Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik'te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi'ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın'dan Makedonya'ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım'la evlendi. Atatürk'ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı. ZÜBEYDE HANIM Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi'ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği'nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik'e dönüp okulunu bitirdi. Selânik Mülkiye Rüştiyesi'ne kaydoldu. Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye'ye girdi. Bu okulda Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına "Kemal" i ilave etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdâdi'sini bitirip, İstanbul'da Harp Okulunda öğrenime başladı. 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu., Harp Akademisi'ne devam etti. 11 Ocak 1905'te yüzbaşı rütbesiyle Akademi'yi tamamladı. 1905-1907 yılları arasında Şam'da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907'de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır'a III. Ordu'ya atandı. 19 Nisan 1909'da İstanbul'a giren Hareket Ordusu'nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa'ya gönderildi. Picardie Manevraları'na katıldı. 1911 yılında İstanbul'da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı. 1911 yılında İtalyanların Trablusgarp'a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911'de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912'de Derne Komutanlığına getirildi.
Ekim 1912'de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır'daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne'nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915'te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ'da görevlendirildi. ATATÜRK'ÜN KIZKARDEŞİ MAKBULE ATADAN 1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı'nda, Mustafa Kemal Çanakkale'de bir kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine "Çanakkale geçilmez! " dedirtti. 18 Mart 1915'te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915'te Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal'in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı'nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915'te Arıburnu'nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos'ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos'ta Kireçtepe, 21 Ağustos'ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal'in askerlerine "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!" emri cephenin kaderini değiştirmiştir.
Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları'dan sonra 1916'da Edirne ve Diyarbakır'da görev aldı. 1 Nisan 1916'da tümgeneralliğe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis'in geri alınmasını sağladı. Şam ve Halep'teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917'de İstanbul'a geldi. Velihat Vahidettin Efendi'yle Almanya'ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyehatten sonra hastalandı. Viyana ve Karisbad'a giderek tedavi oldu. 15 Ağustos 1918'de Halep'e 7. Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma savaşları yaptı. Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918'de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918'de İstanbul'a gelip Harbiye Nezâreti'nde (Bakanlığında) göreve başladı. Mondros Mütarekesi'nden sonra İtilaf Devletleri'nin Osmanlı ordularını işgale başlamaları üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktı. 22 Haziran 1919'da Amasya'da yayımladığı genelgeyle "Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını " ilan edip Sivas Kongresi'ni toplantıya çağırdı. 23 Temmuz - 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi'ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. 27 Aralık 1919'da Ankara'da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı'nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı. EŞİ LATİFE UŞAKLIGİL Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919'da Yunanlıların İzmir'I işgali sırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması'nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu'nu paylaşan I. Dünya Savaşı'nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi Milliye - ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı.
Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları şunlardır:
Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü'nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı. Çukurova, Gazi Antep, Kahraman Maraş Şanlı Urfa savunmaları (1919- 1921) I. İnönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921) II. İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921) Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921) Büyük Taarruz, Başkomutan Meydan Muhaberesi ve Büyük Zafer (26 Ağustos 9 Eylül 1922)
Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921'de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal'e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'yla sonuçlandı. Böylece Sevr Antlaşması'yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu müjdelenmiştir. Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı'nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı. 1 Kasım 1922'de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu'yla yönetim bağları koparıldı. 13 Ekim 1923'te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet'in ilk hükümeti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ve "Yurtta barış cihanda barış" temelleri üzerinde yükselmeye başladı.
Atatürk Türkiye'yi "Çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak" amacıyla bir dizi devrim yaptı. Bu devrimleri beş başlık altında toplayabiliriz: 1. Siyasal Devrimler: • Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922) • Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)
• Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)
2. Toplumsal Devrimler: • Kadınlara erkeklerle eşit haklar verilmesi (1926-1934) • Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925) • Tekke zâviye ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925) • Soyadı kanunu ( 21 Haziran 1934) • Lâkap ve unvanların kaldırılması (26 Kasım 1934) • Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerin kabulü (1925-1931)
3. Hukuk Devrimi: • Mecellenin kaldırılması (1924-1937) • Türk Medeni Kanunu ve diğer kanunların çıkarılarak laik hukuk düzenine geçilmesi (1924-1937)
4. Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimler: • Öğretimin birleştirilmesi (3 Mart 1924) • Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928) • Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması (1931-1932) • Üniversite öğreniminin düzenlenmesi (31 Mayıs 1933) • Güzel sanatlarda yenilikler
5. Ekonomi Alanında Devrimler: • Aşârın kaldırılması • Çiftçinin özendirilmesi • Örnek çiftliklerin kurulması • Sanayiyi Teşvik Kanunu'nun çıkarılarak sanayi kuruluşlarının kurulması • I. ve II. Kalkınma Planları'nın (1933-1937) uygulamaya konulması, yurdun yeni yollarla donatılması
Soyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım 1934'de TBMM'nce Mustafa Kemal'e "Atatürk" soyadı verildi.
Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. Bu başkanlık görevi, Devlet-Hükümet Başkanlığı düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927,1931, 1935 yıllarında TBMM Atatürk'ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti.
Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye'yi ziyaret eden yabancı ülke devlet başkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını komutanlarını ağırladı. 15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtuluş Savaşı'nı ve Cumhuriyet'in kuruluşunu anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yıl Nutku'nu okudu.
Atatürk özel yaşamında sadelik içinde yaşadı. 29 Ocak 1923'de Latife Hanımla evlendi. Birçok yurt gezisine birlikte çıktılar. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü. Çocukları çok seven Atatürk Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları himayesine aldı. Yaşayanlarına iyi bir gelecek hazırladı.
İLK KADIN TÜRK PİLOTU ATATÜRK'ÜN MANEVİ KIZI SABİHA GÖKÇEN 1937 yılında çiftliklerini hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankara ve Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından kızkardeşine, manevi evlatlarına, Türk Dil ve Tarih Kurumlarına pay ayırdı. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli türkülerine aşırı ilgisi vardı. Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif alırdı. Sakarya adlı atıyla, köpeği Fox'a çok değer verirdi. Zengin bir kitaplık oluşturmuştu. Akşam yemeklerine devlet ve bilim adamlarını, sanatçıları davet eder, ülkenin sorunlarını tartışırdı. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman Çiftliği'ne gider, çalışmalara bizzat katılırdı.
Fransızca ve Almanca biliyordu. 10 Kasım 1938 saat 9.05'te yakalandığı siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul'da Dolmabahçe Sarayı'nda hayata gözlerini yumdu. Cenazesi 21 Kasım 1938 günü törenle geçici istirahatgâhı olan Ankara Etnografya Müzesi'nde toprağa verildi. Anıtkabir yapıldıktan sonra nâşı görkemli bir törenle 10 Kasım 1953 günü ebedi istirahatgâhına gömüldü.
Mustafa Kemal, founder of the Turkish Republic, was born in Saloniki on the l9th May 1881 of humble background. His father started out as a customs officer, later becoming a timber merchant. Following his sudden death he left behind a family having to fend for itself.
As a child Mustafa finished primary school in Saloniki, going on to secondary education at Rucholigè School. Despite opposition from his uncle, who had taken on the responsibility of looking after the widow and her two children following the death of his brother, Mustafa entered military school, completing his military training in Istanbul. He succeeded in entering the Military School (Harbiye) where he completed his studies with flying colours, after which he was accepted into the School of the General Staff. In December 1905 he was commissioned as General Staff Captain.
Throughout his studies Mustafa Kemal consistently proved himself a conscientious, aspiring and diligent student who liked to interest himself with particularly difficult and complex problems. Whilst at military school in Saloniki, he distinguished himself in mathematics and literature. At the same time, and due mainly to his own efforts he started to learn French, in which he made considerable progress. Yet another trait of character which began to show through in his early youth was Mustafa's ability to show initiative and exceptionally his ability to give orders, whilst at the same time maintaining a sense of fraternity with his comrades. In the School of the General Staff he pondered long and hard over the hardship caused by the dictatorial rule of Abdullamid, who from within his famous Yildiz Palace spread fear throughout the whole country. Just like his comrades at the school, Mustafa harboured the same feelings of disgust and rebelliousness towards the political regime of the Sultan. For this reason he did not hesitate for one moment about taking part in the secret underground activities going on at the General Staff School, directed towards the overthrow of the Yildiz Regime.
Between the years 1905 and 1918 Mustafa Kemal was deservedly awarded high ranking posts in the military chain of command. He became Chief of General Staff of the army that was sent out from Saloniki to put down the uprising of the l3th April 1909, a movement designed to return the country to Hamadic Absolutism and which had started with the non recognition of the Constitution that had been declared on the 23rd July 1908. Mustafa proved to have special qualities in the organisation and management of this army of oppression, known as the Army of the Movement. In 1910 he lead the Turkish Forces during military manoeuvres in the Province of Picardy in France. In 1911 he fought in Tripoli against the Italians, and in 1914 whilst serving as Military Attaché in Sofia, he successfully drew the governments attention to the catastrophic results connected with Turkey's entry into the war with Germany and its allies.
During World War I Mustafa fought against the Allied Forces at the Dardanelles, the Russians on the Mus Front, in the east and against the British in Syria and Iraq. During the war he visited Germany as Military Adviser, together with hereditary Prince Vahdettin. At the time of signing the Armistice Declaration on the 30th October 1918 Mustafa Kemal remained at the head of his troops, a command given to him by the German General Liman von Sanders. In the years between 1918 and 1923 Mustafa Kemal was at the forefront of the Turkish War of Independence and involved with the eradication of the antiquated institutions of the Osmanic Empire and in laying the foundations of the new Turkish State. He approached the National Congresses of Erzurum and Sivas to organise and lift the morale of the people in its determined opposition to the Forces of the Entente who were occupying Anatolia.
By the end of these conventions he had managed to convey the message that the idea and the ideals of outdated imperialism ought be dropped so that people within the national boundaries could make decisions in accordance with the principles and general guidelines of an effective national policy. After the occupation of Istanbul by the Forces of the Entente he laid the foundations for the new Turkish State when in 1920 he united the Great National Assembly in Ankara. With the government of the Great National Assembly, of which he was President, Mustafa Kemal fought the Forces of the Entente and the Sultan's army which had remained there in collaboration with the occupying forces. Finally, on the 9th September 1922 he succeeded in driving the Allied Forces back to Izmir, along with the other forces which had managed to penetrate the heartland of Anatolia. By this action he saved the country from invasion by foreign forces.
On the 24th July 1923 the States of the Entente were obliged to recognise the territorial integrity of Turkey in the Treaty of Lausanne. So it came to pass that in quite a spectacular fashion Mustafa Kemal had achieved the first step in his reform programme, the creation of a sovereign and independent state.
From 1923 to 1938 Mustafa Kemal's main work lay in leading the Turkish State and its people along the path in the direction of the outside civilised world. The ideal of an independent fatherland within national boundaries had already been achieved before 1922 and therefore the idea of a truly modern state, whose role relied on the sovereignty of its people, could be developed by the most rational means available during this period.
Following their separation, Sultanat was abolished in 1922, whilst Khalifat continued to exist. At the Proclamation of the Republic on the 29th October 1923 this emporia institution proved to be superfluous and it was likewise abolished. This also resulted in the disbandment of other theocratic institutions on which Khalifat was founded. By the same token all similar types of organisations and theological institutions which had regulated the role of the individual and society in general were closed. Finally by amendment to the constitution, the principle of (secularism) - that all so important factor in community life - was introduced as an anchor of the new democratic and republican constitution. As a result of this new direction, all laws, rules and regulations, institutions and methods of a theological nature that had been an influence on the dealings of state and social order were abolished and various political and social reforms introduced along Western lines, suitably adapted to meet national security and interests.
In brief are mentioned here some of the important reforms introduced under Kemal: the international calendar and time were adopted (1923).
in place of the traditional head garment, the fez, introduced under the rule of Sultan Nahmond II, the West's style of hat became obligatory (1925).
Swiss civil law was introduced adapted to the conditions and needs of the country (1926).
the Latin alphabet was adopted (1928).
The Civil Code, Penal Statute Book and the Trade Law Book were introduced.
The legal position of women and their place in society in the new republic was greatly improved (for example the active and passive voting right at national and local elections).
Only due to the efforts of this great man, which he maintained with exceptional strength of character and persistence, helped along by his ability to work methodically, was it possible to introduce all these reforms. Thanks to his great organising talent he led the country to considerable prosperity and down the path of civilisation and peace.
