (kalsiyumdan fakir diyet)
Güneş banyosu alışkanlığının olmaması
Spor yapma alışkanlığının olmaması
Uzun süre yatağa bağlı kalmaya neden olan hastalıklar
Bazı endokrin (hormonal) bozukluklar (hiperparatiroidi, hipertiroidi(guatr), böbrek üstü bezinin aşırı çalışması veya steroid hormonlarının ilaç olarak uzun süreli alımı vb.)
Bağ dokusu hastalıkları(Romatoid arterit, sarkoidoz) ,siroz,böbrek hastalıkları,erken menopoz
Genetik faktörler (ailede Osteoproz varlığı)
MENOPOZDA İDRAR YOLLARI DEĞİŞİKLİKLERİ
Östrojen hormonunun eksikliği kadınlık organlarına komşuluğu ve fizyolojik beraberliği nedeniyle idrar yolları ve mesane fonksiyonlarını da etkiler. Vajen ve idrar deliği (üretra) destek dokuları zayıflar, mesane fonksiyonları bozularak idrar kaçırma varsa artabilir veya ortaya çıkabilir. Bu dönemde mesane fıtıklaşması, atrofiye bağlı rahim (uterus) ve vajina sarkmaları da idrar kaçırmanın bir nedeni olabilir. Ancak menopozda görülen idrar kaçırmanın en sık nedeni mesanenin zamansız kasılmasına bağlı olan aşırı aktivitedir (detrusor instability). Bu hastalar genellikle sıkıştıklarında yetişemeyip tuvalet kapısında idrarlarını kaçırırlar. Menopoz öncesi dönemde kadınların %10'unda görülen bu durum menopozdan sonra %20-30'unda rastlanır. Vajinal veya ağızdan uygulanan östrojen hormonu yakınmaları azaltır veya düzeltir.
MENOPOZ TANI VE TEDAVİSİ
Menopozun olumsuz etkilerinin en aza indirgenmesinin en önemli ön koşulu tanısının en erken aşamada konulup erken tedaviye başlanmasıdır. Çünkü menopozdaki kayıplar ilk yıllarda en fazladır. Menopoz temel olarak yumurtlamanın durması (doğal) veya yumurtalıkların alınması (cerrahi) veya çalışamayacak kadar hasar görmesine bağlı olarak ortaya çıkar. 40 yaşından sonra 1 yıl süreyle adet görmeyen ve yakınmaları da olan bir kadın başka araştırma yapılmaksızın menopozda kabul edilebilir. menopoza geçiş döneminde, gebelik ve düzensiz kanamaya neden olan kötü huylu hastalıklar ayırt edilmelidir. Bunun için seyrek adet gören, ateş basma, çarpıntı, terleme ve psikolojik değişiklikleri olan bir kadının adetin 3. günü alınan kanında, yumurtalıkları uyaran hormon (FSH,LH) düzeyleri artmışsa tanı daha kesin ve erken konmuş olur ve tedaviye de hemen başlanabilir. Düzensiz (genellikle seyrek) adet gören bir kadında FSH 40 pg/ml üzerinde ise menopoz tanısı kesinlikle konur. FSH değerinin 25-40 pg/ml arasında olması halinde menopoza giriş sürecinin başladığı ancak seyrek de olsa yumurtlama ve gebelik de olabileceği düşünülür. Ancak her durumda gebelik ve düzensiz kanamaya neden olan diğer hastalıklar gebelik testi, ultrasonografi ve endometrial biyopsi (kürtaj) vb ile araştırılmalıdır.
HORMONLA TEDAVİ
Başlıca bozukluk veya eksiklik östrojen hormonun azalması olduğundan, temel tedavi de östrojen hormonu vermektir. Tanı konur konmaz eğer hasta için sakıncaları yoksa;
Ağızdan
Cilde yapıştırılan bantlar veya sürülen jellerle
Vajinal yolla
östrojeni yerine koyma tedavisine başlamak esastır.
Hormon kullanımına engel oluşturan durumlar:
Yeni kalp krizi (miyokard enfarktüsü) geçirmiş olanlar
Geçici iskemik atak
Geçirilmiş inme (serebrovasküler olay), beyin damar tıkanıklıkları
Karaciğer fonksiyonlarının bozuk olması
Östrojen ile ilerleyen tümör varlığı (Meme ,rahim)
Tromboemboli (damar içi pıhtılaşma ile damar tıkanıklığı)
Dikkatli ve kontrollü kullanılacak durumlar:
Kalpte iskemik hastalık (damar sertliğine bağlı beslenme bozukluğu)
Hipertansiyon(yüksek tansiyon)
Safra kesesi hastalıkları ve taş
Diabetes Mellitus (Şeker Hastalığı)
Hiperlipemi (kanda yağ,kolesterol, oranının yüksek olması)
Migren tipi baş ağrıları
Myom (rahimde tümör)
Hormon tedavisine başlanmadan önce, bu ilaçların olası yan etkileri ve uzun yıllar kullanılmasına bağlı ortaya çıkabilecek durumlar hasta tarafından bilinerek, ön hazırlıklar yapılmalıdır.
Ön araştırmalar:
Genel vücut ve jinekolojik muayene, tansiyon, kilo,ağırlık ölçümü
Her gün 30 dakikalık yürüme ve basit ağırlık kaldırma, kas güçlendiren hareketler, ilaçlar kadar önemlidir. Yaz aylarında güneş ışığından (ultra-viole) faydalanmak için düzenli güneşlenme yararlıdır.
OLUŞAN HASTALIKLARIN TEDAVİSİ
Amaç hastalıkların önlenmesi olmakla beraber önlenemediği zaman uygun tedaviler yapılır.
Kemik Erimesi
Kırık oluşmuşsa uygun tedavi yapılır ve fizik tedavi ile rehabilitasyon sağlanır. Kırıklara bağlı ortaya çıkan kamburluk nedeniyle oluşan ağrı ve solunum sıkıntısı için fizik tedavi ve uygun aletlerle hastaya yardımcı olunmaya çalışılır. Kırıkların oluşumunun önlenmesi için ev, hastaya göre yeniden düzenlenmelidir. Merdiven kenarlarına, banyo ve tuvalete tutunacak kollar yapılır. Elektrik kesilmesi anında oluşabilecek çarpma ve düşmeleri önlemek için özel pilli veya jeneratörlü lambalar merdivenlere yerleştirilebilir. Yerlerdeki kaygan örtü malzemeleri (halı, kilim vb.) sabit hale getirilebilir.
İdrar Kaçırma
Mesane boynunun sarkmasına veya mesane aktivitesinin artmış olmasına (detrusor instabilitesi) göre değişir. Mesane boynu harekeliliğinin arttığı durumlarda cerrahi; mesane kasının zamansız kasılmasına bağlı idrar kaçırmalarda ilaç,fizik tedavi ve/veya mesanenin elektrik simülasyonuna dayalı tedaviler uygundur. Hangi tedavinin yapılacağına konunun uzmanı bir hekim tarafından yapılan muayene, laboratuar ve ürodinamik (mesanenin dolum, işeme ve kaçırma basınçlarını bilgisayarla kaydı) gibi çalışmalarla karar verilmelidir. İyi seçilmemiş hastalarda tedavi idrar kaçırmayı düzeltmeyeceği gibi artışına neden olabilir.
PSİKOLOJİK SORUNLAR
Özellikle ilk yıllarda kadınlarda adetten kesilme,ateş basma ,terleme ,çocuk doğurma yeteneğini kaybetme gibi bozukluklar eksik kadınlık, izolasyon, depresyon, içe kapanma, uykusuzluk, aşırı sinirlilik ve saldırganlığa neden olabilir. Bu durumda bir psikiyatrisin öneri ve tedavisine gerek vardır. Alışmaya çalışmak sorunu derinleştirebilir.
Cinsel Sorunlar
Cinsel istek menopozdan etkilenmez. Cinsellik kadında öğrenilebilen bir davranıştır. Genel olarak gebelik korkusunun ortadan kalkması, profesyonel hayattan (kariyer, para kazanma vb) kaynaklanan kaygıların azalması, çocuklarının büyümüş olmasıyla azalan fiziksel bağımlılık, yılların oluşturduğu deneyimler, eşlerin birbirini daha iyi tanımaları sonucu kadının menopozdaki cinsel hayatının daha da renklenmesi son derece doğaldır. menopoza girerken ortaya çıkabilecek depresyon ataklarında ve uyum döneminde cinsel istekte (libido) bir miktar azalma olacağını bilerek paniğe kapılmadan uygun danışma ve tedavilere başvurmak en akılcı yoldur. Aksi takdirde eksik kadınlık, değersizlik, hastalıklı olma duygularıyla cinsel istek azalmaları uzun sürebilir veya kalıcı olabilir. Cinsel istek azalmadan menopozda vajen girişi ve vajinada çekilme (atrofi) ve kuruluk nedeniyle ağrılı ilişki ve buna bağlı bir isteksizlik ortaya çıkabilir. Bu tür durumlarda lokal hormon veya kayganlaştırıcı jel uygulamalarıyla sorun çözülür. Unutmayınız "Hayat kırkında başlar".
Menopoz ve Aile
Menopoz kadının tek başına üstesinden gelmesi zor bir problemdir. Eş ve çocuklar bu dönemde kadına yardımcı ve anlayışlı olmalıdır. Bir kadın menopozu en kolay yakınlarının destek ve telkinleriyle karşılar. Bu destek ve telkinler psikolojik, bilgilendirme veya tedaviye devamı sağlamak şeklinde olabilir.
Cinsel uyarılma ve takip eden orgazm, Masters ve Johnson un 1966 da gönüllü bireylerde yaptıkları orijinal çalışmada hem erkekler, hem de kadınlarda ayrıntılı olarak incelenmiştir ve dahası, bu orijinal çalışmayı günümüze kadar daha ayrıntılı olan bir çalışma takip etmemiştir. Cinsel uyarılma ve orgazm ile ilgili bilgilerimizin tümüne yakınını bu iki bilim adamının çalışmasından edindiğimizi rahatlıkla söyleyebiliriz.
Orgazm nedir?
Orgazm olgusunu tarif etmek zordur. Orgazm, çeşitli cinsel uyaranlarla beynin uyarılması ile başlayan ve uyaranların etkisiyle kişide hem bedensel hem de ruhsal olarak algılanan bir "histir".
Orgazm oluşumu için en önemli uyaran dokunsal olanlar olmasına karşın (cinsel ilişki ve kendi kendini tatmin dokunsal uyaran türleridir) sadece görsel veya işitsel uyaranlarla orgazm olunması da özellikle kadınlarda imkan dahilindedir.
Orgazmın işlevi nedir?
Orgazm oluşumu için cinsel uyaranlarla cinsel birleşmeye hazırlanan beden ve ruh ikilisi, kendi kendini tatminle veya cinsel ilişkiyle kişinin haz almasını sağlamaktadır.