Kemal laid the foundations of a truly modern Turkey, a democratic, republican and independent state based on national sovereignty. Although these ideas originated from him and were paramount in the foundation of the new state they remain today an integral part of the republican government of our country. The foundation stone, or perhaps even the very soul of Ataturk's spiritual and intellectual philosophy, was the thought of universal peace and although the biggest part of his life was taken up by war, he always considered it a crime.
According to Ataturk war can only be just or justified if it is fought out of sheer necessity or for reasons of national defence, or pursued by a people awaiting their sovereignty, their very lives depending on it.
To live freely and be independent is both a holy right of the individual and of the nation, this right being stronger than power itself. Only by his own personal conviction was he able to frame the all inspiring guiding principle of the Republic of Turkey - "Peace in the country, peace in the world." This principle points with absolute clarity and determination the way forward for the country's future home and foreign policy.
From the ideas that Ataturk held the idea of civilisation should not be overlooked as it is no less important. In the course of his short life he never ceased repeating the fact that views which are based broadly on regional perspective's of the West or East, or on religious perspective's, be they Islam or Christian, often weaken the thoughts of civilisation, as they fail to manifest the small or special characteristics. Civilisation is something whole and exclusively human, a universal property. It therefore goes without saying, that the share every nation in the world has in civilisation is considerable.
In the view of this inspired reformer, mankind has a duty to constantly adapt himself to the needs that reason demand. His guide in life should be science. Following on from these basic beliefs Kemal took it upon himself to provide everyone in the country with an education, at the heart of which lay the creation of citizens having special qualities, or in other words, the sense and direction of the education he wanted to give to the people was very clear in that the Republic needed to produce generations of people whose thinking, beliefs and education were totally free. Not to mention his view of egoism being wholly incompatible with the idea of civilisation "Egoism, whether individual or national is to be condemned". He reminds us that all nations of the world form one large family and that whenever a disaster strikes one of its members, then it is felt by the rest - like the pain felt from a needle penetrating a part of the body and felt throughout the whole body.
With the intention of spreading his ideas within the educational sector, and supported by national campaigns, Kemal continued to put forward his form of humanitarian education, with the aim of producing an enlightened people free from prejudice and intolerance. The desired objective being simply to develop citizens of the world, free from desires such as envy, revenge and conspiracy. In a world inhabited by such communities it might be possible to find an instrument, an organisation that stands above individual states, or in other words: "a body of united nations", whose main purpose is to maintain peace.
In this respect Ataturk's ideas date from the time between the World Wars, particularly that before World War II but are nevertheless topical because in a way Ataturk had predicted the concept of the United Nations.
Furthermore, it was at a time when the ideological battle had reached its climax and for this reason such views were of a prophetic nature.
For a man who had set himself the task of building up a country based on the most convincing human achievements and under the banner of reason.
The Inauguration of the Monument to the "Unknown Soldier" held in Dumlupinar on the 30th August 1924 Mustafa Kemal was again dressed very well, his eyes sparkling and radiant with happiness over the "Great Victory" and accompanied by his wife Latife Hanim and wartime comrades. He talked to the crowd, his beloved people, saying; "A country may be conquered forcibly, but that in itself is not enough to govern its people. As long as its soul has not been conquered, its determination and resolution cannot be destroyed and it is a nation impossible to rule" …. "Undoubtable, the foundation laid will give to the new Turkish Republic and state its stability. The eternal life of the Turkish Republic has been crowned here. The Turkish blood shed on the battlefields and the souls of the martyrs in heaven will be the immortal guardians of our state and republic" …. "Gentlemen, the most important effect of this great victory is that the Turkish Nation has gained absolute control of its independence. If we remember the years of suffering under the reign of khans, monarchs, sultans and caliphs, we can now understand the importance of gaining independence." In connection with the nations independence Mustafa Kemal stated; "Gentlemen, the nation's independence is a power that breaks chains and burns crowns and thrones. Unions which were based on the slavery of nations, will always be condemned to decline."
On the Cal Plain, Ataturk expressed his opinion about the sultans and caliphs saying: "My friends, expelling from Turkey those who sat in their palaces relying on nothing other than (Turkishness), and who marched with our enemies against Anatolia and against (Turkishness) has proved an even greater mission than that of removing the enemy from our country. (!) Absolute control of the Turkish Nation, our country and ancestral heritage, could only be achieved following the closure of these superfluous and harmful offices.
Ataturk in expressing his opinion about technology and science stated; "Our country not only needs cultural development and wealth but also science, technology, civilisation, freedom of thought and a free ideology. Our honour, independence and existence must support us in the basic and important work necessary to achieve the interests of the nation.
The people who ruled Turkey for centuries thought of everything except Turkey itself! Our nation is unselfish in its desire for independence and land and this has been proven. Our nation is the guardian of reform. A nation encompassing such high values cannot therefore be led astray by others."
At midnight on Thursday the 3rd September 1936, during the Balkan Festival at the Beylerbeyi Palace, Ataturk honoured the gala with a visit. Yugoslavian, Bulgarian, Romanian and Turkish delegations and folk groups took part. When Ataturk arrived all the groups sang together; "Welcome, Mustafa Kemal Pasa". General Kazim Dirik read out Ataturk's speech to the guests; "The fortunes of mankind must be realised by moving closer together, by loving each other and by meeting each other with pure feelings and thoughts. A symbol of this high human ideal is our being here together this night. For this reason, I express my great appreciation to our important guests."
Later, a Turkish child communicated Ataturk's notes to the guests. "A nation is able to carry out reforms in many ways and to succeed in them. The reformation of music however reflects the exceptional development of a nation.
"Ulusumuzun aşması gereken adımlar büyüktür. Ulaşılması gereken hedefler çoktur. Onun için birbirimize vereceğimiz işaret ileri!.. Daima ileridir." Atatürkçülük'ün ve Atatürkçü olmanın ne olduğunu anlamak için her şeyden önce Atatürk İlkeleri'ni ve Türk Devrimi'ni iyi bilmek gerekir. Bu ilke ve devrimleri bilmeden, içtenlikle benimsemeden ve uygulamadan Atatürkçü olunamaz. Atatürk İlkelerini iki bölümde incelemek gerekir:
1. Atatürk'ün Ulaşmak İstediği Hedef İlkeleri Ulusal Egemenlik Ulusal Bağımsızlık Ulusal Birlik ve Beraberlik Yurtta Barış - Dünyada Barış Çağdaş Uygarlık Düzeyine Ulaşmak Müspet Bilimin Rehberliği
2. Atatürk'ün Siyasal Sistem İlkeleri Cumhuriyetçilik Milliyetçilik Halkçılık Devletçilik Laiklik Devrimcilik
Atatürk'ün dünya görüşünü oluşturan bu "Temel İlkeler" Anayasanın güvencesi altına alınmıştır. Atatürk'ün "Siyasal Sistem İlkeleri" ise, 1931 yılında Cumhuriyet Halk Fırkası'nın Kongresi'nde kabul edilmiş ve 5 Şubat 1937'de de Anayasanın başlangıç maddelerinde yer almıştır. Bu ilkeler, Atatürkçülük (Kemalizm) dediğimiz görüşün özünü oluşturmaktadır. Atatürk İlkelerinin Ortak Özellikleri Atatürk İlkeleri, bir bütünü oluşturan ortak görüş ve eylemler bütünüdür. Bu nedenle ortak özelliklerin bulunması da gerekli ve doğaldır. Bu özellikleri şöyle sıralayabiliriz:
1. Atatürk İlkeleri Türk toplumunun gereksinimlerinden doğmuştur. Bunların kabul edilmelerinde ve benimsenmelerinde herhangi bir dış baskı, körü körüne bir taklitçilik ya da bir özentinin kesinlikle etkisi yoktur. 2. Bu ilkeler, yalnız sözlük anlamlarıyla kuru kuruya tanımlanamaz. Bunlar Atatürk tarafından hem sözle hem de uygulamayla belirlenmiştir. Her birinin anlam ve kavram yapısını Türk Ulusu'nun ruhuna, karakterine, gelenek ve yeteneklerine uygun düşen yönleriyle değerlendirmek gerekir. Yani kısaca bu ilkeleri, Türk'e öz niteliklere aykırı düşen anlayışlarıyla anlatmaya ve açıklamaya kalkmak, hem bu ilkeleri hem de Atatürk'ü anlamamak olur. Bu gibi anlatım ve açıklamalar, gereksiz ve geçersizdir. 3. Atatürk İlkelerini birbirinden çözüp ayırmaya ya da tek tek değerlendirmeye girişmek; onları devrim hareketlerinden ayrı düşünmek büyük yanlışlık olur. Bu ilkeler bir bütünü oluşturan öğelerdir. Sağlıklı bir canlının organları gibi, birbirleriyle tam bir uyum içinde bağlantılıdır. İşte bu uyum ve bütünlük Atatürkçülük dediğimiz dünya görüşünü oluşturmuştur.
Atatürk'ün kronolojisi, bir bakıma Türkiye'nin kurtuluş mücadelesine ve bu mücadeleden, hangi aşamalardan geçerek onurlu bir Türkiye Cumhuriyeti kurulduğuna işaret etmektedir.
19 Mayıs 1881 - Mustafa'nın Selanik'te doğuşu.
1893 - Mustafa'nın Selanik Askeri Rüştiyesi'ne yazılması ve öğretmeni Mustafa Efendi'nin kendisine "Kemal" adını takması.
1895 - Mustafa Kemal'in Selanik Askeri Rüştiyesi'ni bitirerek Manastır Askeri İdadisine girmesi.
13 Mart 1899 - Mustafa Kemal'in Manastır Askeri İdadisi'ni bitirerek İstanbul'da Harp Okulu'na girişi.
10 Şubat 1902 - Mustafa Kemal'in Harp Okulu'nu teğmen rütbesiyle bitirerek Harp Akademisi'ne geçmesi.
11 Ocak 1905 - Mustafa Kemal'in Kurmay Yüzbaşı olarak Harp Akademisi'nden mezun olması ve merkezi Şam'da bulunan Beşinci Ordu emrine verilmesi.
Ekim 1905 - Mustafa Kemal'in bazı arkadaşlarıyla birlikte Şam'da gizli "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti"ni kurması.
20 Haziran 1907 - Mustafa Kemal'in Kolağasılığına ( Kıdemli Yüzbaşı ) yükseltilmesi
13 Ekim 1907 - Mustafa Kemal'in Selanik'te III. Ordu'ya atanması.
15-16 Nisan 1909 - Mustafa Kemal'in 31 Mart (13 Nisan) ayaklanması üzerine Hareket Ordusu'nun kurmay başkanı olarak İstanbul'a hareket etmesi.
6 Eylül 1909 - Mustafa Kemal'in Selanik'te III. Ordu Piyade Subay Talimgahı Komutanı olması. (Aynı yıl içinde Kolağası rütbesiyle 38. Piyade Alayı komutanı olmuştur.)
Mayıs 1910 - Mustafa Kemal'in Mahmud Şevket Paşa'nın kurmay başkanı olarak Arnavutluk harekatında bulunması.
Eylül 1910 - Fransa'da yapılan manevralara Türk Ordusu temsilcisi olarak katılması.
13 Eylül 1911 - Mustafa Kemal'in İstanbul'a Genelkurmay'a nakledilmesi.
27 Kasım 1911 - Mustafa Kemal'in Trablusgarb'ta Binbaşılığa yükseltilmesi.
22 Aralık 1911 - Mustafa Kemal'in İtalyan - Osmanlı Trablus Savaşı'nda Tobruk Taarruzu'nu başarıyla idare etmesi.
25 Kasım 1912 - Mustafa Kemal'in Bahrısefid Boğazı ( Çanakkale ) Kuva-yı Mürettebesi Harekat Şubesi Müdürlüğü'ne atanması.
27 Ekim 1913 - Mustafa Kemal'in Sofya Ataşemiliteri olması.
1 Mart 1914 - Mustafa Kemal'in Yarbaylığa yükseltilmesi.
2 Şubat 1915 - Mustafa Kemal'in Tekirdağ'da 19. Tümeni kurmaya başlaması. (25 Şubat 1915'te tümen kuruluşunu tamamlayarak Maydos'a gelmiştir.)
25 Nisan 1915 - İtilaf devletlerinin Arıburnu'na asker çıkarmaları üzerine Mustafa Kemal'in tümeniyle düşmanı önleyerek durdurması.