Erkekte orgazm sperm kanallarının açılarak spermin dışarı boşalmasını sağlar ve bu nedenle orgazm erkeğin üreme işlevlerinin çok önemli bir parçasını oluşturur.
Bilimsel olarak gebelik oluşması için kadının orgazm olmasının şart olduğu şeklinde bir bilgi yer almamakla beraber son veriler orgazm esnasında oluşan rahim kasılmalarının spermlerin Fallop tüplerine daha kolay geçtiğini göstermektedir.
Orgazma giden yolda kadın cinselliğinin evreleri
Masters ve Johnson yaptıkları çalışmalarda kadında cinsel uyarılmayla başlayan ve orgazm ile sonuçlanan sürecin dört ayrı evreye bölünebileceğini saptamışlardır. Gerek normal cinsel işlevlerin anlaşılması, gerekse cinsel işlev bozukluklarının sınırlarının çizilebilmesi açısından bu evreleme kendini tanımak isteyen bir kadının olduğu kadar, konuyla ilgilenen diğer kişilerin de faydalanabileceği net bilgiler içermektedir.
Bu evrelemeye göre kadın cinsel ilişki esnasında aşağıdaki evrelerden geçer
Uyarılma Evresi
Plato Evresi
Orgazm Evresi
Çözülme Evresi
Bu evreler kadında ve erkekte oldukça benzerdir. Her bir evrenin devam etme süresi kadından kadına bariz değişiklikler gösterebilir ve birbirini ardı ardına takip eden bu evrelerden biri yaşanmadan diğerine geçiş olamayacağı kabul edilir.
Bu evre cinsellik dürtüsünün kişide cinselliği yaşama ihtiyacı ortaya çıkarmasıyla başlar. Kişide hayali veya gerçek uyaranlar cinsellik arzusunu ortaya çıkarmıştır. Kadın fiziksel (partneri veya kendisi tarafından direkt uyarılma) veya psikolojik (görsel, düşsel ve benzeri uyaranlarla uyarılma) olarak uyarıldığında ortaya çıkan cinsellik yaşama arzusuyla başlayan evredir.
Cinsellik arzusu ortaya çıktığında eğer bu arzu engellenmezse tüm bedende cinselliğe hazırlık için değişiklikler başlar. Kadının vajinal salgıları cinsel uyaranın başlamasıyla saniyeler içinde belirgin olarak artar, vajina girişindeki Bartholin salgı bezleri faaliyete geçer. Klitoris ve dudaklarda büyüme ve şişme, göğüs bölgesinde ve memelerde kızarma meydana gelir. Vajina uzar ve genişler, dış dudaklar birbirinden uzaklaşır, rahim yükselir.
Genital sistemdeki bu değişikliklerin genel amacı kadının bedensel olarak cinsel ilişkiye hazırlanmasını sağlamaktır.
Kadında bu evrede kalp atışları hızlanır ve solunum sayısı artar, kan basıncı yükselir. Vücuttaki kas grupları kasılmaya başlar. Memeler ve meme uçları da büyüyerek daha belirgin hale gelir. Bazı kadınlarda yüzde, boyunda ve göğüste kızarmalar meydana gelir.
Erkekte uyarılma evresi penisin ereksiyonu (sertleşmesi) şeklinde gerçekleşir.
Uyarılma evresinin temel amacı kadının bedensel olarak cinsel ilişkiye hazırlanmasını sağlamaktır. Genital bölgedeki bu değişikliklerin tümü bölgede kan akımının belirgin bir şekilde artması sonucunda ortaya çıkar.
Bu evrede cinsel gerginlik ve erotik duygular yoğunlaşır. Cilt değişiklikleri daha belirgin hale gelir, memeler ve meme uçları daha fazla dikleşir. Dudaklar da daha çok şişerek koyu kırmızı bir renk alırlar. Vajinanın alt 1/3 lük kısmı şişip kalınlaşarak "orgazmik platform" adlı yapıyı meydana getirir. Rahim tümüyle yukarı çıkmıştır. Vajinanın üst kısmında genişleme ve uzama meydana gelir
Yeterli uyaran olduğunda bu dönem orgazmla son bulur.
Erkekte plato evresinde penisten berrak ve kaygan bir sıvı gelir. Bu sıvının içinde az sayıda canlı sperm bulunabileceğinden kadının erkek boşalmadan bile ("geri çekme" yönteminde olduğun gibi) gebe kalması imkan dahilindedir.
Plato evresi cinsel ilişkinin en aktif dönemlerinden biridir ve uyarılmayla başlayan cinsellik dürtüsü ve takip eden cinsellik dışavurumu (kendi kendini tatmin veya cinsel ilişki) bu evrenin sonunda orgazmla sonuçlanır.
Plato evresinin dıştan gözlenebilen en önemli özelliği orgazm evresine yaklaşıldıkça bir önceki evrede büyümüş olan klitorisin küçülme eğilimi göstermesidir. Plato evresinin sonlarına gelindiğinde klitoris orijinal boyutunun yarısına kadar küçülebilir. Bu küçülme, orgazmın yaklaştığını gösteren önemli bulgulardan biridir. Bu evrenin süresi kadından kadına, hatta bazen aynı kadında bir cinsel eylemden diğerine belirgin değişiklikler gösterebilir.
Orgazm evresi, önceki evrelerde "artmış olan gerginliğin boşaltılması" şeklinde tarif edilebilir. Orgazm esnasında vajina, perine, anüs ve orgazmik platformda yer alan kaslardan kaslarda istemsiz ve şiddetli kasılmalar ortaya çıkar. Bu kasılmalar ortalama 0.8 er saniyelik aralıklarla ortaya çıkarlar ve toplam dört saniye kadar kısa sürebilecekleri gibi, 15 saniye kadar uzun da sürebilirler. Kasılmalara vajinanın daha da genişleyerek boyunun uzaması eşlik eder ve nihayet rahimde de kasılmalar ortaya çıkar. Rahim kasılmaları bazı kadınlar tarafından belirgin şekilde hissedilirler.
Yukarıda bahsedilen kasılmalar kadının orgazm hissi yaşamasını sağlar.
Orgazm oluştuğunda cilt kızarıklığı en üst seviyeye ulaşır. Kadının yüz kasları da kasılır ve acı çekiyormuş gibi bir görünüm arz edebilir.
Orgazm esnasında kadın vücudu adeta "kaskatı kesilir". Kalp hızı, solunum hızı ve kan basıncı yüksek seyretmeye devam ederler. Kadınların çoğu bu aşamada bel bölgesinde, "beyinlerinde" ve genital bölgelerinde değişik bir karıncalanma hissinden bahsetmişlerdir.
Refrakter peryod
Orgazm sonrası erkeklerde oluşan refrakter periyod (cinsel uyaranlara kayıtsız kalınan, yani yeni bir cinsel ilişkiye başlamanın mümkün olmadığı dönem) genç erkeklerde bir kaç dakika sürerken, daha ileri yaşlarda birkaç saate kadar çıkabilir. Bu süre bireyler arası belirgin farklılıklar gösterebilir.
Kadınlarda genellikle refrakter peryod yoktur veya çok kısadır ve kadınlar ardı ardına defalarca orgazm olabilirler.
Kadınların yalızca az kısmı vajinal yolla orgazm olabilir. Birçok kadında, orgazma ulaşmak için direkt klitoris uyarısı gereklidir.
Orgazmla birlikte uyarılma evresinde biriken tüm gerginlik kaybolur. Kişi beyinden orgazm esnasında salgılanan endorfinlerin ("mutluluk hormonları") etkisiyle gevşer ve kendini iyi hisseder. Takiben uyarılma evresinde ortaya çıkan değişikliklerin tümü "çözülerek" geri döner. Tüm bu geri dönüş süreci 5-10 dakika sürer. Çözülme evresinde tüm değişiklikler geri döner. Kadınların çoğunda orgazm sonrası klitoris ve meme uçları hassaslaşır ve ağrıya duyarlı hale gelir
Kızlık zarında doğuştan herhangi bir delik olmaması durumu. Bu durumun sonucuna kız büluğ çağına ulaştığı halde, döl yolundan dışarı doğru aylık kanamalar görülmez. Çünkü uterus (döl yatağı) kanaması gerçekleşmekte, fakat bu kan döl yolunu kapayan ve geçit vermeyen kızlık zarı ardında birikmektedir. Bu durum kızda ayda bir karın ve döl yolu sancılarına yol açar. Döl yolunun içinde bu şekilde kan birikmesine hematokolpos denir.
Tedavide gecikilirse döl yolunun, kızlık zarı gerisinde kalan tümü kanla dolacak ve bundan sonra uterus (döl yatağı) da kanla dolmağa başlayacaktır. Bu duruma ise hematometra adı verilir. Tedavisi kızlık zarında hekim tarafından bisturi ile bir delik açılmasından ibarettir.
Bazı bireyler de yukarıdakinin aksine cinsel yönden fazla arzulu olmadıklarını düşünürler. "Fazla cinsel arzu duymamak" da çoğu durumda yapısal bir özelliktir ve birey baştan beri böyledir. Bazı insanlar yapısal olarak cinselliğe daha az "düşkündürler".Bazı bireyler de yukarıdakinin aksine cinsel yönden fazla arzulu olmadıklarını düşünürler. "Fazla cinsel arzu duymamak" da çoğu durumda yapısal bir özelliktir ve birey baştan beri böyledir. Bazı insanlar yapısal olarak cinselliğe daha az düşkündürler".
Bazen bir birey hayatının belli bir döneminde diğer dönemlerine göre daha az cinsel arzu duyduğunun farkına varabilir.
Cinsel arzunun anormal bir şekilde düşük olduğunun belirleyicisi, bu arzu azalmasının kişiyi rahatsız etmesi veya kişinin
eşiyle olan ilişkilerini olumsuz etkilemesidir. Bu tanımın dışında kalan "azalmış cinsel arzu" anormal kabul edilmez
Cinsel arzuyu etkileyen faktörler
Kişisel özellikler
Bir önceki konuda belirtildiği gibi hem erkeklerin hem de kadınların cinselliğe olan ilgileri değişkendir. Bazı kadınlar diğerlerinden daha
"isteksiz", bazıları ise "çok aşırı istekli" görünebilir.
Bazı kadınların cinselliğe olan ilgileri yüksek olmasına rağmen cinsel ilişkiye olan ilgileri daha zayıf olabilir. Bu kadınlar cinsel ilişkiden
daha çok yakın temasa ve dokunulmaya önem verirler. Mastürbasyon da kadınların sıklıkla uyguladığı bir cinsellik ifadesi olup kadının
cinsel ilişkiye olan ilgisinden tümüyle bağımsız bir olaydır. ;;
Yaş
Yaşlandıkça cinsellik arzusu ve cinsel ilişki sıklığı azalmakla birlikte kadınlar tüm hayatları boyunca cinselliğe olan ilgilerini ve cinsellikten aldıkları zevki sürdürürler.
Yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan anatomik değişiklikler (vajinanın kısalması, daralması, duvarlarının incelmesi, elastikiyetinin azalması, dış genital bölgeler ve klitorisin duyarlılığının azalması gibi özellikler) nedeniyle vulva ve vajina daha duyarlı hale gelir. Ek olarak vajinada ve idrar yollarında daha sık enfeksiyon ortaya çıkar. Tüm bu etkenler kadında cinsel ilişki esnasında ağrı nedeni olabilirler.İlişki esnasında ağrı duyulması kadının cinsellikten "soğumasıyla" sonuçlanabilir. Düzenli olarak ilişkiye devam eden kadınlarda bu olumsuz değişikliklerin daha ender görüldüğü belirlenmiştir.
Cinsellikle ilgili çalışmalarıyla tanınan Masters ve Johnson yaptıkları çalışmalarda 20-50 yaş arasında kadın ve erkeklerin haftada ortalama 2-4 kez ilişkide bulunduklarını, 50 yaştan sonra bu sıklıkta hafif azalma olduğunu ancak hem erkek hem de kadında cinselliğe ilginin ömür boyu devam ettiğini göstermişlerdir.
Gençliğinde cinsel yönden diğerlerine göre daha istekli ve aktif olan kadınların menopoz döneminde de diğerlerinden daha bariz olarak aktif oldukları da diğer bir gerçektir.
Yaş asla önyargılı bir şekilde cinselliği azaltan bir etken olarak görülmemelidir. Menopoz döneminde ve hatta en ileri yaşlara kadar "kendisine bakmayı" bilen ve düzenli doktor kontrollerine giden kadın eşiyle uyumlu bir cinsel yaşamı ömür boyu sürdürebilir.
İlaç kullanımı
Çok çeşitli ilaçlar (yüksek tansiyon tedavisinde kullanılan ilaçlar, depresyon tedavisinde kullanılan ilaçlar, sakinleştiriciler gibi) cinsel arzu ve diğer cinsel işlevler üzerinde olumsuz etkiler yapabilirler. Böyle durumlarda ilacın değiştirilmesi veya doz ayarlaması gerekebilir.
;
Hastalıklar
Jinekolojik sorunlar (gebe kalamama, düzensiz kanama gibi) veya dahili hastalıklar (tansiyon yüksekliği, nörolojik hastalık, kanser gibi) ve diğer çok sayıda hastalık cinselliği olumsuz yönde etkileyebilir. Etkili bir şekilde tedavi edildiklerinde genellikle cinsellik eski haline geri döner.
;
Geçirilmiş ameliyatlar
Rahimin herhangi bir nedenle ameliyatla çıkarılmış olması sonrasında geçici olarak cinsel arzuda ve diğer cinsel işlevlerde azalma
olabilir. Yine rahimle beraber yumurtalıkların çıkarılmış olması östrojen hormonunun azalmasına bağlı direkt olarak veya hormon
azalmasının genital dokular üzerindeki geriletici etkilerine bağlı olarak cinselliği olumsuz etkileyebilir
Rahimin alınmış olmasının cinselliği kalıcı olarak olumsuz etkilediğine dair bir bilimsel veri mevcut değildir. Yumurtalıkların alınması
sonrasında östrojen hormonu tedavisi yapıldığında cinselliğin etkili bir şekilde sürdürülmesi mümkün olabilmektedir.
;
Gebe Kalma Korkusu
Genç bir kadın özellikle evlilik öncesi dönemde gebe kalma riskinin verdiği endişeyle cinselliğini uygun bir şekilde yaşayamayabilir. Etkili bir doğum kontrol yöntemi kullanmak bu endişenin ortadan kalkmasını sağlayabilir.
;
Cinsel yolla bulaşan hastalık edinme korkusu
Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklardan birine yakalanma korkusu özellikle çok sayıda cinsel eşi olan veya çok sayıda cinsel eşi olan bir erkekle beraber olan bir kadında yerli bir korku olmalıdır. Bu tür hastalıkların genital sistemde ve hatta tüm vücutta yaratabilecekleri muhtemel hasarları önlemek için her kadının bu hastalıklardan korunmak için gerekli önlemleri alması önemlidir.
Cinsel yaşam, bireyleri çeşitli bakterilerle ve diğer enfeksiyon etkenleriyle karşılaştıran bir durumdur.
Cinsel yaşamı sürdürmek ve bakterilerle "iyi geçinmek" için öncelikle vücudumuzda bizimle beraber yaşayan bu canlı türleriyle ilgili bilgi sahibi olmalısınız. Bu yazıda vücuttaki bakterilerin genel özellikleri ve cinsel yaşamdaki etkileri hakkında bilgi verilmiştir.
Bakteriler hakkında genel bilgiler
Bakteriler enfeksiyon hastalıkları adını verdiğimiz bazen ölümcül olabilen hastalıklardan sorumlu olsalar da canlı yaşamın vazgeçilmez parçalarıdır. Bakteriler olmadan dünya üzerindeki yaşamın devam etmesi olanaksızdır.
İnsan vücudunda normal şartlar altında dış ortama kapalı olan organ sistemleri "steril" ("steril" tıpta "hiç bakteri içermeyen" anlamında kullanılan bir kelimedir) olarak kabul edilir. Bu bölgeler bakterilerin üremeleri için uygun koşullar taşıyan ve bu nedenle steril olmaları çok önemli olan bölgelerdir. Kan, idrar, karın içindeki organların çoğu, göğüs kafesi içindeki yapılar (kalp ve akciğerler) ve kafatası içindeki yapılar başta olmak üzere her bölgenin kendine özgü bir savunma mekanizması vardır ve bu ortama girmeyi başarabilen az sayıdaki bakteri sağlam bir bağışıklık sistemi sayesinde ortamdan uzaklaştırılır ve steril durum devam eder. Bakteri florası
Vücutta belli organlar vardır ki buralarda bakteriler sürekli olarak ve normal şartlarda bulundukları dokuyla iyi geçinerek yaşamlarını sürdürürler. Ağız ve burun boşluğundan gırtlağa kadar olan kısım, dış kulak yolu, anüsten kalınbağırsak-incebağırsak sınırına kadar olan kısım ve apendiks, vücudumuzu kaplayan tüm cildimiz ve kadınlarda dış genital kısımdan rahimağzı sınırına kadar olan kısımda sürekli olarak bakteriler yaşar. Bu bakteriler çoğu durumda dokuya bir fayda veya zarar sağlamazken, sindirim sisteminde ve vajinada önemli işlevlere katkılarda bulunurlar.
Vücudun her anatomik bölgesinde yaşamını sürdüren bu bakteri topluluklarına flora adı verilir (flora kelime anlamı olarak belli bir bölgedeki bitkisel yaşam anlamına gelir). Ağız içi florası, vajinal flora, kalınbağırsak florası gibi.
Florayı oluşturan bakterilerin cinsi ve "davranış biçimleri" dokudan dokuya, kişiden kişiye, aileden aileye ve daha da önemlisi ülkeden ülkeye önemli farklılıklar gösterir. Yani örnek olarak bir kişinin ağız içinde yaşayan bakteriler tür ve işlev olarak benzeseler de kendine özgü farklı özellikler gösterirler.
Yine aynı kişinin örnek olarak kalın bağırsağındaki floranın özellikleri ağız içindeki floraya göre oldukça farklıdır. Bu nedenle aynı bedenin bir bölgesinden başka bir bölgesine taşınan bir bakteri aynı bakteri olmasına karşın kendi yerinde zararsızken, başka bir yere geldiğinde zararlı olabilir. Bunun en tipik örneği kalınbağırsakta bulunan bakterilerin tuvalet hijyeni yetersiz kişilerde vücudun çeşitli bölgelerinde enfeksiyonlara neden olabilmesidir.
Flora bölgesel özelliklerle yakından ilişkilidir:
Belli bir coğrafi bölgede yaşayan insanların vücut floraları diğer bir bölgede yaşayandan tümüyle farklıdır ve bir ülkenin insanında zararsız bir şekilde yaşayan bir bakteri başka bir ülkenin insanında enfeksiyona yol açabilir. Bunun en tipik örneği de "turist ishali" adı verilen durumdur: Normal şartlarda bölge insanlarında hiçbir belirti vermeyen bir bakteri türü diğer bölgeden gelen insanlara hijyenik olmayan şartlarda hazırlanmış bir gıda yoluyla bulaştığında enfeksiyona neden olabilir. Halbuki bakteri aynıdır.
Flora kişiler arasında da önemli farklılıklar gösterir:
İki bireyin teması floraların bir anlamda karşılıklı değişimine yol açar. Biriyle el sıkıştığınızda karşı tarafın bakterileri size, sizin bakterileriniz de karşı tarafa geçmiş olur. Bu geçici bakteri alışverişi normal şartlarda enfeksiyona yol açmaz.
Temas ne kadar yakınsa ve ne kadar uzun süreliyse iki kişinin floralarının birbirlerine benzeyen özellikleri de artar. Aile bireylerinin floraları ve özellikle de beraber yaşayan bir çiftin floraları hemen hemen aynıdır. Bu, normal şartlarda herhangi bir enfeksiyona yol açmazken, herhangi bir bireyin dışarıdan aldığı "yabancı" bir bakteri bu kişinin temas ettiği birey(ler)de enfeksiyona yol açabilir. Eşlerden birinin başka biriyle beraber olması sonucu "kaptığı" bakteri, virüs veya diğer mikroorganizmaların diğer eşe bulaştırılması gibi.
Temas eden iki anatomik bölge birbirinden ne kadar farklıysa sorun ortaya çıkma olasılığı o kadar yüksektir.
Her anatomik bölgenin florası farklıdır ve oral sekste olduğu gibi birbirinden tümüyle farklı iki anatomik bölge temas ettiğinde floraların değişimi enfeksiyon sorunu oluşturabilir.
Üçüncü ve en önemli belirleyici etken, temas eden kişilerin floralarında enfeksiyon yapıcı etkenlerin varolup olmamasıdır.
Flora normalde enfeksiyon yapıcı özelliği düşük bakterilerden oluşur. Ancak bazı kişilerin florasında enfeksiyon yapıcı özellikleri güçlü mikroorganizmalar var olabilir. Bu mikroorganizmalar virüs şeklinde, bakteri şeklinde veya parazit şeklinde olabilir ve bunlar bazı belirtilere neden olabileceği gibi, kişi bu mikroorganizmaları taşıdığından tümüyle habersiz de olabilir.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar adı altında toplanan hastalıklar bireyin florasında varolan ve enfeksiyon yapma özelliği güçlü mikroorganizmaların cinsel temas yoluyla diğer bir bireye aktarılmasıdır.
Cinsel davranış şekilleri ve enfeksiyon sorunu
Cinsel ilişkinin en sık uygulanan şekli olan "klasik cinsel ilişkide" temas eden bakteri floraları birbirine benzerdir (erkek ve kadının genital florası) ve bu nedenle bu tür ilişkide taraflardan birinde enfeksiyon oluşmasını belirleyici temel etken taraflardan birinin florasında enfeksiyona yol açabilecek bakteri ve virüslerin varolup olmamasıdır. Taraflardan birinde varolan virüsler (HPV (genital siğil), HSV (genital uçuk), HIV (AIDS), Hepatit B gibi), bakteriler (klamidya, gonore (bel soğukluğu), sifiliz (frengi) gibi), parazitler (trikomonas, uyuz gibi) karşı tarafa geçer ve karşı tarafın bağışıklık sistemi özelliklerine göre karşı tarafı taşıyıcı veya hasta yapar.
Bu açıdan kadınlar erkeklere göre daha şanssız durumdadırlar
Kadının hassas dengeler üzerine kurulu vajinal mukozasında belli bölgelerde gözle görülmeyen çatlaklardan, mesane girişinin genital bölgeye yakın olması gibi nedenlerle kadınlarda normal cinsel ilişkide bile karşı taraftaki enfeksiyonları çok daha kolay kaparlar. Hatta karşı tarafta hiçbir enfeksiyon bulunmasa bile normal şartlarda steril (bakteri içermeyen) olan mesane girişinin vajinaya yakın olması nedeniyle mesaneye giren bakteriler özellikle yeni evli veya menopozda olan kadınlarda sistit oluşmasına neden olabilirler.
Öpüşme
Cinsel içerikli yakın öpüşme iki bireyin ağız floralarının değişimiyle sonuçlanır. Ağız içinde herhangi enfeksiyon yapıcı bir etken olmayan bireylerde öpüşmeye bağlı sorun oluşmaz. Ancak ağız salgılarında bulunabilen virüs ve bakteriler öpüşmeyle bulaşabilirler.
Ön Sevişme
Ön sevişme bedensel temasın yakınlaştığı, cilt bakterilerinin değiştirildiği bir durumdur. Enfeksiyona yol açması beklenmez. Ancak aktif genital siğiller gibi virüs yoğunluğunun fazla olduğu durumlarda virüslerin karşı tarafa geçmesi söz konusu olabilir.
Oral Seks
Oral seks iki ayrı floranın (ağız ve genital floranın) karşılaştığı bir ilişki şeklidir. Farklı floralar olduğundan enfeksiyon sorunu oluşabilir.
Anal Seks
Anal seks tümüyle ayrı iki floranın (penis ve kalınbağırsak) karşılaştığı bir ilişki şeklidir. Erkeğin genital bölgesinin savunma sistemlerinin oldukça gelişmiş olması nedeniyle erkekte ender durumlarda enfeksiyon oluşurken, kadında oluşan sıyrıklardan erkeğin genital patojenleri geçebilir. Yine anal sekste hatalı yapılan bir uygulama anal seks sonrası vajinal seksle devam edilmesidir, bu durum kadınlarda ciddi enfeksiyonlara neden olabilir.
Homoseksüel ilişki
Anal seks için söylenenlerin aynısı burada da geçerlidir.
Regl olmak (adet kanaması, ay hali) kadın hayatının önemli bir parçasıdır. Genç kızlığa adım atılan dönemde bazen şok etkisi yaratabilen ilk adet kanaması kısa bir süre sonra kadının her ay düzenli görmeye alıştığı ve düzensizleşmesi durumunda endişeye kapıldığı bir olgu haline gelir. Adet düzensizlikleri kadınların sık yaşadıkları sağlık sorunlarındandır ve her bilinçli kadının bu düzensizliklerin nedenleri hakkında genel bilgilere sahip olması gerekir.
Adet düzensizliğinin tanımı
Normal bir adet düzeni olan kadın 26-35 günlük aralıklarla (bu aralığın başlangıcını ve bitişini bir adetin ilk günüyle diğer adetin ilk günü belirler) kanama görür ve bu kanama 3-7 gün arasında devam eder. İlk günlerde nispeten daha fazla olan kanama yavaş yavaş azalarak en geç 7 günde tamamen biter. Tüm bu adet dönemi boyunca kadın ortalama olarak 60 ml. kan kaybeder. Bazı kadınlarda ek olarak tam iki adetin ortasına denk gelen dönemde birkaç damla süren lekelenme tarzında kanama olabilir. Ovulasyon (yumurtlama) esnasında oluşan bu kanama her ay tekrar eder ve normal dışı bir durum olarak kabul edilmez.
Yukarıda anlatılan düzenden her sapma adet düzensizliği olarak tanımlanır. Her adet düzensizliği tipinin kendine özgü nedenleri ve tedavi şekilleri olduğundan tanı koyma aşamasında kadının düzensizliği iyi tarif edebilmesi çok önemlidir.
Kadınlar neden adet kanaması görürler?
İki adet kanamasının ilk günleri arasında kalan ve menstruasyon siklusu adı verilen döngünün amacı uterusu (dölyatağını) gebeliğe hazırlamaktır. Bu döngünün düzenli olarak işlemesine hem fizyolojik hem de ruhsal süreçler katkıda bulunur: Her adetin ilk gününde beyinde bulunan hipofiz adlı salgı bezinden salgılanan bir hormonun etkisiyle yumurtalıklardan birinin içinde bir oosit (yumurta) hücresi olgunlaşmaya ve östrojen hormonu üretmeye başlar. Bu hormon uterus iç tabakasının kalınlaşmasından ve gebelik için ön hazırlıkların tamamlanmasından sorumludur. 14 gün süren bu kalınlaşma döneminde yumurta hücresi etrafında sıvı birikimi olur ve yumurtalık yüzeyinde yaklaşık 18-20 mm. çapında içi sıvı dolu olan ve folikül adı verilen yapı ortaya çıkar. Bu olaylar esnasında hipofizden salgılanan diğer bir hormonun kanda seviyesi belli bir aşamaya yükseldiğinde bu gelişen folikül çatlar ve içindeki olgunlaşmış yumurta hücresi serbest kalır. Bu hücre fallop tüpü içine girerek burada ilerlemeye başlar. Fallop tüpü içinde oosit bir sperm hücresiyle karşılaşır ve döllenme gerçekleşirse gebelik başlar.
Yumurtlama gerçekleştikten hemen sonra kanda östrojen hormonuna ek olarak progesteron hormonu da yükselmeye başlar. Bu hormon uterus iç tabakasını döllenen yumurtanın yerleşmesi ve gebeliğin devam etmesi için uygun hale getirir ve bir anlamda östrojen hormonunun burada yaptığı ön hazırlıkları tamamlar. Gebelik oluşmazsa kanda hormon seviyelerinin düşmesiyle belli bir süre sonra endometrium tabakası dökülmeye başlar. Bu dökülme kanamayla birlikte olur. Adet kanaması adı verilen bu kanamayla birlikte endometrium yeni siklustaki muhtemel bir gebelik için tekrar hazırlanmaya başlar ve yukarıdaki döngü en başa döner.
Adetin zamansal olarak düzenli olmasını sağlayan en önemli mekanizma ovulasyon (yumurtlama) ve buna bağlı olarak salgılanan progesterondur. Ovulasyon herhangi bir nedenle gerçekleşemezse endometrium tabakası östrojen etkisi altında kalınlaşmaya devam eder ve beklenmedik zamanda, sıklıkla gecikmeli olarak ve gene sıklıkla normalden fazla kanama olur.
Tüm hormonal mekanizma beyin üst merkezlerinin denetimindedir ve psikolojik etkenler hormonal salgılamayı etkileyerek adet düzeninde değişikliklere neden olabilirler. Adet düzeninde diğer önemli bir etken de tiroit hormonlarıdır. Bu hormonların azlığı ya da fazlalığı durumunda adet düzeni sıklıkla bozulur ve yine sikluslar sıklıkla yumurtlama olmaksızın gerçekleşir.
Tekdüze giden seks hayatınızı renklendirmek elinizde. Bunun için farklı şeyler denemelisiniz. Nasıl mı, işte size hem partnerinizi hem de sizi mutlu edecek öneriler...
Beklenmeyeni yapın: İlişkinizdeki monotonluğu ortadan kaldıracak tek şey şaşırtıcı bir şeyler yapmaktır. Küçük sürprizler, şaşırtıcı dokunuşlar...
Romantizmi arttırın: Sevgilinizle birlikte güzel bir gece geçirmeyi planları yaparken bazı detayları da sakın ihmal etmeyin. Yakılan birkaç mum, odaya yayılan hoş bir koku ve hafifçe çalan romantik bir müzik romantizmin doruğa ulaşmasında en büyük yardımcılarınız olacak. Böylece partnerizini baştan çıkarmanız da çok kolaylaşacak.
Rahat ama seksi giyinin: Kendinizi seksi hissetmeniz için öncelikle rahat olmanız gerekli. Eğer vücudunuzun herhangi bir bölümüyle ilgili rahatsızlık duyuyorsanız uygun iç çamaşırlarıyla bu kusuru kolaylıkla saklayabilirsiniz. Güven afrodizyak gibidir ve yatak odasında ne kadar iyi görünürseniz o kadar güzel bir gece geçirirsiniz.
Partnerinizin ne istediğini düşünün: Seks hayatınızda yeni bir adım atmak istiyorsanız partnerinizi memnun etmek için zaman harcayın. İlişki sırasında kulağına hoş şeyler fısıldayın.
Sadece kendi isteklerinize yoğunlaşın: Onlara ne istediğinizi söyleyin. İster inanın ister inanmayın ama erkekler sizi neyin harekete geçirdiğini bilmek ister. Hatta buna önem verirler. Sizi mumnun etmekten gurur duyarlar. Asıl önemli olanın ikinizin de mutlu olması gerektiğini unutmayın ve bunun için çaba sarfedin.
Yeni bir yer deneyin: Mekan değişikliği yaparak seks hayatınıza biraz yenilik ve heyecan katabilirsiniz. Bir otel odası kiralayın, başka bir odayı deneyin ya da hiç akla gelmeyecek yerler seçin... Unutmayın seçeneklerin sonu yoktur.
Duygularınızı saklamayın: Kendinizi ve duygularınızı açığa vurmaktan sakın korkmayın ve bu kouda mümkün olduğunca kendinizi özgür hissedin. Nasıl hissettiğinizi dile getirin ve hoşlandığınız şeyleri yapmaktan asla çekinmeyin.
Konuşmadan harekete geçin: Sessizlik kimi zaman heyecanlandırıcı olabilir. Bu fikir özellikle partneriniz eve geldiği anda hiç konuşmadan onu çekip birlikte olduğunuz zaman işe yarayabilir.