1 Haziran 1915 - Mustafa Kemal'in Albaylığa yükseltilmesi.
8-9 Ağustos 1915 - Mustafa Kemal'in Anafartalar Grubu Komutanlığı'na atanması.
10 Ağustos 1915 - Mustafa Kemal'in bizzat idare ettiği taarruzla Anafartalar cephesinde düşmanı geri atması.
17 Ağustos 1915 - Mustafa Kemal'in Kireçtepe'de zafer kazanması.
21 Ağustos 1915 - Mustafa Kemal'in II. Anafartalar Savaşı'nı kazanması.
14 Ocak 1916 - Mustafa Kemal'in Edirne'de XVI. Kolordu Komutanlığı'na başlaması.
1 Nisan 1916 - Mustafa Kemal'in Mirlivalığa ( Tümgeneral ) yükselmesi.
7-8 Ağustos 1916 - Mustafa Kemal'in Bitlis ve Muş'u düşman elinden geri alması.
7 Mart 1917 - Mustafa Kemal'in Diyarbakır'daki II. Ordu Komutanlığı vekilliğine atanması.
16 Mart 1917 - Mustafa Kemal'in Diyarbakır'daki II. Ordu Komutanlığı'na asil olarak atanması.
5 Temmuz 1917 - Mustafa Kemal'in Halep'teki VII. Ordu Komutanlığı'na atanması.
20 Eylül 1917 - Mustafa Kemal'in VII. Ordu Komutanı sıfatıyla memleketin ve ordunun durumunu açıklayan tarihi raporunu göndermesi.
15 Ekim 1917 - Mustafa Kemal'in VII. Ordu Komutanlığı'ndan ayrılarak İstanbul'a dönmesi.
15 Aralık 1917 - Mustafa Kemal'in Veliaht Vahidettin ile Almanya'ya gitmesi.
16 Aralık 1917 - Mustafa Kemal'e "Birinci Rütbeden Kılıçlı Mecidi Nişanı" verilmesi.
4 Ocak 1918 - Almanya gezisinden dönmesi.
7 Ağustos 1918 - Mustafa Kemal'in Filistin'de bulunan VII. Ordu Komutanlığı'na ikinci defa tayin olunması.
26 Ekim 1918 - Mustafa Kemal'in komta ettiği VII. Ordu Birlikleri tarafından düşman taarruzunun Haleb'in kuzeyinde bugünkü sınırlarımız üzerinde durdurulması.
31 Ekim 1918 - Mustafa Kemal'in Yıldırım Orduları Grubu Komutanı olması.
13 Kasım 1918 - Mustafa Kemal'in Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı'nın lağvı üzerine İstanbul'a gelmesi.
30 Nisan 1919 - Mustafa Kemal'in 9. Ordu Müfettişi olması.
16 Mayıs 1919 - Mustafa Kemal'in Samsun'a gitmek üzere Bandırma Vapuru ile İstanbul'dan ayrılması.
19 Mayıs 1919 - Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkması.
21-22 Haziran 1919 - Mustafa Kemal'in Amasya'dan yolladığı genelgeyle, milli kuvvetleri bir gaye ve bir teşkilat çevresinde toplamak amacıyla Sivas Kongresi'ni toplantıya çağırdı.
26 Haziran 1919 - Amasya'dan Sivas'a hareketi.
3 Temmuz 1919 - Mustafa Kemal'in Erzurum'a ilk gelişi.
8-9 Temmuz 1919 - Mustafa Kemal'in resmi görevinden ve askerlikten çekilmesi.
23 Temmuz 1919 - Erzurum Kongresi'nin toplanması ve Mustafa Kemal'in Erzurum Kongresi'ne Başkan seçilmesi.
4 Eylül 1919 - Sivas Kongresi'nin toplanması ve Mustafa Kemal'in Sivas Kongresi'ne Başkan seçilmesi.
11 Eylül 1919 - Mustafa Kemal'in Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyeti Temsiliyesi Başkanlığı'na seçilmesi.
20-22 Ekim 1919 - Mustafa Kemal'in İstanbul'dan gelen Bahriye Nazırı Salih Paşa ile Amasya'da görüşmesi.
7 Kasım 1919 - Mustafa Kemal'in İstanbul'da toplanması kararlaştırılan Osmanlı Meclisi için Erzurum'dan milletvekili seçilmesi. ( TBMM'nin birinci dönemi için yapılan seçimde ve ondan sonraki seçimlerde Ankara'dan milletvekili seçilmiştir. )
27 Aralık 1919 - Mustafa Kemal'in Heyeti Temsiliye ile birlikte Ankara'ya gelmesi.
16 Mart 1920 - İstanbul'un İtilaf Devletleri tarafından işgali üzerine Mustafa Kemal'in durumu bütün devletlere ve Millet Meclislerine protesto etmesi ve Ankara'da yeni bir Millet Meclisi toplama teşebbüsüne geçmesi.
23 Nisan 1920 - Mustafa Kemal'in Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni açması.
24 Nisan 1920 - TBMM'nin Mustafa Kemal'i başkanlığa seçmesi.
11 Mayıs 1920 - Mustafa Kemal'in İstanbul Hükümetince ölüm cezasına çarptırılması.( Bu karar 24 Mayıs 1920'de Padişah tarafından onanmıştır. )
13 Eylül 1920 - Mustafa Kemal tarafından hazırlanan Halkçılık programının Büyük Millet Meclisi'ne sunuluşu.
5 Aralık 1920 - Mustafa Kemal'in İstanbul'dan gelen Osmanlı delegeleri İzzet ve Salih Paşa'larla Bilecik tren istasyonunda görüşmesi.
10 Mayıs 1921 - Mustafa Kemal tarafından Büyük Millet Meclisi'nde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu'nun kurulması ve kendisinin Grup Başkanlığı'na seçilmesi.
13 Haziran 1921 - Mustafa Kemal'in Fransız temsilcisi F. Bouillon ile Ankara'da görüşmesi.
5 Ağustos 1921 - Büyük Millet Meclisi tarafından Mustafa Kemal'e Başkomutanlık görevinin verilmesi.
23 Ağustos 1921 - Mustafa Kemal'in 22 gün 22 gece süren Sakarya Meydan Muharebesi'ni idareye başlaması.
13 Eylül 1921 - Mustafa Kemal'in Sakarya Zaferi'ni kazanması.
19 Eylül 1921 - Mustafa Kemal'e Büyük Millet Meclisi tarafından müşirlik ( mareşallik ) rütbesinin ve
Gazi ünvanının verilmesi.
26 Ağustos 1922 - Gazi Mustafa Kemal'in Kocatepe'den Büyük Taarruz'u idareye başlaması.
30 Ağustos 1922 - Gazi Mustafa Kemal'in Dumlupınar'da Başkomutanlık Meydan Savaşı'nı kazanması.
10 Eylül 1922 - Gazi Mustafa Kemal'in İzmir'e girişi.
1 Kasım 1922 - Gazi Mustafa Kemal'in teklifi üzerine Büyük Millet Meclisi'nin saltanatın kaldırılmasına karar vermesi.
14 Ocak 1923 - Mustafa Kemal'in annesi Zübeyde Hanım'ın İzmir'de ölümü.
29 Ocak 1923 - Gazi Mustafa Kemal'in İzmir'de Latife (Uşaklıgil) Hanım'la evlenmesi. ( 5 Ağustos 1925'te ayrılmışlardır.)
17 Şubat 1923 - Gazi Mustafa Kemal'in İzmir'de ilk Türkiye İktisat Kongresi'ni açması.
13 Ağustos 1923 - Gazi Mustafa Kemal'in ikinci defa Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na seçilmesi.
11 Eylül 1923 - Gazi Mustafa Kemal'in Halk Partisi'ni kurması.
29 Ekim 1923 - Cumhuriyetin İlanı ve Gazi Mustafa Kemal'in ilk Cumhurbaşkanı seçilmesi.
1 Mart 1924 - Gazi Mustafa Kemal'in Büyük Millet Meclisi'ni açışı ve Halifeliğin kaldırılması ile öğretimin birleştirilmesi gereğini konuşmasında belirtmesi.
23 Ağustos 1925 - Gazi Mustafa Kemal'in Kastamonu'da ilk defa şapka giymesi.
3 Ekim 1926 - İstanbul'da Sarayburnu'nda Mustafa Kemal'in ilk heykelinin dikilmesi.
1 Temmuz 1927 - Gazi Mustafa Kemal'in Cumhurbaşkanı sıfatıyla ilk defa İstanbul'a gelmesi.
15-20 Ekim 1927 - Gazi Mustafa Kemal'in CHP İkinci Kurultayı'nda tarihi büyük nutkunu söylemesi.
1 Kasım 1927 - Gazi Mustafa Kemal'in ikinci defa Cumhurbaşkanlığı'na seçilmesi.
4 Kasım 1927 - Gazi Mustafa Kemal'in Ankara Etnografya Müzesi önünde ve Yenişehir'de dikilen heykellerinin açılışı.
20 Mayıs 1928 - Afgan Kralı Amanullah Han'ın Gazi Mustafa Kemal'i Ankara'da ziyareti.
9-10 Ağustos 1928 - Gazi Mustafa Kemal'in Sarayburnu'nda Türk harfleri hakkındaki nutkunu söylemesi.
12 Nisan 1931 - Gazi Mustafa Kemal tarafından Türk Tarih Kurumu'nun kurulması.
4 Mayıs 1931 - Mustafa Kemal'in üçüncü defa Cumhurbaşkanlığı'na seçilmesi.
12 Haziran 1932 - Irak Kralı Emir Faysal'ın Ankara'da Mustafa Kemal'i ziyareti.
12 Temmuz 1932 - Gazi Mustafa Kemal tarafından Türk Dil Kurumu'nun kurulması.
4 Ekim 1933 - Yugoslavya Kralı Aleksandre'nin Gazi Mustafa Kemal'i İstanbul'da ziyareti.
29 Ekim 1933 - Gazi Mustafa Kemal'in Cumhuriyet'in onuncu yıldönümü dolayısıyla tarihi nutkunu söylemesi.
16 Haziran 1934 - İran Şehinşahı Rıza Pehlevi'nin Gazi Mustafa Kemal'i Ankara'da ziyareti.
24 Kasım 1934 - Büyük Millet Meclisi'nin Mustafa Kemal'e ATATÜRK soyadını veren kanunu kabul etmesi.
1 Mart 1935 - Atatürk'ün dördüncü defa Cumhurbaşkanı seçilmesi.
4 Eylül 1936 - İngiltere Kralı Edward VIII.'nin İstanbul'da Atatürk'ü ziyareti.
11 Haziran 1937 - Atatürk'ün, çiftliklerini Devlete ve bir kısım gayrimenkullerini Ankara Belediyesi'ne bağışlaması.
30 Mart 1938 - Atatürk'ün hastalığı hakkında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğince ilk defa resmi tebliğ yayınlanması.
19 Haziran 1938 - Romanya Kralı Karol II'nin Atatürk'ü İstanbul'da ziyareti.
5 Eylül 1938 - Atatürk'ün vasiyetnamesini yazması. ( Açılış 28 Kasım 1938 )
16 Ekim 1938 - Atatürk'ün hastalık durumu hakkında günlük resmi tebliğler yayımına başlanması.
10 Kasım 1938 - Büyük Atatürk'ün Ölümü
21 Kasım 1938 - Atatürk'ün cenazesinin Etnografya Müzesi'ndeki geçici kabre törenle konulması.
10 Kasım 1953 - Atatürk'ün nâşının, Etnografya Müzesi'ndeki geçici kabrinden Anıtkabir'e nakledilmesi.
1981 - UNESCO'nun aldığı bir kararla Atatürk'ün doğumunun 100. yılının bütün dünyada ATATÜRK YILI olarak kutlanması.
Orta Çağ’da Avrupa karanlık bir dönem yaşadı. Siyasi yapı derebeylikler şeklinde örgütlenmişti. Sosyal hayatta kilise ve din kuralları geçerliydi. Ekonomik durum iyi değildi. Genelde toprağa dayalı bir ekonomi vardı. Eğitim - öğretim kilisenin elindeydi. Din adamları her açıdan güçlüydü. Bilim, sanat alanındaki gelişmeler durmuştu. Avrupa'nın bu durumu Haçlı Seferlerinden sonra hızla değişmeye başladı.