Buz ya da filmler işinize yarayabilir: Yeni bir şeyler denemeye ne dersiniz? İlişikiniz zaten mükemmelse yeni bir şey denemek onu daha da değerli kılacaktır. Göz bağı, filmler, buz, oyuncaklar…. Bu arada isterseniz sadece kendiniz hayal edin ya da partnerinizle paylaşın ama fantazileri de sakın yabana atmayın. Asıl önemlisi yaratıcı olmak.
Her dokunuş önemlidir: Seksten aldığınız keyfi arttırmak istiyorsanız yeni pozisyonlar denemelisiniz. Bu tabii ki alıştığınız ve hoşunuza gidenleri unutmanız anlamına gelmiyor ama denemekten de korkmayın. Böylece rutinden kurtulmuş olacaksınız. Aldığınız zevki görünce emin olun siz de çok şaşıracasınız.
Mastürbasyon yapılması boşalma süresinde etkili bir unsurdur. Gençlik çağlarında uygunsuz ortamlarda yapılan mastürbasyonlar erken boşalmaya yol açar. Mastürbasyon erkekleri erken boşalmaya programlar ve alışkanlık yapar. Bu bağlamda erken boşalma, yanlış öğrenilmiş bir davranıştır. Çünkü erkekler ergenlik döneminde hormonlarının etkisiyle aşırı istekli olurlar. Ayıp, yasak, günah düşünceleriyle kafaları karışık bir şekilde genellikle banyo, tuvalet vb. uygunsuz ortamlarda, baskı altında her an yakalanma korkusuyla mastürbasyon yapmaya çalışırlar. Amaç bir an önce bu baskıdan kurtulmaktır. Bu da erkeklerin biyolojik saatini erken boşalmaya programlar. Cinsel ilişkiye başladıktan sonra da bu kötü alışkanlık devam eder ve tek amaç bir an önce sonlandırmak olur.
Erken boşalmanın tedavisi için cinsel terapi sırasında ironik olarak boşalma süresini uzatmak için erkeklere mastürbasyon egzersizleri öneriyoruz. Yani durma, geciktirme ve tekrar durmanın öğrenildiği çalışmalarda yanlış öğrenilmiş davranış doğru bir şekilde yeniden öğretilmeye çalışılır
Cinsel ilişki esnasında ağrı ortaya çıkması disparoni adını alır. Ağrının nedeni organik bir rahatsızlık olabileceği gibi, psikolojik de olabilir. Bunun ayrımı ise komple bir jinekolojikmuayene ile yapılır.
Disparoni eğer ilk cinsel ilişki deneyiminden beri varsa birincil, sonradan ortaya çıkmışsa ikincil adını alır. Bu ayrım muhtemel nedenlerin ortaya konması açısından önemlidir.
Yüzeyel disparoni vajina girişinde, derin disparoni ise penisin girmesiyle birlikte vajinanın derinlerinde ortaya çıkan ağrıdır ve bu ayrım da tanıaçısından önemlidir. Derin disparonide ağrı alt karın bölgesinde yaygın olarak hissedilir.
Kadınların yaklaşık %15?i hayatlarının bir döneminde böyle bir ağrıyla karşı karşıya kalırlar. Ancak %1-2?sinde ise ağrı tedavi gerektirecek kadar şiddetlidir. Bazı kadınlar bu ağrıyı daha çok genital bölgede basınç, yırtılma veya yanma hissi olarak tarif ederler.
Neden olur?
Disparoni nedenleri incelenirken aşağıdan yukarı doğru (vajina girişinden iç genital organlara doğru) bir ayrım yapmak konunun daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunacaktır.
Vajina girişine bağlı nedenler: yüzeyel disparoni nedenidirler.
Kızlık zarıyla ilgili sorunlar: Kızlık zarının yapısal olarak sert olması
Menopoza bağlı atrofi: Menopoz döneminde dokular esnekliklerini yitirdiklerinden cinsel ilişki tahrişe ve ağrıya neden olabilir.
Yeterince hazır olunmadan ilişkide bulunma ve buna bağlı tahriş
Epizyotomi nedbeleri: özellikle zor doğumlardan sonra fazla sayıda dikiş gerektiğinde ve/veya epizyotomi iyileşmesi esnasında enfeksiyon meydana geldiğinde dikiş yerleri sıklıkla nedbe bırakarak iyileşir ve bu nedbeler ilişkide ağrı duyulmasına neden olur.
Enfeksiyonlar: Herpes Simpleks enfeksiyonları (genital uçuk) hem ilişkide hem de ilişki olmayan döneminde ağrı yapar.
Vajinaya bağlı nedenler:
Enfeksiyonlar: vajinit bazı durumlarda ağrıya neden olabilir.
Kitle ve tümörler: vajinada kitle nadir görülür. Büyük kitleler ağrı ve beraberinde kanamaya neden olabilirler.
Yeterince hazır olunmadan ilişkide bulunma ve buna bağlı tahriş
Rektosel (vajina arka duvarı sarkması), uterus sarkması ve sistosel (vajina ön duvarı sarkması): gerilmeye bağlı ağrı nedeni olabilirler.
Yabancı cisimlere karşı gelişen allerjik cevap
Vajina kubbesinde cerrahi veya radyoterapiye bağlı değişiklikler
Doğumsal anomaliler: nadir görülürler
Pelvik yapılara ait nedenler
(iç genital organlara bağlı nedenler): Bu durumlarda derin disparoni ortaya çıkar.
(iç genital organlara bağlı nedenler): Bu durumlarda derin disparoni ortaya çıkar.
Pelvik iltihabi durumlar: pelvik enfeksiyonlar hem akut dönemde hem de iyileştikten sonraki dönemde ilişkide ağrı nedeni olabilirler.
Endometriozis: endometriozis genital bölgedeki organlarda yapışıklıklara neden olan bir durumdur. Bu yapışıklıklar ilişki esnasında
gerilmeye ve ağrıya neden olabilirler.
Uterus habis veya selim tümörleri
Pelviste enfeksiyonlara, ameliyatlara veya endometriozise bağlı gelişen yapışıklıklar
Geçirilmiş pelvis kırıkları
Sindirim sistemi hastalıkları: nadiren disparoni nedenidirler.
İlk ilişkinin yarattığı psikolojik travma gibi psikolojik durumlar da en önemli disparoni nedenleri arasında üst sıralarda yer alırlar.
Disparoninin (Cinsel ilişki esnasında ağrı ortaya çıkması) vajinismustan (vajina girişi kaslarının ilişki esnasında kasılması) ayırıcı tanısı mutlaka yapılmış olmalıdır.
Tedavi öncesi incelemeler
Öncelikle enfeksiyon, kitle, kanser veya kanser öncüsü lezyon açısından muayene, ultrason, vajinal kültür, papsmear, idrar kültürü gibi incelemeler yapılır.
Şüpheli durumlarda vulva ve/veya vajinaya kolposkopik inceleme yapılır ve gerekirse biyopsi alınır.
Derin disparonide laparoskopik inceleme sıklıkla gereklidir.
Tedavi
Tedavide ilk adım hastanın ve eşinin hastalığın tabiatı konusunda bilgi sahibi olmasıdır.
Organik nedenler usulüne uygun olarak ilaç ve/veya cerrahi yolla tedavi edilir.
Hastalığın psikolojik komponenti varsa bireysel ve/veya eşle beraber psikopterapi çok önemlidir ve ihmal edilmemelidir.
Çoğu kadının hamileliğinin ilk bulgusu görülmeyen adet kanamasıdır. Fakat her kadın düzenli bir adete sahip olmayabilir. Adet kanamaları hastalıklar, mevsimsel değişiklikler, stresten etkilendiği için diğer belirti ve bulgularında görülmesi gerekir. En sık gözlenen belirtiler; ağrılı göğüsler, yorgunluk hissi, mide bulantısı, diğer mide şikayetleri, sık sık idrara çıkma isteği ve karında şişkinlik hissidir.
Bazı hamilelik belirtileri hamile olma olasılığınızın bulunduğunu, bazıları ise bu olasılığın yüksek olduğunu akla getirir. Hiçbir erken belirti gebeliğin kesin işareti değildir. Aslında hamileliği kesin kanıtlayan ilk belirti bebeğinizin kalp atışlarıdır ki bu da duyarlı Dopler ultrason ile yaklaşık 10-12' inci haftalar arasında duyulabilir.
HAMİLE OLABİLECEĞİNİZİ DÜŞÜNDÜREN İŞARETLER
BELİRTİ
ORTAYA ÇIKTIĞI ZAMAN
BAŞKA OLASI NEDENLERİ
Adet kesilmesi
Tüm hamileliklerde
Yolculuk,yorgunluk,stres,hamilelik korkusu,hormonsal sorunlar,aşırı kilo alma ya da verme, doğum kontrol hapını bırakma,emzirme
Sabah bulantıları
Hamile kaldıktan 2-8 hafta sonra
Yiyecek zehirlenmesi,gerginlik
Sık idrara çıkma
Genellikle hamile kaldıktan 6-8 hafta sonra
İdrar yolları iltihabı,gerginlik,şeker hastalığı
Sızlayan,ağrıyan,şiş göğüsler
Hamile kaldıktan sonraki birkaç gün içinde
Doğum kontrol hapları,adet günlerinin yaklaşması
Meme ucu çevresinin koyulaşması ve meme ucu çevresindeki küçük bezlerin kabarması
Hamileliğin ilk üç ayı içinde
Hormonsal dengesizlik
Önce göğüslerde sonra karında deri altında pembe mavi çizgiler
Hamileliğin ilk üç ayında
Hormonsal dengesizlik ya da önceki hamileliğin etkisi
Yiyeceklere aşırı istek duyma
Hamileliğin ilk üç ayı içinde
Kötü beslenme,stres,adet günlerinin yaklaşması
HAMİLE OLACAĞINIZA İLİŞKİN KUVVETLİ İŞARETLER
BELİRTİ
ORTAYA ÇIKTIĞI ZAMAN
BAŞKA OLASI NEDENLERİ
Rahim ve rahim ağzının yumuşaması
Döllenmeden 2-8 hafta sonra
Adet kanamasının gecikmesi
Rahmin ve karnın genişlemesi
8-12 hafta
Tümör ve fibroidler
Aralıklı ve ağrısız kasılmalar
Hamileliğin başında başlar, hamilelik ilerledikçe sıklığı artar
Bağırsak kasılmaları
Bebeğin hareketleri
İlk olarak hamileliğin 16-22. Haftasında fark edilir.
Yeni evlenen genç kızların yaşadığı ‘ilk gece’ stresi, geleneklerin baskısı, çekingenlik, tüm bir ömrü etkileyecek vajinusmus hastalığının sebepleri arasında sayılıyor. Üstelik yeni yüzyılla birlikte azalması beklenen bu hastalık, tam tersine artıyor. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Cinsel İşlev Bozuklukları Birimi Sorumlusu Prof. Dr. Arşaluys Kayır, ‘Vajinusmus hastalığının tıbbi açılımı, birleşme sırasında vücut kaslarının kasılmasıdır. Kadınların çekingen kalması ve geçmişten günümüze gelen söylemlerin olumsuz etkisi, bu strese yol açıyor. Bu hastalık sadece evlenecek olan kadınlarda değil, uzun yıllar evliliğini sürdüren kadınlarda da görülebiliyor’ diyor.
Prof.Dr. Kayır, bu hastalıkla ilgili şikayetlerin yüzde 80’inin eğitimli kadınlardan geldiğini belirterek, ‘Günlük stres, hastalığın ortaya çıkmasında en önemli etkenlerden biri’ diye konuşuyor.
Vücuduna ve cinsel organına yabancı olan kadınların bu hastalığı daha fazla yakalandığına dikkat çeken Prof. Dr. Arşaluys Kayır, ‘Kentsel nüfus içinde yer alan, çalışan kadınlar orgazmı biliyor, ancak etkin yaşayanların sayısı az. Bunun için vajinusmus hastalığı gündeme geliyor. Geçtiğimiz yıllara göre şikayetler yüzde 50 artış gösterdi. 25 yaş üstü olan kadınların vücutlarını tanımamasından kaynaklanan bu hastalıkta, çiftlerin birlikte psikolojik danışmanlık hizmeti almasını öneriyoruz. Eğitimli çiftler bile bize başvururken, bir tedirginlik ve çekingenlikle geliyor. Öncelikle bunun aşılması gerekmektedir’ diyor. Prof.Dr.Kayır, vajinusmus sorununun ortadan kalkması için eşler arasında tensel uyum egzersizleri yapılması gerektiğini belirterek, ‘Cinsel birleşmeye geçmeden dokunuşlarla tensel uyum egzersizleri yapılması, sorunun aşılması acısından büyük önem taşıyor’ mesajlarını iletiyor.
Boşalma sorunu yaşayan çoğu erkekte biyolojik olarak sorun yoktur. Ancak kadınla birlikteyken boşalamayan erkekte cinsel teknik ve davranış problemleri birlikte bulunabilir. Örneğin çoğu erkek seks yapmayı masturbasyon ile öğrenir. Masturbasyon ile orgazm olmak için harcanan süre iki kişinin cinsel ilişki için harcadığı süreden çok çok kısadır. Ayrıca penise gelen uyarı daha hızlı ve yoğundur. Dolayısıyla bu erkekler seks yapmaya başladıklarında hisler yeterince uyarıcı veya yoğun olarak algılanmayabilir. Böyle bir problemin çözümü ön sevişme döneminde erotizmi arttırmakla mümkündür. Bu yardımcı olmazsa ve karşı cinsle ilişkileri zayıfsa (anne veya sevgili) içinde olduğu gerginlik boşalma refleksini engelliyor olabilir. Bu durumda partnerinizi rahatlatmaya yönelik bir oyun havasında uygulayacağınız bir fiziksel terapi yardımcı olacaktır: Partnerinizden sizin yanınızda mastürbasyon yapmasını isteyin, ve bunu bir oyun gibi eğlenceli olmasını sağlayın. Bir sonraki sefer mastürbasyon sırasında sizden biraz yardım almasını isteyin. Daha sonra, vajinanın içine boşalmasını deneyin. Bu durum başarılı bir şekilde sonuçlanırsa, partnerinize bunun normal gidişatta bir cinsel ilişki olduğunu ve Sizin istediğiniz şekilde boşalmanın gerçekleştiğini hatırlatın. Bazen erkeğe fantazilerinden bahsettirmek veya güçlü erotik cümleler veya görüntüler yardımcı olabilir. Bu uygulamaların sırasında partnerin seks, kadınlar hakkında düşündüklerini anlattırmak tedaviye yardımcı olur. Dini kökenli baskılar var mı? Kadının adet kanamaları, vücut kokusu kendisini etkiliyor mu? Gibi faktörlerin geç boşalmaya sebep olması mümkündür. Geç boşalan erkeklerin derin kaygıları olabilir. Kendilerini rahat bırakmaktan, kontrolü kaybetmekten korkuyor olabilirler.Bu durumda erkeğin kendini gevşetme ve rahat bırakma egzersizlerini denemesi de yardımcı olabilir. Yukarıdaki yöntemlerle çözülemeyen durumlarda birkaç hafta beraberce terapi seanslarına katılmak gerekli olabilir. Uzman kişilerce yürütülen bu terapilerde bazı teknikler öğretilerek boşalma temin edilebilir. Doktorunuz size yardımcı olacak tavsiyelerde bulunacak, bazı hallerde de psikoterapi önerecektir.
Erken boşalmanın temel belirtileri olan : Boşalma küçük cinsel uyarılarla ve neredeyse kontrolsüz bir şekilde meydana gelmesi, Cinsel tatminde azalma,Suçluluk, utanç ve hayal kırıklığı hissi erkekleri etkileyen en sık görülen seksüel problemdir. Çalışmalar bu problemin erkeklerin %40’ında endişelenmeyi gerektirecek bir boyutta olduğunu göstermektedir.
ALTTA YATAN FAKTÖRLER NELERDİR?
Erken boşalmanın temel belirtileri olan : Boşalma küçük cinsel uyarılarla ve neredeyse kontrolsüz bir şekilde meydana gelmesi, Cinsel tatminde azalma,Suçluluk, utanç ve hayal kırıklığı hissi erkekleri etkileyen en sık görülen seksüel problemdir. Çalışmalar bu problemin erkeklerin %40’ında endişelenmeyi gerektirecek bir boyutta olduğunu göstermektedir.
ALTTA YATAN FAKTÖRLER NELERDİR?
Bazen ilk ilişkiden itibaren ortaya çıkabileceği gibi bazı durumlarda da daha önce problemi olmayan bir kişide daha sonra gelişebilmektedir.
Bazen ilk ilişkiden itibaren ortaya çıkabileceği gibi bazı durumlarda da daha önce problemi olmayan bir kişide daha sonra gelişebilmektedir.
Düzensiz cinsel ilişki, kişinin düzenli boşalamıyor olması burada önemli bir faktördür.Ayrıca ilişkiye verilen önem ve gerginlik yani performansın çok önemli olarak algılandığı durumlarda da ortaya çıktığı görülmektedir.
Kişinin ilişkiyi algılayış şekli önemlidir: İlk cinsel deneyimlerin sağlıklı olmayan ortamlarda yaşandığı durumlarda kişinin aşırı gergin ve bir performans gösterme gereği içerisinde ilişkiye yaklaştığı durumlarda erken boşlamanın sık görüldüğünü görmekteyiz.
Kişinin olaya verdiği değer, önemin fazla olması, yani performans anksiyetesinin yoğunluğu, düzensiz cinsel ilişki ya da nörojenik hassasiyetin varlığı erken boşalmayı yaratmada önemli faktörler olarak görülmektedir.
FİZİKSEL BİR NEDENİ DE OLABİLİR Mİ?
Genellikle altta yatan neden psikolojik olsa da nadiren fiziksel bir neden (prostat bezi inflamasyonu veya sinir sistemi fonksiyon bozukluğu gibi) de etken olabilir:
- Sempatik sinir sistemi hasarı (örneğin abdominal ameliyat sonrası) - Prostat hipertrofisi ve prostatitis - Üretrit - Diabetes Mellitus (şeker hastalığı) - Bölgesel genito-üriner hastalık - Bölgesel duyu hasarı - Polisitemi - Polinörit vb. gibi organik faktörler etkili olabilir.
ERKEN BOŞALMA DAHA SIK OLARAK HANGİ YAŞLARDA GÖRÜLÜR?
Her yaşta olmakla beraber en çok genç erkeklerde görülür. Erken boşalma erkeğin yaşından çok seksüel deneyiminin yeni olmasından (yeni bir partner , vb) kaynaklanmaktadır. Ancak yaş ilerledikçe ikincil ereksiyon için gereken sürenin uzaması, tam ereksiyona ulaşamamadan dolayı başvurular sıkça olmaktadır. Ereksiyon tam olamayınca erken boşalma kaçınılmaz olmaktadır. Çoğu zaman evliliklerde eşler bu sorunu kabullenmiş görünüyor, oysa evlilik dışı bir ilişkiye girildiğinde yeni partner için bu sorun büyük paniğe yol açabiliyor.
TEDAVİSİ NEDİR?
Öncelikle erkeğin psikolojik yapısını inceleyip psikosomatik bir durum var mı, yoksa uyarıyı arttıran özel bir sebep var mı, onu araştırıyoruz. Önemli olan bir uzmana başvurulması. Erken boşalma sorunu da olsa erkekler bir uzmana başvurarak bu konuyu anlatmaya çekiniyor.
Kişinin boşalmanın kontrolünü elde etmesi için bazı ev ödevleri verilir. Kişinin kendisinin ve eşiyle beraberken yapacağı birtakım çalışmalardan oluşur. Burada kişinin boşalmanın kontrolünü sağlaması için egzersizler oluşturmaktadır. İlaç tedavileri de destek olarak verilmekle birlikte ev ödevleriyle kişinin ilaca bağımlı olmaksızın kendi başına kontrolü sağlaması amaçlanmaktadır.
Tedavide, kişinin olayı algılayış biçimi, partnerinin olup olmaması ve onunla beraber terapiye gelmesi çok önemlidir.
Cinsel tedaviler eğer kişinin başka bir kişilik veya ilişki problemi varsa uygun değildir. Öncelikle kişinin diğer problemlerinin ele alınması ve tedavisi gerekir.Çünkü bu problemler cinsel tedavide engel oluştururlar.Örneğin: kişinin depresyonu ya da partner problemi , boşanma döneminde cinsel tedaviden önce depresyonunun ve ilişki problemlerinin düzenlenmesi gerekmektedir.
EGZERSİZLER
Tedavide egzersizler kişinin kendi başına yapacağı çalışmalar ve partneriyle yapacağı çalışmalar şeklinde düzenlenmektedir.
Erken boşalmada boşalma refleksif hale gelmeden kişinin bunu hissetmesi ve durdurması hedeflenir. Çok erken boşalan kişide, bu noktada herhangi bir egzersiz (sıkma, germe, çift yönlü germe) uygun değildir.