1. Yeni Buluşlar Özellikle Haçlı Seferlerinden sonra Avrupalılar Müslümanlardan bazı yenilikleri öğrendiler. Bunları geliştirerek Avrupa'nın hızla kalkınmasını sağladılar. Barutun ateşli silahlarda kullanılması; Barutu önce Çinliler buldu. Onlardan Müslümanlara, oradan da Avrupalılara geçti. Barutun ateşli silahlarda kullanılması ve kuvvetli surları yıkabilecek topların yapılması en çok kralların işine yaradı. Krallar top sayesinde derebeylikleri ortadan kaldırarak güçlerini artırdılar. Bu sayede Avrupa'da kuvvetli krallıklar ortaya çıktı. Kâğıt ve Matbaa; Selüloz ve paçavradan kâğıt yapan Avrupalılar kâğıdın ucuzlamasını sağladılar. Alman Jan Gutenberg'in matbaayı bulması ile Avrupa'da basılı eser sayısı hızla arttı. Kitaplar ucuzladı. Bunun sonunda okur - yazar oranı hızla arttı. Bilim ve sanat alanındaki yenilikler kısa sürede yaygınlaştı. Bu durum özellikle Rönesans’ın başlamasında etkili oldu. Pusula; Avrupalılar Müslümanlardan öğrendikleri pusulayı geliştirdiler. Bu sayede okyanuslara açılma imkanı elde ettiler. Bu da Coğrafi Keşifler’in başlamasında etkili oldu.
2. Coğrafi Keşifler Nedenleri • Çin ve Hindistan'dan Avrupa'ya gelen lüks tüketim mallarının geçtiği iki önemli yol olan İpek ve Baharat Yollarının Türklerin eline geçmesi, Avrupalıların Türklere bağımlı olmadan Çin ve Hindistan'a ulaşabilecekleri yeni yollar aramaları • Avrupalıların doğunun zenginliklerine sahip olmak istemeleri • Pusulanın bulunması, Dünya’nın yuvarlak olduğu inancının yaygınlaşması, harita bilgisinin ilerlemesi • Gemicilik sanatının gelişmesi, büyük, dayanıklı ve hızlı gemilerin yapılması Coğrafi Keşifleri ilk olarak Portekiz ve İspanyollar başlattı. Portekizli Bartelmi Diaz Afrika'nın en güney ucuna ulaştı. Bu yolu takip eden Vasko Dö Gama ise Hindistan'a ulaştı. İspanyol gemici Kristof Kolomb Amerika kıtasına ulaştı. Ancak buranın yeni bir kıta olduğunu anlayamadı. Buranın yeni bir kıta olduğunu bulan Amerika Vespuci oldu. Macellan ve Del Kano hep batıya giderek doğuya ulaşmak için çıktıkları yolculuk sonunda amaçlarına ulaştılar. Böylece dünyanın yuvarlak olduğu kesin olarak anlaşıldı.
Coğrafi Keşiflerin Sonuçları • Yeni kıtalar, yeni adalar bulundu. Yeni kültürler, yeni bitki ve hayvanlar tanındı. Yeni ticaret yolları bulundu. • İpek ve Baharat Yolları önemini kaybetti. Buna bağlı olarak Akdeniz ticaret ve limanlarının önemi azaldı. Atlas Okyanusu kıyısındaki limanlar önem kazandı. Bu durumdan başta Osmanlı Devleti olmak üzere Venedik ve Cenevizliler zarar gördü. • Avrupalılar keşfedilen yerlerde sömürge imparatorlukları kurdular. Buraların zenginliklerini Avrupa'ya taşıdılar. Ticaretle uğraşan burjuva sınıfı güçlendi. • Zenginleşen Avrupa'da bilim ve sanattan zevk alan bir sınıf oluştu. Bu durum Rönesans'ın başlamasında etkili oldu. • Keşfedilen yerlere Avrupa'dan göçler oldu. Bunun sonunda Avrupa'da işsizlik ve nüfus azaldı. Avrupa kültürü ve Hristiyanlık keşfedilen yerlerde yayıldı. • Dünyanın yuvarlak olduğunun anlaşılması gibi yenilikler Hristiyanlık inancını zayıflattı. Din adamlarına olan güveni azalttı.
3. Rönesans Hareketleri Yeni Çağ’da Avrupa'da bilim, sanat ve edebiyat alanındaki gelişmelere Rönesans dendi. Rönesans’ın başlamasında, • Kâğıdın bollaşması ve ucuzlaması ile matbaanın bulunması sonunda Avrupa'da okur yazar oranının artması, yeni eserlerin, yeni fikirlerin yaygınlaşması, • Kilise ve din adamlarına duyulan güvenin azalması ile düşüncenin önündeki engellerin ortadan kalkması, • Coğrafi Keşifler sonunda zenginleşen Avrupa’da sanatçı ve edebiyatçıları destekleyenlerin çoğalması, • Eski Roma ve Yunanlılara ait eserlerin okunması gibi nedenler etkili oldu. Rönesans önce İtalya'da başladı. İtalya'da eski Roma ve Yunan dönemine ait eserlerin varlığı, İtalyanların daha özgür ve zengin olması ile Müslümanların etkisi bunun başlıca nedenleridir. İtalya'da Leonardo Vinci, Mikelanj, Donotello, Dante, Makyavel, İngiltere'de Şekspir, İspanya'da Servantes, Rönesans’ın öncüleri oldu. Rönesans hareketleri sonunda; • Yeni fikir ve düşünceler, yeni sanat anlayışı ve eserler ortaya çıktı. Kilisenin düşünce üzerindeki baskıları ortadan kalktı. • Bilim ve teknoloji alanındaki gelişmeler hızlandı. Tıp, astronomi ve matematik alanında yeni gelişmeler oldu. • Tabiat olayları araştırılıp incelenmeye başlandı. • Reform hareketleri başladı.
4. Reform Hareketleri 16. yüzyılda Avrupa'da meydana gelen değişiklikler din alanında da değişikliklere neden oldu. Hristiyanlığın Katolik kilisesinde meydana gelen bu değişikliklere Reform dendi.
Reform’un Nedenleri • Orta Çağ boyunca Avrupa'nın en etkili kurumlarından olan Katolik kilisesinin amacından uzaklaşarak bozulması • Din adamlarının zevk ve eğlence içinde yaşamaya başlaması • İncil’in milli dillere çevrilerek matbaalarda çoğaltılması, bunun sonunda din adamlarının söylemleri ile kutsal kitapta yazanlar arasında farklılıklar olduğunun anlaşılması • Kilisenin günahların affedilmesi karşılığında Endüljans adıyla halktan bağış toplaması • Rönesans hareketlerinin sonuçları Reform hareketleri önce Almanya'da başladı. Alman ilahiyatçı Martin Luther “Tanrı ile kul arasına kimsenin giremeyeceğini, günahları ancak tanrının bağışlayabileceğini” söyleyerek kilisenin uygulamalarına karşı çıktı. Luther taraftarlarına Protestan dendi. Protestanlık hareketleri daha sonra tüm Avrupa'da yaygınlaştı.
Reform Hareketlerinin Sonuçları • Katolik kilisesi parçalandı. Protestanlık Kalvenizm, Anglikanizm gibi yeni mezhepler ortaya çıktı. • Mezhep ayrılıkları yüzünden kanlı iç savaşlar yaşandı. • Katolik kilisesi kendini yenilemek zorunda kaldı. • Protestanlığın hakim olduğu yerlerde kilise malları yağmalandı, eğitim öğretimin kilisenin elinden alındı. Böylece laik eğitimin temelleri atıldı. • Dini inançlarda baskının yerini hoşgörü aldı. Düşüncenin önündeki engeller ortadan kalktı.
5. Aydınlanma Çağı 17. ve 18. yüzyılda insan, tabiat ve akıl kavramları yeniden ele alındı. Her konuda akla öncülük tanıyan bu düşünce sistemine aydınlanma, bu döneme de aydınlanma çağı dendi. Aydınlanma çağında insan hakları, felsefe, bilim ve teknoloji alanlarında önemli gelişmeler oldu. Bu gelişmeler sonunda; • Bilim ve teknik alandaki gelişmeler Sanayi İnkılabı’nın ortaya çıkmasını sağladı. • Sosyal bilimlerde akılcı bir görüş benimsendi. Edebiyat eserlerinde toplumsal konular işlendi. Baskıcı yönetimlere karşı çıkıldı. Güzel sanatlar gelişti. • Eski çağlardaki düşünce sistemi değişti. Bunun sonunda ortaya çıkan Avrupa'daki sosyal ve siyasal gelişmeler Amerika Birleşik Devletleri’nin kurulmasında ve Fransız İhtilali’nin başlamasında etkili oldu.
6. Sanayi İnkılabı Rönesans’la başlayan bilim ve teknoloji alanındaki gelişmeler Sanayi İnkılabı’nın doğmasını sağladı. Sanayi İnkılabı önce İngiltere'de dokuma alanında başladı. Buhar gücü ile çalışan fabrikalar kuruldu, buharlı gemiler yapıldı. Bunu elektrikle çalışan makineler takip etti. Sanayi İnkılabı sonunda; • Küçük el tezgahlarının yerini büyük fabrikalar aldı. • Sanayi kentlerine yoğun göçler yaşandı. Bu durum şehirlerdeki sosyal sorunları artırdı. • İşçi sınıfı ortaya çıktı. Bu sınıfın haklarını korumak için sendikalar kuruldu. • Buharlı gemi ve trenlerin yapılması ile ulaşımda büyük kolaylıklar sağlandı. • Sanayileşen ülkelerdeki üretim artışı hammadde ve pazar sorununu ortaya çıkardı. Bunun sonunda sömürgecilik hızlandı. Bu durum I. Dünya Savaşı’na giden yolu açtı.
7. Akılcılık ve Bilim Bilim; çeşitli konularda deney ve gözleme dayanarak gerçekleri ortaya koyan düzenli bilgi demektir. Bilim bütün insanları ortak bir düşünce etrafında birleştirir. Onların doğru kararlar vermelerini sağlar. Bilime önem veren milletler başta teknoloji olmak üzere her alanda ileri giderler. Atatürk “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” diyerek bilime önem verilmesinin gerekliliğini anlatmıştır.
A. SİYASAL ALANDA İNKILAPLAR 1. Saltanatın Kaldırılması Osmanlı Devleti'nde egemenlik hakkı padişaha aitti. TBMM açıldığında millet egemenliği benimsenmişti. Ancak o sırada şartlar uygun olmadığından padişaha dokunulmamıştı. İtilaf Devletleri Lozan konferansına İstanbul Hükümeti'ni de çağırarak Türk tarafını bölmek istemişlerdi. Bu durum TBMM'de sert tepkilere yol açtı. Bundan yararlanan Mustafa Kemal saltanatın kaldırılması için girişimlerde bulundu. TBMM 1 Kasım 1922'de saltanatı kaldırdı.
Saltanatın kalkmasıyla; a. 622 yıllık Osmanlı Devleti ve Osmanlı hanedanının egemenliği ortadan kalktı. Millet egemenliği kesinleşti. b. Laiklik konusunda ilk ve en önemli adımlardan biri atıldı. c. Lozan görüşmelerinde Türk tarafını bölme girişimleri sonuçsuz kaldı. d. TBMM halifeliğin devamına karar verdi. Osmanlı ailesinden Abdülmecid Efendi halife seçildi. Saltanatın kaldırılması devlet başkanlığı ve rejim sorunun ortaya çıkmasına neden oldu. Bu sorun da Cumhuriyetin ilanı ile çözüldü.
2. Cumhuriyetin İlanı Mustafa Kemal daha Amasya genelgesi ve Erzurum Kongresi’nde yeni Türk Devleti’nin millet egemenliğine dayalı olacağını belirtmişti. 1921 Anayasası’nda egemenlik hakkının millete ait olduğu açıkça belirtilmişti. Ancak vatanın kurtuluşuna öncelik verildiğinden rejim konusuna girilmemişti. Saltanatın kaldırılması ile yeni Türk devletinin rejiminin ne olacağı, devlet başkanının kim olacağı konuları gündeme geldi. Bu arada TBMM yenilendi. Yeni meclis Lozan Antlaşması’nı onayladı. Ancak meclis hükümeti sisteminden dolayı hükümet kurmakta zorlandı. Bunun üzerine harekete geçen Mustafa Kemal 29 Mayıs 1923'te Cumhuriyetin ilan edilmesini sağladı.