En sık olarak sıkıştırma / sıkma tedavisi de kullanılmaktadır. Cinsel ilişki sırasında veya öncesinde eğer erkek erken boşalma olacağını hissederse cinsel ilişkiye ara verir ve kendisi veya eşi penisi baş ve işaret parmakları ile kavrayarak sıkar; ve penisin uç kısmının hemen gerisine yaklaşık 20 saniye süresince hafif bir basınç uygular, daha sonra cinsel ilişkiye baştan başlanır. Bu yöntem gerektiği kadar sıklıkla uygulanabilir. Basit bir eğitim şekli de ilişki halinde veya mastürbasyon yaparken: penisinizi sizin yada partnerinizin uyarması fakat boşalmadan hemen önce bu uyarıyı durdurması, 30-60 sn. uyarıyı durdurduktan sonra tekrar uyarması ve boşalmadan az önce durdurması şeklinde bir siklusu 5-6 kere tekrarladıktan sonra ancak boşalmaya izin vermektir.
Burada unutulmaması gereken husus, hasta ve partnerinin verilen ödevleri algılayabilecek düzeyde olması ve öncelikle diğer tetkiklerinin tamamlanmış olarak bu terapilere başlanmasının önemidir.
TEDAVİDE DİĞER YÖNTEMLER:
Düzenli bir cinsel yaşam ve sürekli bir partner öneriyoruz. Ayrıca İlaç tedavisi - dopamine antagonistleri - antidepresanlar - anksiyolitikler - Anestezik etkili losyon/kremler de davranış terapiye ek olarak önerebiliyoruz. Ayrıca yoga meditasyondan da fayda görüldüğünü belirten çalışmalar mevcuttur. Davranış tedavisinin başarı oranı %60-90 arasındadır. Ancak, eşlerin birbiri ile uyumunun iyi olması gerekir ve tedavi edildikten sonra da erken boşalma tekrarlayabilir.
ERKEN BOŞALMANIN ETKİLERİ NELERDİR?
Bir çok erkek zaman zaman erken boşalma problemi yaşamakta ve sonradan kendileri bu sorunu çözmektedirler. Tedavi gerektiren durumlarda ise oldukça başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir.
Kalıcı “erken boşalma” hem erkeğin hem partnerinin seksüel fonksiyonları üzerine zararlı etkileri vardır. Çoğu erkek ilk ilişkilerinde erken boşalma eğilimindedir. Erkeğin cinsel deneyimlerinin sayısı arttıkça ve sevişmenin yapılabildiği uygun ortamlar doğdukça daha güvenli olur ve erkek kendini tutmayı öğrenir. Çoğu erkek bu problemin üstesinden gelir ama bazıları bir uzmanın görüşüne ihtiyaç duyar.
Mastürbasyon yapılması boşalma süresinde etkili bir unsurdur. Gençlik çağlarında uygunsuz ortamlarda yapılan mastürbasyonlar erken boşalmaya yol açar. Mastürbasyon erkekleri erken boşalmaya programlar ve alışkanlık yapar. Bu bağlamda erken boşalma, yanlış öğrenilmiş bir davranıştır. Çünkü erkekler ergenlik döneminde hormonlarının etkisiyle aşırı istekli olurlar. Ayıp, yasak, günah düşünceleriyle kafaları karışık bir şekilde genellikle banyo, tuvalet vb. uygunsuz ortamlarda, baskı altında her an yakalanma korkusuyla mastürbasyon yapmaya çalışırlar. Amaç bir an önce bu baskıdan kurtulmaktır. Bu da erkeklerin biyolojik saatini erken boşalmaya programlar. Cinsel ilişkiye başladıktan sonra da bu kötü alışkanlık devam eder ve tek amaç bir an önce sonlandırmak olur.
Erken boşalmanın tedavisi için cinsel terapi sırasında ironik olarak boşalma süresini uzatmak için erkeklere mastürbasyon egzersizleri öneriyoruz. Yani durma, geciktirme ve tekrar durmanın öğrenildiği çalışmalarda yanlış öğrenilmiş davranış doğru bir şekilde yeniden öğretilmeye çalışılır.
Spermin vajina içinde en uzun süre kaldığı pozisyonlar gebe kalmak için en uygun olanlardır. Misyoner pozisyonunda (erkeğin üstte olduğu) ilişki sırasında ve sonrasında 1 saat süre ile belinizin altına yastık koyarak rahim ağzınızın spermleri daha kolay ve daha uzun süre ile tutmasını sağlarsınız.Fakat yastığın aşırı kalın olmaması gerekmektedir.
DİPLOMAT HABER CİNSEL SAĞLIK DANIŞMANI
Diz dirsek pozisyonundaki beraberlik hamile kalmak için en uygun şekildir. Bu şekildeki bir beraberlikten sonra da sırt üstü yatarken belinizin altına 1 saat süre ile uygun kalınlıkta bir yastık koyun.
Ayakta,oturarak veya kadının üstte olduğu pozisyonlar spermin vajina dışına akışını hızlandırdığı için gebe kalmak için uygun şekiller değildirler.
En alışılmış pozisyon, erkeğin üstte, kadınla yüz yüze olduğu pozisyondur. Kadınların çoğu bu pozisyonu yeğler. Bir çift, birleşmeye bu pozisyonla başlayabilir; erkeğin orgazmını geciktirmek amacıyla, birleşme sırasında pozisyon değiştirebilir ve daha sonra birlikte orgazm için en uygun pozisyon olan misyoner pozisyona dönülerek birleşmeye son verilebilir.
Misyoner pozisyonu, öteki pozisyonların çoğundan daha elverişlidir. Birleşme daha az derin, uzun süreli ve duygusal ya da derin, kısa süreli ve sert olabilir.
Misyoner Pozisyonunun Temeli bu pozisyon kadını gevşetir, birleşmeyi kolaylaştırır ve erkeğin alt karın darbelerine yardım eder.
Aynı zamanda karşılıklı okşamaya ve öpüşmeye de uygundur. Bununla birlikte, derin birleşme, daha fazla hareket özgürlüğünden hoşlanan bazı kadınları rahatsız eder.
Erkek çok ağırsa ya da erken boşalma sorunu varsa ya da kadın ileri gebelik dönemindeyse, bu pozisyon uygun değildir.
KADININ ÜSTTE OLDUĞU POZİSYONLAR
Misyoner pozisyonunun karşıtı olan pozisyonda çift, yüz yüze ve kadın erkeğin üstünde ata biner gibidir.
Bu ona, cinsel ilişkinin şiddetini ve süresini denetleme olanağı sağlar. Diz çökmüş olarak başlayıp pozisyon da değiştirebilir.
Örneğin, teması kaybetmeden uzanabilir. Bazı seksologlar bu pozisyonun iki eşe de en çok haz veren pozisyon olduğunu ileri sürmektedirler.
Bu pozisyonda, kadın erkeğin ağırlığından kurtulMuş olduğundan pelvis darbeler yapabilir ve birleşmenin derrinliğini duyabilir. Erkek onu serbestçe okşar ve orrgazmı geciktirebilir. Bu pozisyon özellikle kadının kısa ve erkeğin uzun olduğu çiftler için uygundur.
Ancak kadın otururken yapılacak ters bir hareket acı verebilir, pasif rol erkeğin hoşuna gitmeyebilir. Bu pozisyon gebe kalmaya pek uygun değildir
EŞLERİN YAN YANA OLDUĞU POZİSYONLAR
Eşlerin birbirlerinin ağırlığını taşımak zorunda kalmamaları ve kollarının serbest kalıp birbirlerine sarılabilmeleri, bu pozisyonun üstünlükleri arasında sayılabilir. Bunun yanı sıra, bazı çiftler yeterli uyarı olanağı vermediğini öne sürerek bu pozisyonu elverişsiz bulmaktadır.
AYAKTA POZİSYONLAR
Ayaktaki pozisyonlar genellikle aceleyle, gizli ve rahatsız koşullarda uygulanmaktadır. Bazı pozisyonlar erkeğin eşini yerden kaldırmasını gerektirir. Bu boy sorununu ortadan kaldırır. Ancak erkeğin yorulmasına neden olabilir. Daha kısa olan eş bir eşyanın, örneğin, kalın bir kitabın üstünde ayakta durabilir
Bununla beraber, en iyi koşullarda bile eşlerin boyları farklı ise durum zorlaşır.
ARKADAN SARILARAK BİRLEŞME POZİSYONLARI
Çoğu kişiler arka yolla birleşmenin doğaya aykırı olduğunu savunurlar.
Oysa ki, hemen hemen tüm memeliler yalnızca bu şekli uygular.
Bu yeterli derecede derin birleşmeyi ve klitoris üzerinde hoşa giden bir baskı sağlar.
Uzanarak, diz çökerek, oturarak ve ayakta uygulanan değişik pozisyonlar vardır.
En azından bunlardan bazıları her yaşta çifti tatmin etmektedir.
Hatta bazı pozisyonlar, öteki birleşme şekillerinin çoğunu olanaksız kılan fiziksel koşullarda olan kişilere özellikle uygundur.
ÖZEL İSTEKLERE CEVAP VEREN POZİSYONLAR
Yeni duygular tatma isteği, insanların çoğunu cinsel birleşmede mümkün olan yüzlerce pozisyonu denemeye itmektedir. Daha az kullanılan pozisyonlardan bazıları ise yeniliğin ötesinde bazı fiziksel ve psikolojik sorunları çözümlemeye yarar. Gebe bir kadın için, şişman olan eşler, sırt ağrısı çekenler, penisi kısa olanlar için ve eşi kendisinden uzun ya da kısa olanlar için hiç denenmemiş hatta düşünülmemiş bir pozisyon en iyisi olabilir. Doğru pozisyonun seçimi, hiç orgazma varamayan bir kadının orgazma varmasına ya da iktidarsız bir erkeğin sorununun üstesinden gelmesine, hatta görünüşte kısır olan bir çiftin çocuklarının olmasına yardım edebilir.
BAKİRELERE UYGUN POZİSYONLAR
İlk kez ilişkide bulunanların çoğu 'misyoner' pozisyonunu seçmektedir. Bakire kadın ve bakir erkekler için pozisyon ve şekli çok önemli değildir. Yaklaşım, yavaş ve düşünceli olmalıdır. Ön hazırlık vajinanın kaygınlığını sağlar ve özellikle geçmişteki 'petting' deneyimleri, kadının kızlık zarını genişletmiş ya da yırtmışsa, kadının rahatsızlığı azalır.
GEBE KALMAK İÇİN UYGUN POZİSYONLAR
Kadın, dizleriyle erkeğin omuzlarına dayanır. Bu, kilolu kadınlarda tam birleşmeye ve spermlerin rahim ağzının yakınında birikmesine yardım eder.
Diz çökmüş olarak yapılan arka yolla birleşme, eğer rahim retrovers (arkaya dönük) ise spermlerin rahim kanalına ulaşmasını sağlar.
SORUNLU KİŞİLER İÇİN POZİSYONLAR
Kadın, erkeğin üzerinde doğrulur. Bu pozisyon kadının vajinası darsa tam birleşmeye ulaşılmasını sağlar.