Cumhuriyetin ilanıyla; a. Devlet başkanlığı ve rejim sorunu çözüldü. b. Cumhurbaşkanlığı, başbakanlık ve meclis başkanlıkları makamları oluştu. c. Meclis hükümeti yerine kabine sistemine geçildi. Mustafa Kemal Türkiye'nin ilk cumhurbaşkanı seçildi. İsmet Paşa'yı başbakan olarak atadı. d. Egemenlik hakkı kesin olarak millete verildi.
3. Halifeliğin Kaldırılması Saltanatın kaldırılmasından sonra halifeliğin devamına karar verilmiş, Abdülmecit Efendi halife seçilmişti. Ancak bu durum ülkede din ve devlet başkanlığı şeklinde iki başlılığa yol açmaktaydı. Ayrıca milliyetçilik, milli egemenlik ve laik devlet anlayışında böyle kurumlara gerek yoktu. Eski rejim yanlıları ile Mustafa Kemal'e ve inkılaplara karşı olanlar halifeyi sığınak olarak görüyorlardı. Halife de bir devlet başkanı gibi hareket ediyordu. Bu durum cumhuriyet rejimini tehlikeye düşürüyordu. Bütün bu nedenlerden dolayı 3 Mart 1924'te halifelik kaldırıldı. Tüm Osmanlı ailesinin de yurt dışına çıkarılması kararlaştırıldı.
Halifeliğin kaldırılmasıyla; a. Eski rejime dönüş yolları tıkandı. b. Laiklik alanında en önemli adım atıldı. c. İnkılapların önündeki engeller ortadan kalktı ve inkılaplar hızlandı.
4. Türkiye'nin Yeniden İdari Teşkilatlanması Yeni Türk Devleti kurulduktan sonra idari teşkilatı yeniden düzenlendi. En büyük idari birim il oldu. İller ilçelere, ilçeler de nahiye ve köylere ayrıldı. Türkiye'nin ortasında yer alması, savunulma kolaylığı, Milli Mücadelenin merkezi olması gibi nedenlerden dolayı Ankara'nın başkent olması da kabul edildi (13 Ekim 1923).
5. Çok Partili Hayata Geçiş Denemeleri Yeni Türk Devleti’nin rejimi; millet egemenliğine dayalı demokrasi yönetiminin bir uygulanış biçimi olan cumhuriyetti. Demokrasi yönetimlerinde farklı görüş ve düşüncelerin yönetimde temsil edilmesi gerekliydi. Atatürk farklı görüşlerin mecliste temsil edilmesini, bu yolla hükümet çalışmalarının denetlenmesini ve sorunlara farklı çözümler bulunmasını istiyordu. Bu da ancak çok partili hayata geçmekle mümkündü. Bu nedenle cumhuriyetin ilanından sonra yeni partilerin kurulmasına izin verdi.
a. Cumhuriyet Halk Fırkası (Partisi) I. TBMM açıldıktan sonra mecliste gruplaşmalar olmuştu. Ancak bunlar resmi değildi. Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasından sonra yapılacak inkılaplar için güçlü bir meclis desteğine ihtiyaç duyan Mustafa Kemal 2. TBMM'nin açılışından önce Halk Fırkası’nı kurarak seçimlere gitti ve mecliste çoğunluğu sağladı. 9 Eylül 1923'te partinin adı Cumhuriyet Halk Fırkası oldu. Bu parti 1950 yılına kadar iktidarda kaldı. İnkılapların hemen tamamı bu parti kanalı ile yapıldı. Parti inkılapçı bir düşünceye ve devletçi bir ekonomi anlayışına sahipti.
b. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Mustafa Kemal ile yakın arkadaşları arasında özellikle inkılaplar konusunda görüş ayrılıkları baş gösterdi. Kazım Karabekir, Ali Fuat Paşa, Rauf Bey’in başını çektiği bu grup Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurdular. Parti ekonomide liberal, yönetimde muhafazakar bir görüşe sahipti. Atatürk demokrasinin yerleşmesi için yeni kurulan partiyi olumlu karşıladı. Ancak parti kısa sürede inkılap karşıtları ile doldu. Din siyaset aracı olarak kullanıldı. Şeyh Sait isyanının çıkmasında da etkili oldu. Bunun üzerine 3 Haziran 1925'te parti İstiklal Mahkemesi tarafından kapatıldı.
c. Serbest Cumhuriyet Fırkası 1929'da tüm dünyada ortaya çıkan ekonomik bunalım Türkiye'yi de etkiledi. Atatürk hükümet çalışmalarının denetlenmesi ve farklı görüşlerin ortaya çıkması için Ali Fethi Bey’e (Okyar) Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı kurdurdu. Ancak bu parti de kısa sürede inkılap karşıtı eski rejim yanlılarının eline geçti. Tehlikeyi gören Ali Fethi Bey partiyi kapattı. Çok partili hayata bir kez daha ara verildi. Çok partili hayata ancak 1946'dan sonra geçilebildi.
6. Cumhuriyet Dönemindeki Bazı İç Olaylar a. Şeyh Sait İsyanı Cumhuriyetin ilanından sonra hızlanan inkılapları bazı kişiler anlayamadı. Cumhuriyete ve inkılaplara karşı olanlar çok partili hayat denemelerinden yararlandılar. Şeyh Sait; inkılapları ortadan kaldırmak, halifelik ve saltanatı geri getirmek, amacıyla Diyarbakır dolaylarında isyan etti. İsyanı Musul sorununu kendi lehlerine çözmek isteyen İngilizler destekledi. Bunun üzerine Takriri Sükun Kanunu’nu çıkaran hükümet isyanı bastırdı. Suçlular İstiklal Mahkemelerinde yargılanarak cezalandırıldı. Ancak bu olay çok partili hayata ara verilmesine ve Musul'un kaybedilmesine yol açtı.
b. Mustafa Kemal'e Suikast Girişimi İnkılap karşıtları Mustafa Kemal'i İzmir gezisi sırasında ortadan kaldırmaya karar verdiler. Ancak suikastçılardan birinin ihbarı sonucu olaya karışanlar yakalanarak cezalandırıldı. Mustafa Kemal “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti sonsuza kadar yaşayacaktır” diyerek cumhuriyetin sürekli olacağını belirtmiştir.
c. Menemen Olayı Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılması üzerine Derviş Mehmet ve bir grup adamı İzmir Menemen'de isyan ettiler. Asteğmen Kubilay'ı da şehit ettiler. Olay derhal bastırıldı. Suçlular yakalanarak cezalandırıldı. Ancak bu olay da çok partili hayata bir kez daha ara verilmesine neden oldu.
B. HUKUK ALANINDA İNKILAPLAR 1. 1921 ve 1924 Anayasası TBMM açıldıktan bir süre sonra Teşkilat-ı Esasi adıyla Yeni Türk Devleti’nin ilk anayasasını hazırladı. Bu anayasa acele hazırlandığından bazı eksiklikleri vardı. Anayasada egemenlik hakkının kayıtsız şartsız millete ait olduğu belirtilmiştir. 1921 anayasası 1924'te tamamen yenilendi.
2. Türk Medeni Kanunu ve Türk Ceza Kanunu Toplum ve aile ilişkilerini düzenleyen kanunlara medeni kanun denir. Osmanlı Devleti’nde medeni kanun yetersiz ve eksikti. Atatürk 1925'te İsviçre Medeni Kanunu’nu örnek alarak Türk Medeni Kanunu’nu hazırlattı. Kanun 17 Şubat 1926'da kabul edildi. Bu kanunla; • Miras, evlenme, boşanma gibi konularda kadın erkek eşitliği sağlandı. • Tek eşlilik ve resmi nikah zorunlu oldu. • Türk ailesinin kuruluş ve işleyişi modern hale getirildi. Azınlıklar Lozan'da verilen haklardan vazgeçerek Türk Medeni Kanunu’na uymayı istediler. Medeni Kanun’dan sonra yine Avrupa örnek alınarak Türk Ceza Kanunu, Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu hazırlanarak kabul edildi.
C. EĞİTİM VE KÜLTÜR ALANINDA İNKILÂPLAR Osmanlı Devleti'ndeki en önemli eğitim kurumu olan medreseler iyice yozlaşmıştı. Ülkede medreselerin yanında batı tarzı okullar, azınlık okulları ve yabancı okullar vardı. Bu durum tam bir eğitim karmaşasına yol açmaktaydı. Bütün bunlar eğitim - öğretim alanındaki inkılapları zorunlu hale getirmekteydi.
Bu amaçla yapılan inkılaplar; 3 Mart 1924'de Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkarıldı. Bu kanunla bütün eğitim - öğretim kurumları birleştirilerek Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlandı. 1925'de medreseler kendiliğinden kapandı. Medreselerin yerine bugünkü ilk, orta, lise ve yüksek okullarla meslek liseleri açıldı. Atatürk'e göre eğitim - öğretim milli ve çağdaş olmalıdır. O “dünyanın her türlü ilminden, buluşlarından, ilerlemelerinden yararlanılmalı” demiştir.
Milli eğitim sisteminde gözetilmesi gereken başlıca ilkeler; • Öğretim birliğinin sağlanması, yaygınlaştırılması ve kolaylaştırılması • Eğitim programlarının toplumun ve çağın gereklerine göre düzenlenmesi • Eğitim - öğretimin disiplinli ve bilimsel olması, kız erkek eşitliğinin sağlanması • Görevlerini bilen yetenekli öğretmenlerin yetiştirilmesi a. 1 Kasım 1928'de Harf İnkılabı yapıldı. Böylece okuma yazması kolay ve Türkçeye daha uygun olan Latin alfabesine geçildi. Türkçenin Arapça ve Farsçanın etkisinden kurtulması sağlandı. b. 1931'de Türk Tarih Kurumu kuruldu. Böylece Türk tarihinin temelleri, eski Türk devlet ve uygarlıklarının araştırılması sağlandı. Türk tarihinin köklü ve ileri bir uygarlığa sahip olduğu ortaya kondu. c. 1932'de Türk Dil Kurumu kuruldu. Böylece Türkçenin dünya dilleri arasında yerini alması, bilim dili haline gelmesi, yabancı kelimelerden temizlenmesi, Arapça ve Farsçanın tesirinden kurtarılması hedeflendi. d. Güzel sanatlar alanında çalışmalar yapıldı. Devlet konservatuarı ve güzel sanatlar akademisi kuruldu. e. Eğitim öğretimi geliştirmek için yeni okullar açıldı. İstanbul Üniversitesi kuruldu, ziraat mektepleri açıldı. Milli kültür ve milli ahlakı geliştirmek için çalışmalar yapıldı.
D. TOPLUMSAL ALANDA İNKILÂPLAR Atatürk Türk toplumunun her açıdan modern bir toplum haline gelmesini istiyordu. Bu amaçla; a. 1925'de tekke zaviye ve türbeler kapatıldı. Böylece, din kurumları kullanılarak halkın sömürülmesi ve batıl inançların yaygınlaşması engellenmek istendi. b. Kıyafet düzenlemesi yapıldı. Bununla halkın dış görünüşünün çağdaş ve modern bir görüntü kazanması sağlandı. Kıyafetteki karışıklığın giderilmesi amaçlandı. Bu amaçla; 1925'te Şapka Kanunu çıkarıldı. 1934'de en büyük din adamları dışındakilerin mabetler dışında dini kıyafetlerle gezmeleri yasaklandı. c. Takvim, saat ve ölçülerde değişiklik yapıldı. 1925'te miladi takvim kabul edildi, 1 Ocak 1926'da uygulanmaya başladı. 1 Nisan 1931'de okka, arşın, endaze gibi ağırlık ve uzunluk ölçüleri kaldırıldı; yerine metre ve kilogram getirildi. Böylece hem ölçülerdeki kargaşaya son verildi, hem de batılı ülkelerle yapılan ticaret faaliyetleri kolaylaştı. d. 1934'te Soyadı Kanunu çıkarıldı. Bununla; tapu, miras, askerlik gibi konulardaki isim ve adres karışıklıklarının giderilmesi, toplumda ayrıcalık ifade eden unvanların kaldırılması hedeflendi. e. Kadın hakları ile ilgili yeni düzenlemeler yapıldı. Türk Medeni Kanunu ile sosyal hayatta kadın erkek eşitliği büyük ölçüde sağlandı. 1931'de kadınlara belediye seçimlerine katılma hakkı verildi. 1934'de ise milletvekili seçme ve seçilme hakkı verildi. Böylece siyasi alanda da kadın erkek eşitliği sağlandı.
E. EKONOMİ ALANINDA İNKILÂPLAR Yeni Türk Devleti kurulduğunda ülkede bir çivi bile üretilemiyordu. Var olan işletmelerin çoğu da yabancıların elindeydi. Lozan'da kapitülasyonların kaldırılması ile ekonomik bağımsızlık sağlanmıştı. Bu nedenle ekonomi alanında yenilikler yapılmalıydı.
1. Milli Ekonominin Kurulması Mustafa Kemal Kurtuluş Savaşı’ndan sonra hemen ekonomik alanda yeniliklere başladı. Daha Lozan görüşmeleri sırasında I. İzmir İktisat Kongresi’ni topladı. Burada Misak-ı İktisadi adıyla Milli Ekonomi ilkesi kabul edildi. Buna göre; hammaddesi yerli sanayiye öncelik verilmesi, derhal büyük fabrikaların kurulması, esnafa kredi verebilecek bir bankanın kurulması, yabancı işletmelerin millileştirilmesi kararlaştırıldı.
2. Tarım, Sanayi, Ticaret ve Bayındırlık Alanında Yapılan Çalışmalar a. Tarımın geliştirilmesi için önlemler alındı. Köylünün durumunu düzeltmek için Âşar vergisi kaldırıldı, tarımda makineleşme teşvik edildi. Örnek çiftlikler ve tarım kredi kooperatifleri kuruldu. Ziraat okulları açıldı. b. Sanayinin gelişmesi için çalışmalar yapıldı. Esnafa kredi verebilmek için İş Bankası kuruldu. Teşvik-i Sanayi Kanunu çıkarıldı. Özel teşebbüs teşvik edildi. Buna rağmen; teknik eleman, bilgi, teknoloji ve sermaye yetersizliği yüzünden özel teşebbüs başarılı olamadı. Bunun üzerine devlet ekonomiye müdahale etti. 1934'de Devletçilik ilkesi ve I. Beş Yıllık Kalkınma Planı kabul edildi. Bu sayede sanayi hızla gelişmeye başladı. c. Osmanlı Devleti zamanında ticaret azınlıkların eline geçmişti. Bu nedenle ticaret hayatı milli çıkarlarımıza uygun hale getirilmeye çalışıldı. 1926'da Kabotaj Kanunu çıkarılarak kendi limanlarımızda gemi işletme hakkı Türk vatandaşlarına verildi. d. Bayındırlık çalışmalarına önem verildi. Başta demiryolu ulaşımı olmak üzere ulaşım ve haberleşme işlerine önem verildi. Yeni demir yolları, köprüler yapıldı. Planlı şehirleşmeye önem verildi.
Hak Kavramı Hak, bir şeyi yapabilme yetkisidir. Bunu yapıp yapmamakta herkes kişi serbesttir. Yani kişi hakkını kullanır ya da kullanmaz. Kimi hakların çiğnenmesi, ahlaki olarak saygısızlıktır. Bazı haklar ise yasalarla koruma altına alınmıştır.
İnsan Hakları Kavramı İnsan hakları, bütün insanların yalnızca insan olmalarından dolayı sahip oldukları haklara denir. Bu hakların temelinde, insanın değerli bir varlık olduğu anlayışı yatar.
Evrensellik Kavramı Evrensel bütün insanlığı ilgilendiren, dünya ölçüsünde, dünya çapında demektir. Örneğin, bilim ve sanat evrenseldir. Bir düşüncenin evrensel olması, dünyanın neresinde olursa olsun değer taşıması anlamına gelir. İnsan hakları da evrensel bir kavramdır. Bugün, tüm demokratik toplumlar, insan haklarının evrenselliğini kabul ederek insanlar arasında hiçbir ayrım yapılmadan bu hakları sağlamaya çalışmaktadır. Çünkü, insan hakları her zaman, her yerde ve herkes için geçerli olan haklardır. İnsan hakları temelde, insanın özündeki değeri korumayı amaçlar. Çağımızın ideali, insan haklarını gerçekleştirebilecek, güvence altına alabilecek bir toplum düzenini, dünyanın her yerine yayabilmektir.
İNSAN HAKLARI DÜŞÜNCESİNİN GELİŞMESİ İnsan Hakları Düşüncesinin Ortaya Çıkışı İlk insanlar, günümüzde olduğu gibi toplu halde değil, dağınık olarak yaşıyorlardı. Yaşamları, hem doğa şartlarıyla, hem de birbirleriyle mücadele ederek geçiyordu. Güçlü olan,zorla başkalarının elinde olanı alabiliyordu. Karşılaşılan güçlükler, insanlar arasında dayanışmayı ortaya çıkardı. Böylece insanlar, ilk kez küçük gruplar haline yaşamaya başladılar. Zamanla ortaya çıkan haksızlıklar ve çatışmaların önlenebilmesi amacıyla insanlar aralarında örgütlenmeye başladılar. Sonuçta, devlet dediğimiz birlik ortaya çıktı. İlk devletlerde herkes eşit haklara sahip değildi. Toplum, sınıflara ayrılmıştı. Kral ve ailesi, soylular, din adamları geniş haklara sahipken, halkın hakları ise sınırlıydı. Bu durum, Yeni Çağ'a kadar bu şekilde devam etmiştir. Kurulan ilk devletlerde insanları haklara eşit sahip olmaması, beraberinde mücadeleyi de getirmiştir. Yüzyıllarca süren bu mücadele, ilk olarak İngiltere'de başarıya ulaşmış ve ilk kez kralın etkileri sınırlanmıştır.(1215 / Magna Carta Özgürlük Bildirgesi).
Yeni Çağ'da İnsan Hakları Düşüncesinin Gelişimi İnsan hakları düşüncesinin gelişiminde ilk ciddi başarılara 17. ve 18. yüzyıllarda ulaşılmıştır. O dönemde bu düşünceye en büyük katkıyı "doğal hukuk" düşüncesi diye bilinen akım sağlamıştır. Doğal hukukçulara göre; "insanın doğuştan kazandığı haklar ve özgürlükler vardı. Bunlar sınırlanamaz, engellenemez, baskı altında tutulamazdı. "Doğal Hukuk Akımı'nın en önemli temsilcileri, T.Hobs ve J.J.Russo'dur.
Tarihsel süreçte, insan hakları düşüncesi adım adım geliştirilmiştir. Bu gelişmeler özetle şu şekildedir: *1689 İngiltere Haklar Bildirgesi *1776 Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi *1789 Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Beyannamesi Bunlardan sonuncusu olan Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Beyannamesi, diğer ikisine göre daha geniş kapsamlıdır. Sadece Fransızlar için değil, herkes için geçerli hakları ilan etmiştir.
Bu haklardan en önemlileri şunlardır; *Bütün insanlar özgür doğar ve eşit haklara sahiptir. *Devlet, temel hakları ve özgürlükleri korumak zorundadır. *Kanunlar önünde tüm insanlar eşittir.
Yeni Çağ'ın sonlarına doğru, yaşama hakkı, özel yaşamın gizliliği, sağlık hakkı, eğitim hakkı, düşünce, kanaat ve ifade özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü gibi "birinci kuşak haklar" da denilen hak ve özgürlükler belirlenmiştir.
20.Yüzyılda İnsan Hakları Düşüncesindeki Gelişmeler İnsan hakları mücadelesi, yüzyıllar boyu sürmüş olsa da bu hakların uluslar arası alanda kabul görmesi oldukça yenidir. II.Dünya Savaşı'ndan sonra insan hakları, ülkelerin kendi iç sorunları olmaktan çıkarılmıştır. 1945 yılında, Birleşmiş Milletler Antlaşması imzalanmıştır. Devletler, insanlığa ve insan haklarına karşı yapılan saldırları uluslar arası düzeyde önleme çabasına girmişlerdir. Buna bağlı olarak 10 Aralık 1948'de İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (İHEB) imzalanmıştır.Bu bildirgede; *Yaşama Hakkı, *Kişi Güvenliği, *İşkence ve kölelik yasağı, *Haksız tutuklamaların önlenmesi, *Herkesin ülkesindeki yönetime katılması, *Yasalar önünde eşitlik, *Konut dokunulmazlığı, *Özel yaşamın gizliliği, *Din ve vicdan özgürlüğü gibi konular yer almıştır. Bu hakların tamamından tüm ülkelerde yaşayan insanların yararlanması ilkesi benimsenmiştir. Kişilerin insanca yaşaması için, ekonomik ve sosyal baskılardan kurtulmaları gerektiği vurgulanmıştır.
İHEB, fazlaca bağlayıcılığı olmayan bir bildirgeydi. Yıllar sonra "Kişisel ve Siyasal Haklara İlişkin Uluslar Arası Sözleşme" ile "Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslar Arası Sözleşme" de uluslarca imzalandı. 1976 yılında 35 ülkenin imzalamasıyla İHEB, hem bağlayıcı hem de yükümlülük getiren bir içerik kazanmış oldu. Türkiye de 10 Mart 1954'te sözleşmeyi imzalayarak bu yükümlülüğü üstlenmiştir. Günümüzde, insan haklarıyla ilgili çalışmalar daha da hızlanmıştır. Çünkü, demokratik yönetimlerin temelinde insan haklarının korunması vardır. Gelişen bilim ve teknoloji yeni insan haklarını ortaya çıkarmıştır. Bunlar:Çevre hakkı, barış hakkı, gelişme ve ilerleme hakkı, insanlığın ortak mirasını koruma hakkı gibi haklardır.
Hz. Muhammed, 610 yılında 40 yaşındayken peygamberlikle görevlendirilmiş ve İslam dinini yaymaya başlamıştır.
Mekke’den Medine’ye Hicret (622)
Hicretin Nedenleri
Mekkelilerin Müslümanlara karşı baskılarını artırmaları ve İslâmiyet’in Mekke’de yaşanamaz hale gelmesi
Hz. Peygamberin İslâmiyet’i değişik yerlere yaymak istemesi
Hicretin Sonuçları
Medine’de İslâm site devleti kurulmuştur.
Muhacirlerle Ensar kardeş ilan edilmiştir. Böylece Müslümanlar arasında sosyal dayanışma artmıştır.
Müslümanların Medine’ye yerleşmeleri Mekkelilerin kullandığı Şam ticaret yolunu tehlikeye sokmuştur.
Müslümanlarla Yahudiler arasında savunma ittifakı kurulmuştur. Bu vatandaşlık antlaşması İslâm tarihinin ilk anayasası kabul edilmiştir.
Müslümanlar Mekkelilerin işkence ve baskılarından kurtulmuştur.
İslâmiyet Medine’de daha hızlı bir yayılma göstermiş, kısa zamanda
Müslümanlar büyük bir siyasal güç haline gelmişlerdir.
Bedir Savaşı (624)
Medine’ye hicret eden Müslümanların Mekke’deki mallarının yağmalanıp Şam’da satılması üzerine Hz. Muhammed buna bir misilleme olarak Şam’dan dönen kervanın Medine yakınlarında yolunu kesmek istemiştir. Bu gelişme üzerine Mekkelilerle Müslümanlar arasında Bedir Savaşı yapılmıştır.
Bedir Savaşı’yla;
Müslümanlar siyasi ve dini yönden daha güçlü hale gelmiştir.
Hz. Muhammed’e olan güven artmıştır.
İslâm hukukunun temelleri atılmış, elde edilen ganimetler paylaştırılmıştır.
Şam ticaret yolları Müslümanların kontrolüne geçmiştir.
Uhud Savaşı (625)
Bedir Savaşı’nda mağlup olan Mekkeliler, bu yenilginin acısını çıkarmak için Medine üzerine yürüdüler. Uhud dağı eteklerinde yapılan savaşı Müslümanlar kaybettiler.
Bu olay en çok Yahudileri sevindirmişti. Hz. Muhammed Uhud Savaşı sırasında önceden yapılan anlaşmaya uymayan Yahudileri şehir dışına sürgün etmiştir.
Hendek Savaşı (627)
Yahudilerin maddi destek vererek Mekkelileri kışkırtması ve Mekkelilerin Müslümanların gelişmesini engellemek istemeleri Hendek Savaşı’na neden olmuştur.
Hendek Savaşı’nın Sonucunda;
Müslümanların kuvvetlerinin arttığı ve mağlup edilemiyeceği Kureyşliler tarafından anlaşılmıştır.