Bu yan yana arka yolla birleşme pozisyonu zayıf ereksiyon sorunu olan erkeklere önerilir
Kadının üstte olduğu bu pozisyon, erkek iktidarsızlığının ve erken boşalmanın tedavisi olarak önerilir. Ayrıca orgazm olmayan kadınların tedavisinde başlangıç pozisyonu olarak yararlanılır.
Bu yan yana pozisyon kadının istem dışı kalça hareketlerini daha kolaylaştırır ve orgazma ulaşmasında yardımcı olur. Bir önceki pozisyonun devamı olarak önerilir.
GEBELİK SIRASINDAKİ POZİSYONLAR
Geçmişteki kendiliğinden düşükler nedeniyle, Doktor tarafından ilk üç ayda ilişki yasaklan- mamışsa, gebelik süresince önerilir. Çift, normal ilişkide bulunabilir. Gebeliğin ilerlemesi ve kar- nın büyümesi ile klasik ilişkiler zor ya da olanaksız olmaya başlar. İleri gebelik dönemindeki bir kadın için karına doğrudan basınç yapılmasıından sakınan ya da en azından birleşmenin derinliğini denetlemeye izin veren pozisyonlar gereklidir.
Eşler, yatak üzerinde bir arka yolla birleşme pozisyonunda diz çökerler ve erkek, çok derine itmekten kaçınır.
Kadın, bacakları, vücudunu taşıyacak şekilde, açık olarak yatar. Karın üzerine basıncın olmaması bu pozisyonu gebeliğin son dönemlerine uygun kılar. Çift, arka yolla birleşmek için yan yatar. Burada da karına baskı yoktur.
Çift bir sandalye üzerinde birbirine sarılır. Kadın, erkeğin üzerine oturur. Böylece birleşme- nin derinliği denetlenebilir.
SIRT AĞRISI ÇEKENLER İÇİN POZİSYONLAR
Sırt ağrısı çeken kişiler alışagelmiş pozisyonlarda çok rahatsız olabilirler. Oysa sıklıkla daha az kullanılan yöntemlerden yararlanabilirler ya da en azından onlara katlanabilirler. Şefkatli bir eş bu pozisyonları bulmaya çalışacaktır. İşte sırt ağrısı çeken kişilerin çoğuna uygun dört pozisyon.
Erkek yatağa yatar, kadın ata biner gibi oturur, öne eğilir. Sırt ağrısı çeken erkektir.
Erkek arka yolla birleşmek üzere ayakta durur, kadın aşağıda, yatağın üzerinde diz çöker. Sırt ağrısı olan erkektir.
Kadın yatağa yatar, erkek ise bacakları arasında ileriye doğru kendini kaldırır. ağrısı olan kadındır.
Bir sandalye üzerinde yüz yüze, kadın erkeğin üzerine pelvik darbeler yapabilecek şekilde oturur. ağrısı olan erkektir.
Bir kadının ortalama menopoza girme yaşı 49.3 ±5 olarak kabul edilmektedir. Kadınların yaklaşık %1'i 40 yaşından önce menopoza girer.
Menopoza girme yaşı kalıtsal olarak belirlenmiştir ve ilk adet kanaması yaşı, emzirme, doğum kontrol hapı kullanımı, ırk, eğitim, boy ve son gebelik yaşı gibi değişkenlerden etkilenmez.
Sigara kullanımı yumurta hücrelerinin ölümüne neden olduğundan, özellikle günde 20 adet ve daha fazla sigara içen kadınların menopoza girme yaşlarının 1-2 yıl geriye gittiği belirlenmiştir.
Bazı bilimsel veriler:
Hiç doğum yapmamışolan kadınların menopoza erken girdikleri gözlemlenmektedir.
Çalışmalar anne ile kızın aynı yaşlarda menopoza girdiklerini göstermektedir. Bu durum menopoza girme yaşının kalıtsal özelliklerle yakın ilişkide olduğunu düşündürmektedir.
Beslenme bozukluğu olan ve vejetaryen beslenme tarzı benimseyen kadınların nispeten daha erken yaşlarda menopoza girdikleri görülmektedir.
Aşırı alkol kullanan kadınlar menopoza daha geç girmektedirler. Bunun en muhtemel nedeni alkolün karaciğerdeki etkileri nedeniyle bu kadınlarda östrojen hormon seviyelerinin daha yüksek olmasıdır.
Düşük kilolu kadınlar menopoza daha erken girme eğilimindedir. Bu durum bu kadınların yağ dokusunun östrojen üretimine katkısından faydalanamamalarından kaynaklanır.
İş yaşamı ve diğer yaşam şartlarının menopoza girme yaşını etkilediği düşünülmemektedir.
Yüksek yerlerde yaşayanlar menopoza daha erken girmektedir.
Yumurtalıkların kan dolaşımının etkilendiği bir jinekolojik ameliyat geçiren kadınlar (rahimin alınması gibi) menopoza daha erken bir yaşta girebilirler.
Rahim içi gelişme geriliği ile (düşük kilolu) doğan kadınlar menopoza daha erken girmektedirler.
Erken Menopozun Tanımı
Kadınların bir kısmı nispeten erken bir yaşta (örneğin 40 yaşında) menopoza girebilir. Böyle bir durumda yapılması gerekenler "normal" yaşta menopoza giren bir kadında yapılması gerekenlerle aynıdır.
Erken Menopozun nedenini belirlemeye yönelik olarak ileri inceleme yapılma gerekliliğini belirleyen yaş alt sınırı çoğu durumda 35 olarak kabul edilir. 35 yaşından erken menopoza girilmesi durumunda genellikle, 30 yaşından önce menopoza girilmesi durumunda ise mutlaka bazı incelemeler yapılmalı ve muhtemel neden ortaya çıkarılmalıdır
Kötü ağız kokusu, çoğu zaman mahcubiyete, sosyo-psikolojik problemlere sebep olur; hatta evlilikleri bile olumsuz etkileyebilir.
SEBEPLERİ:
Ağız boşluğunda yaşayan bakterilerin artıkları olan sülfürlü bileşikler kötü kokuya yol açar. Ölü veya ölmek üzere olan bakteriler sülfür bileşikleri açığa çıkarır.
Bakteri tabakaları ve yiyecek artıkları dilin arka tarafında birikir. Dilin yüzeyi oldukça pürüzlü bir yapıdadır ve bakterilerin yaşamasına elverişli bir özelliğe sahiptir. Büyük miktarda sülfür bileşikleri de bu alanlarda birikir.
Eğer diş yüzeyi temizlenmezse kısa sürede bakterilerin yaşamasına elverişli bir hal alır.
İleri derecede dişeti rahatsızlığına sahip olanlarda kişinin kendi başına temizleyebilmesi pek mümkün olmayan, ulaşılamayan alanlar vardır. derin dişeti cepleri gibi böyle alanlar da kötü kokuya sebep olur.
Şanslıyız ki ağız boşluğundan kaynaklanan kötü kokuların tedavisi kısa sürede sonuç vermektedir ve problem halledilebilmektedir.
TEDAVİ YÖNTEMLERİ (Ağız boşluğu kaynaklılarda)
Diş problemleriyle diğer patolojik nedenlerin tedavisini yapın. Tam bir ağız muayenesi yaptırın. Koku testleri uygulanabilir ki bu testlerle uçucu sülfür gazları ve halitosis hastalığının boyutları tespit edilir.
İleri dişeti hastalıkları ve/veya diş çürükleri tedavi edilmelidir.
Ağız kokusunu önlemek için, ağız enfeksiyonları yok edilmeli gömük, sorunlu dişler çekilmelidir.
İyi bir ağız hijyenine özen gösterilmeli. Dişlerin tüm yüzleri ve dil sırtı temiz tutulmalıdır. ağız enfeksiyonları tedavi edildikten sonra gargaralar ve diş macunları da yardımcı olabilir.
Ağız kuruluğuna engel olmak için gün boyu su için.
Tükürük salgısını hareketlendirin: bakteri oluşumunu önlemek için ağzın oksijenlenmesine yardımcı olur. Şekersiz sakız çiğnemek bunun en kolay yoludur. Bu arada mentollü pastillere dikkat! Kokuyu giderir gibi görünse de kuruluğa neden olur.
Su içeriği bol olan sebze (domates, kereviz, pırasa) ve meyveler (elma muhteşem bir ilaçtır) tüketin. Yiyeceklerinizin üzerine maydanoz doğrayın.
Eczanelerde satılan maydanoz yağı bazlı kapsüller alın.
Sarımsak, soğan ve baharattan kaçının (ya da, sarımsak ve soğanı pişirerek yemeyi tercih edin). Çoğunlukla kötü sindirildiklerinden süt ürünleri de bu probleme neden olabilir.
Dilinizin üzerinde biriken bakterileri temizlemek için bir dil raspası kullanın veya fırçalama sırasında dilinizi temizleyin.
Kahve taneleri çiğneyin, portakal veya limon kabuğu emin.
Alkol ve sigarayı bırakın.
Kötü ağız kokusundan şikayet edenler bu konunun üzerine gitmelidir. çünkü basit bir müdahale ile bu probleminizden tamamen kurtulmanız mümkün olabilir. Eğer ağız ve dişlerinize yapılan müdahaleden sonra hala ağız kokusundan şikayetçi iseniz diğer sebepleri de araştırmak gerekecektir:
AĞIZ KOKUSUNUN DİĞER SEBEPLERİ:
Özellikle sinüs ve akciğer kaynaklı enfeksiyonlar
Şeker hastalığı (Diyabet) (aseton kokusu)
Böbrek yetmezliği (balık kokusu gibi)
Karaciğer yetmezliği
Metabolizma bozuklukları (teşhisi zor olabilir, zaman zaman ortaya çıkan kötü bir balık kokusu)
Açlık, diyet, ağız kuruması, oruçlu olmak (Sıvı gıda eksikliklerinde vücuttaki yağ ve protein çözünmeye başlar, bu metabolizmanın yan ürünleri kötü ağız kokusu olarak yansır)
sitemizde açık öğretim lisesi hakkında
bilgilere ulaşabilirsiniz açık ilköğretim ve açık öğretim fakültesi ders
notları sınav sonuçlarına ulaşabileceksiniz. Yeni eklenen bolümümüz olan Trafik
ve Ehliyet bölümünden ehliyet sınav sonuçlarına motorlu taşıtlar sınav
sorularını bulabilirsiniz.KPSS hakkında bilgilere Öss sınav sonuçlarına öss'de
çıkmış bütün soruları cevaplarına ulaşabilirsiniz.Orta öğretim Lise ve
Üniversiteye yeni giden öğrencilerin nerden burs alabileceklerini belirten bir
bölüm açtık. Açık öğretim kurumları halk eğitim merkezlerinden kayıt olabilyorsunuz ve bizde size yardımcı olmak için halk eğitim merkezlerinin
telefon ve adreslerinin olduğu bir bölüm açık Yazarlarımızı hakkında bilgilere
biyografilerine ulaşabileceksiniz.