Kureyş’in mağlup olmasıyla etraftaki kabileler arasında İslâmiyet’in yayılması hızlanmıştır.
Yahudiler Medine’den çıkarılarak içeriden gelebilecek tehlikeler önlenmiş, böylece Medine tamamen Müslümanların denetimine geçmiştir.
Hendek Savaşı Müslümanların son savunma savaşı oldu. Bu savaştan sonra Mekkeliler savunmaya çekilmiştir.
Hudeybiye Antlaşması (628)
Medine’ye hicret eden Müslümanlar Mekke’ye gidip Kabe’yi ve akrabalarını ziyaret etmek istediler. Mekkeliler Hz. Muhammed’in önderlik yaptığı bu grubu Mekke’ye sokmadılar. İki taraf arasındaki görüşmeler sonucunda antlaşma imzalanmıştır.
Hudeybiye Barışı’yla;
Müslümanların siyasi bir varlık olarak imzaladıkları ilk antlaşmadır. Böylece Mekkeliler Müslümanları hukuken tanımıştır.
Müslümanlarla Mekkeliler arasında kaynaşma olmuş, İslâmiyet Mekkeliler ve etrafındaki kabileler arasında yayılmıştır.
Taraflar arasında sert davranışlar yumuşamış, buna paralel olarak ticaret faaliyetleri artmıştır.
Hayber’in Fethi (629)
Mekke’den gelecek saldırı tehlikesini önleyen Hz. Muhammed, Hendek Savaşı’nın yapılmasında önemli rol oynayan Yahudilerin oturduğu Hayber’i fethetti. Yahudilerin vergi ödemeleri şartıyla burada yaşamalarına izin verildi. Böylece Şam ticaret yollarının güvenliği sağlanmıştır.
Mute Savaşı (629)
Arap olmayan uluslarla Müslümanların ilk mücadelesi Mute Savaşı’yla başlamıştır. Müslümanlar bu savaşta Bizans ordusuna karşı kesin bir başarı sağlayamamıştır. Bizans ile Müslümanlar arasında ilk savaş yapılmıştır.
Mekke’nin Fethi (630)
Hz.Muhammed, Hudeybiye Antlaşması’na uymayan Mekkeliler üzerine 10.000 kadar askerle sefere çıktı. Güçlenen ordu şehri kuşatmış, ciddi bir direnme görmeden Mekke’yi fethetmiştir. Mekke’nin fethinden sonra Müşriklerle Müslümanlar arasında Huneyn Savaşı yapılmış ve Taif kuşatılmıştır. Bizans Ordusu’na karşı yapılan Tebük seferi sırasında Gassani Arapları Müslümanlığı kabul ettiler. Tebük seferi Arap Yarımadası’nda siyasal birliğin önemli ölçüde kurulduğunu göstermektedir. Tebük Hz. Muhammed’in son seferi olmuştur.
Hz. Muhammed, Tebük Seferi’nden Medine’ye döndükten bir yıl sonra hac yapmak amacıyla Mekke’ye gitmiştir.
Veda Haccı’ndan sonra Hz. Peygamber rahatsızlanarak 8 Haziran 632’de 63 yaşındayken vefat etmiştir.
Dört Halife Devri (632 - 661)
Hz. Muhammed, vefatı sırasında fertlerin seçme haklarına saygılı davranmak amacıyla yerine kimseyi tayin etmemiştir. Müslümanlar Kureyş’in ileri gelenlerinden Hz. Ebubekir halife seçtiler. Dört Halife Devri’nde Halifeler seçimle belirlendiği için bu döneme “Cumhuriyet” denilmiştir.
1. Hz. Ebubekir Dönemi (632 - 634)
İç Olaylar
Hz. Muhammed’in vefatından sonra zekat vermeyen ve dinden dönenlerle mücadele edilerek düzen sağlanmıştır.
Yalancı peygamberler ortadan kaldırılmıştır.
Kur’an-ı Kerim ayetleri toplanarak bir kitap haline getirilmiştir.
Kuran-ı Kerim’in kitap haline getirilmesinde;
Hz. Muhammed’in vefat etmesi
Yalancı peygamberlerin ortaya çıkması
Hafızların savaşlarda şehit olmaları
Ayetlerle hadislerin birbirine karışmasının önlenmek istenmesi
Kuran ayetleri arasına rivayetlerin girmesinin önlenmek istenmesi
Kuran’ın yazılı olduğu malzemenin (deri, taş, ağaç gibi) korunmasındaki zorluklar
etkili olmuştur.
Dış Olaylar
Hz. Muhammed’in hazırladığı ordu Hz. Ebubekir tarafından Suriye’ye gönderilmiştir. Bu seferle Arap Yarımadası dışında ilk fetihler başlamıştır.
2. Hz. Ömer Dönemi (634 - 644)
Siyasal Gelişmeler
Suriye, Filistin, İran, Irak, Mısır, Azerbaycan fethedilmiştir.
İslâm kültürü ilk kez bu dönemde farklı kültürlerle karşılaşmıştır. Bizans ve Sasani kültürleri İslâm kültürünü olumlu yönde etkilemiştir.
Teşkilatlanma Alanındaki Gelişmeler
Hz. Ömer zamanında toprakların genişlemesiyle yeni düzenlemelere gidilmiştir:
Hicretin 20. yılında daha çok mali problemleri çözümlemek için ilk divan örgütü kurulmuştur.
Vilayetlere gönderilen valilerin yanına adalet işlerinden sorumlu kadılar gönderilmiştir.
Fetih edilen yerler ilk defa yönetim birimlerine ayrıldı. Böylece ülke büyük illere bölünmüştür.
İlk defa Hz. Ömer döneminde stratejik önemi olan yerlere daimi ordugahlar (cündler) kurulmuştur. Bu ordugahlar yapılan fetihlerde önemli rol oynamıştır. İkta sistemi, ilk defa bu dönemde uygulanmıştır.
3. Hz. Osman Dönemi (644 - 656)
İran’ın fethi tamamlanmış, Trablusgarp ve Tunus fethedilmiştir. Kafkaslara giren İslam Orduları Hazarlara yenilerek Kafkasların güneyine çekilmiştir.
Şam’ da ilk kez donanma kurulmuş, Kıbrıs bu donanmanın seferleri sonucunda vergiye bağlanmış, Rodos fethedilmiştir.
Kur’an–ı Kerim’in Çoğaltılması
Dört Halife döneminde sınırların genişlemesine paralel olarak değişik uluslar İslâmiyet’i benimsemişti. Farklı dil ve şiveleri kullanan toplumlarda Kur’an–ı Kerim’in değişik okuma şekilleri ortaya çıktı. Bu durumu önlemek amacıyla Hz. Osman döneminde bir heyet kurularak Kur’an çoğaltılmıştır (651).
İç Karışıklıkların Başlaması
Hz. Osman döneminde;
Önemli görevlere Emevi ailesinden kişilerin getirilmesi
Yahudi asıllı Abdullah b. Sebe’nin ve İslâmiyet’i kabul etmiş gibi görünüp gerçekte benimsemeyen (münafık) kişilerin çalışmaları
Ganimet gelirlerinin azalması ve orduda memnuniyetsizlikler isyanları başlatmıştır.
Hz. Osman döneminde yaşanan bu olaylar sonucunda;
İslâm dünyasında ilk defa anarşi faaliyetleri başlamıştır.
İslâm dünyasında başlayan görüş ayrılıkları; karışıklıklara ve fetihlerin durmasına neden olmuştur.
4. Hz. Ali Dönemi (656 - 661)
Hz. Ali’nin halife seçilmesinden kısa bir süre sonra, Hz. Osman’ın katillerinin bulunmasında yavaş davranıldığını söyleyen Hz. Muaviye ve Hz. Aişe, Hz. Ali’nin halifeliğini tanımadılar. Bu nedenle Hz. Aişe’nin önderliğindeki Mekke grubu ile Hz. Ali grubu arasında Cemel Savaşı yapılmıştır (656). Müslümanlar arasında yapılan bu ilk savaşı Hz. Ali kazanmış ve İslâm dünyasında herhangi bir ayrılık olmamıştır.
Hz. Muaviye’nin başını çektiği Şam grubu ile Hz. Ali grubu arasında Sıffin Savaşı yapılmıştır (657). Hakem Olayı’ndan sonra Müslümanlar, siyasal gruba ayrılmıştır.
Hariciler; 661’de sadece Hz. Ali’yi şehit etmişlerdir. Dört Halife dönemi bitmiş, Emeviler dönemi başlamıştır.
Emeviler Devleti (661 - 750)
Muaviye Dönemi (661 - 680)
Muaviye dönemde, iç düzen yeniden sağlamlaştırıldıktan sonra fetihler yeniden başlatılmıştır. Doğu’da Maveraünnehir’e girilmiş, İstanbul iki kez Müslümanlar tarafından kuşatılmış, fakat başarı sağlanamamıştır.
Muaviye döneminin en önemli olaylarından birisi de kendisi ölmeden oğlu Yezid’i veliaht ve halife ilan etmesidir. Böylece halifelik babadan oğula geçen “saltanat”a dönüşmüştür.
Yezid Dönemi (680 - 685)
Yezid döneminin en önemli gelişmesi Kerbela Olayı’dır. Hz. Peygamberin torunu Hz. Hüseyin, halifeliğin babadan oğula geçemeyeceğini ve seçim yapılması gerektiğini söyleyerek Kûfe’ye doğru yola çıktı. Fakat Yezid’in komutanı Ubeydullah, Hz. Hüseyin’i ve yanındakileri Kerbela’da durdurdu. Bir müddet sonra Hz. Hüseyin’i ve yanındakileri kılıçtan geçirdi (10 Muharrem 680).
Bu olay Müslümanların; Şiiler ve Sünniler şeklinde kesin olarak gruplara ayrılmasına neden olmuştur. Kerbela’da Hz. Peygamberin torununun şehid edilmesi İslâm dünyasında Emevilere karşı isyanların çıkmasına ve düşmanlığın artmasına neden olmuştur.
Abdülmelik Dönemi (685 - 705)
Arapçanın resmi dil olarak kabul edilmesi ve ilk İslâm parasının bastırılması Abdülmelik döneminde gerçekleştirilmiştir.
Velid Dönemi (705 - 715)
Tarık b. Ziyad komutasındaki İslâm orduları 711’de İspanya’nın fethine başlamıştır. Daha sonra buraya Endülüs ismi verilmiştir.
Müslümanlar 732’de Puvatya Savaşı’nda Franklara yenilinceye kadar ilerlediler. Puvatya Savaşı sonucunda Avrupa’daki son sınır Pirene dağları olarak kalmıştır.
Emevilerin Yıkılışında;
Arap milliyetçiliği yapmaları ve diğer milletlere değer vermemeleri
Fetih hareketlerinin durması
Emevilerin Hz. Muhammed’in soyundan gelenlere iyi davranmamaları
Arap kabileleri arasındaki rekabetin savaşlara dönüşmesi
Emeviler Devleti, Horasan valisi Ebu Müslim Horasani’nin isyanı ve Emevi halifesi Mervan’ın öldürülmesiyle sona ermesi
gibi nedenler etkili olmuştur.
Abbasiler Devleti (750 - 1258)
751’de Talas Savaşı yapılmıştır. Bu savaşta Türklerin Karluk, Yağma ve Çiğil boyları Abbasilere yardım etmiş, savaştan sonra da İslâmiyet’i kabul etmişlerdir.
Halife Mansur döneminde ilk kez eski Yunan ve Hellenistik medeniyetine ait eserler tercüme edilmeye başlanmıştır.
Abbasilerin en parlak dönemi Harun Reşid’in halifeliği sırasında yaşanmıştır. Bu dönemde halkın yaşam standartı yükselmiş, kültür ve mimari alanda çalışmalar yapılmıştır.
Harun Reşid döneminde Bizans sınırında “Avasım” eyaleti kuruldu. Anadolu’da Tarsus’tan doğu yönüne uzanan bir hat boyunca kurulan bu şehirlere Türkler yerleştirilmiştir.
Harun Reşid’in oğullarından Memun zamanında Türkler devlet kademelerinde ve orduda yer aldılar. Sadece Türkler için kurulan Samerra şehri kısa bir süre devletin yönetim merkezi olmuştur.
Abbasilerin Dağılması ve Yeni Devletlerin Kurulması
IX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Abbasi halifelerinin otoritesinin zayıflaması nedeniyle eyaletlerdeki askeri valiler (Emir’ül Ümera) bağımsızlıklarını ilan etmeye başlamışlardır. Böylece Abbasi sınırları giderek daralmıştır.
Abbasilerin Genel Özellikleri
Abbasiler Arap olmayan uluslara hoşgörüyle yaklaşmış ve İslâmiyet’in daha fazla yayılmasını sağlamışlardır.
Bu dönemde Emevilere göre bilim – kültür alanında daha çok gelişme gözlenmiştir.
Türkler ilk kez bu dönemde İslâmiyet’i kitleler halinde benimsemişlerdir.
Abbasilerin denizciliğe önem vermemeleri ticari ve askeri alanda gelişmelerini engellemiştir.
1. Cengiz Han ve Moğollar Cengiz Han, dağınık Moğol kabilelerini bir araya toplayarak 1196'da Karakurum başkent olmak üzere Moğol Devleti'ni kurdu. Cengiz Han önce Uygurlar ve Kırgızları kendisine bağladı. Ardından Çin'i ele geçirdi. Harzemşahlar Devleti'ne son verdi. 1227'de öldüğü sırada ülkesinin sınırları doğuda Çin denizinden batıda Kafkasya ve Karadeniz'in kuzeyine kadar uzanmaktaydı. Cengiz Han ölmeden önce ülkeyi dört oğlu arasında paylaştırmıştı. Bu nedenle devlet kısa sürede parçalandı. Yerinde Altın Orda (Karadeniz'in kuzeyi), Çağatay (Türkistan), İlhanlı (İran) ve Kubilay (Çin ve Moğolistan) hanlıkları kuruldu. Bu devletlerden Altın Orda, Çağatay ve İlhanlılar bir süre sonra İslamiyeti kabul edip Türkleşmişlerdir. Cengiz Han zamanında Moğol dili ve geleneklerinin geçerli olduğu Moğol Devleti bir süre sonra Türk geleneklerinin etkisinde kaldı. Moğolların önemli bir kısmı Türkleşti. Bunda nüfusun çoğunluğunu Türklerin oluşturması, Türk kültürünün Moğol kültüründen ileri olması etkili olmuştur. Moğollarda ülke han ve ailesinin malı sayılırdı. Hükümdara yönetimde kurultay denilen bir meclis yardımcı olurdu. Kurultaya boy beyleri, ileri gelen devlet adamları ve kabile başkanları katılırdı. Kurultayda gerekli hallerde tahta geçen kişinin hanlığı onaylanır, devletin iç ve dış sorunları görüşülerek karara bağlanırdı. Ordu son derece disiplinliydi. Ülke Cengiz yasalarına göre yönetilirdi. Ekonomi başlangıçta hayvancılığa dayalı iken zamanla tarım ve ticaret gelişti. Toplum han ailesi, askerler - beyler, halk ve köleler olmak üzere dört sınıfa ayrılırdı. Çağatay Hanlığı döneminde Türkçeye büyük önem verilmiştir. Bu dönemde yetişen Ali Şir Nevai Türkçenin gelişmesine önemli katkılarda bulunmuştur.
2. Altın Orda Devleti (1227 - 1502) Moğol Devleti parçalanınca Karadeniz'in kuzey ve doğusunda kuruldu. Kurucusu Batu Han başkenti Saray şehri idi. Berke Han zamanında İslâmiyeti kabul edip Türkleştiler. Altın Orda Devleti uzun süre Rusları güçlenip güneye inmesini engellemiştir. Timur’un saldırıları devletin parçalanmasına yol açmış; Kırım, Nogay, Kasım, Sibir ve Özbek hanlıkları gibi küçük hanlıklar kurulmuştur.
3. Timur Devleti (1369 - 1507) Aslen bir Türk beyi olan Timur, Çağatay Hanlığı’na son vererek Türkistan'da devletini kurdu. Altın Orda Devleti üzerine iki sefer yaparak bu devletin parçalanmasına yol açtı. Bu durum Rusların güçlenerek güneye inmesine ve Türk illerini ele geçirmesine neden oldu Timur 1402'de Ankara Savaşı'nda Osmanlı hükümdarı Yıldırım Bayezid’i de yenerek Osmanlıların dağılma tehlikesi geçirmesine neden oldu. Türkistan, İran, Azerbaycan, Afganistan ve Kuzey Hindistan'a hakim olan Timur Çin seferine çıktığı bir sırada öldü. Timur'dan sonra giderek zayıflayan devlet 1507'de Özbekler tarafından yıkıldı. Timurluların siyasi faaliyetleri Türk dünyasına büyük zararlar vermiştir. Bilim, sanat ve edebiyata ise büyük önem verilmiştir. Timur Devleti'nde Moğol devlet anlayışı egemen olmuştur. Ordu son derece güçlü ve disiplinliydi. Fillerin de yer aldığı ordunun tamamına yakını atlı askerlerden oluşturulmuştur.
4. Babür Devleti (1526 - 1858) Timur'un torunlarından Babür Şah tarafından Kuzey Hindistan ve Afganistan'da kurulmuştur. Bir edip, şair ve tarihçi olan Babür siyasi faaliyetlerinin yer aldığı Babürname adlı eserini yazmıştır. Şah Cihan ve Ekber Şah zamanında en parlak dönemini yaşayan Babürler, Hindistan'da siyasi birliği sağlamışlar, burada Türk ve İslam kültürünün yerleşmesini sağlamışlardır. Şah Cihan'ın karısı için Ağra'da yaptırdığı Tac Mahal adlı türbe dünyanın sayılı mimari eserleri arasında yer almaktadır. Babür Devleti'ne İngilizler tarafından son verilmiştir.
5. Akkoyunlular (1403 - 1502) Kara Yülük Osman Bey tarafından Doğu Anadolu'da kurulmuş bir Türk devletidir. Uzun Hasan zamanında en parlak dönemini yaşayan Akkoyunlular Karakoyunlu Devleti’ni yıkmışlar, Doğu Anadolu, Irak, İran ve Azerbaycan'a hakim olmuşlardır. Uzun Hasan elde ettiği başarılara güvenerek Osmanlılara da cephe almış, Anadolu Türk beyliklerini savunmaya kalkmıştır. Bu nedenle Fatih'le Otlukbeli Savaşı’nda karşılaşmış, ancak yenilmiştir (1473). Bu savaştan sonra giderek zayıflayan Akkoyunlu Devleti 1502'de Şah İsmail tarafından yıkılmıştır. Akkoyunlular devlet yönetimi ve askerlik gibi konularda Timurlulardan etkilenmişlerdir.
6. Karakoyunlular (1365 - 1469) Bayram Hoca tarafından Doğu Anadolu ve Kuzey Irak'ta kurulmuş bir Türk devletidir. Kara Yusuf zamanında en parlak dönemini yaşayan Karakoyunlular Timur'la mücadele etmişler, ancak yenilmişlerdir. Timur'un önünden kaçan Kara Yusuf önce Osmanlılara daha sonra da Memlûklere sığınmıştır. Timur’un çekilmesinden sonra yeniden toparlanan Karakoyunlu Devleti'ne Akkoyunlu hükümdara Uzun Hasan son vermiştir.
A. DEVLET VE MEMLEKET YÖNETİMİ 1. Merkez Yönetimi Osmanlı Devleti kuruluşundan itibaren merkeziyetçi ve mutlak bir idare ile yönetilmekteydi. 1876'da ise Kanuni Esasi (anayasa) hazırlanıp meşrutiyet yönetimine geçilmiştir. Halk kısmen yönetime katılma hakkını elde etmiştir. Osmanlı Devleti'nde egemenlik hakkı emirleri kanun sayılan hükümdara aitti. Hükümdarlar ülkeyi keyfi bir şekilde değil; kanunlara, töreye ve İslami kurallara göre yönetirler, önemli devlet adamlarına da danışırlardı. Ancak son söz yine padişaha aitti. Hükümdarlar bey, gazi, hünkar, sultan, han, padişah gibi unvanlar kullanırlardı. Para bastırmak, hutbe okutmak hükümdarlık alametleriydi. Hükümdarlar başkentte otururlardı. Ülkeyi yönetmek, orduya komuta etmek, savaş ve barışa karar vermek, önemli devlet adamlarını atamak, gerektiğinde Divanıhümayun toplantılarına başkanlık etmek hükümdarın görevleri arasındaydı. Hükümdarlık hakkı hanedana mensup bütün şehzadelere tanınmıştı. Ancak genelde babadan oğula geçerdi. Bu nedenle şehzadelerin yetişmesine önem verilirdi. Şehzade ya da çelebi denilen padişah çocukları lala denilen deneyimli hocalar gözetiminde küçük yaşta sancaklara vali olarak atanırlardı. Böylece hükümdar adaylarının yönetimde tecrübe kazanması, halkı ve devlet kurumlarını tanıması sağlanırdı. I. Ahmet döneminde bu durum kaldırıldı. Yine I. Ahmet döneminde akıllı olmak şartıyla en yaşlı şehzadenin hükümdar olması kural haline geldi. Bununla taht kavgalarının ve şehzadelerin öldürülmesinin engellenmesi amaçlandı. Ancak bu durum şehzadelerin yönetim deneyimi kazanma imkanını ortadan kaldırdı. Divanıhümayun: Osmanlı Devleti'nde yönetim, askerlik, maliye adalet gibi önemli konular Divanıhümayun adı verilen bir kurulda görüşülürdü. Orhan Bey zamanında oluşturulan Divanıhümayun toplantılarına başlangıçta padişahlar başkanlık ederlerdi. Fatih zamanında Divan toplantılarının başkanlığı veziriazamlara bırakıldı. Divanıhümayun yaptığı işler bakımından bugünkü Bakanlar Kurulu'na benzerdi. Yalnız aldığı kararlar padişah tarafından onaylanırsa yürürlüğe girdiğinden bir danışma meclisi özelliği gösterirdi. Ayrıca Divanıhümayun önemli davalara da baktığından yüksek yargı organı gibi de çalışırdı. Divanıhümayun toplantılarına veziriazam, vezirler, kazasker, defterdar ve nişancı katılırdı. Gerekli durumlarda kaptanıderya ve şeyhülislam da toplantılara katılırdı. Veziriazam (Sadrazam): Padişahın vekili sayılırdı. Önemli devlet adamlarını atamak ya da görevden almak, padişah katılmadığı zamanlarda orduya komuta etmek, Divanıhümayun toplantılarını yönetmek başlıca görevleriydi. Vezirler: Bilgili ve yetenekli devlet adamları arasından seçilirler, veziriazamın verdiği görevleri yaparlardı. Bugünkü devlet bakanlarına benzerdi. Kazaskerler: Divanda büyük davalara ve askeri davalara bakarlar, kadı ve müderrislerin (medrese hocaları) atama ve görevden alma işlerini yaparlardı. Bugünkü Milli Eğitim ve Adalet Bakanlığı’nın görevlerini yaparlardı. Defterdarlar: Devletin bütün gelir ve giderlerinden sorumluydular. Bugünkü Maliye Bakanı’nın görevlerini yapardı. Nişancı: Kanunları iyi bilir, gerektiği zamanlarda Divanda açıklamalarda bulunurdu. Padişah fermanlarına ve mektuplara padişahın tuğrasını (imzasını) çekerdi. Ayrıca fethedilen toprakları tapu defterlerine kaydeder, dirliklerin dağıtımını yapardı. Şeyhülislam: Divanıhümayun’da alınan kararların İslamiyet'e uygun olup olmadığına dair fetva verirdi. Kaptanıderya: Donanma komutanıydı. İstanbul'da olduğu zamanlarda Divan toplantılarına katılır, donanma ve tersaneler hakkında bilgi verirdi. 19. yüzyılda II. Mahmut tarafından Divanıhümayun kaldırıldı. Yerine bugünkü anlamda bakanlıklar diyebileceğimiz nazırlıklar kuruldu. Bunlara danışmanlık yapmak üzere adli, idari ve askeri danışma meclisleri oluşturuldu. I. Meşrutiyetin ilanıyla da Âyan ve Mebuslar Meclisi oluşturuldu.
2. Ülke (Taşra) Yönetimi Osmanlı Devleti'nde başkentin dışındaki yerlere taşra denirdi. Ülke beylerbeyilerin yönettiği eyaletlere ayrılmıştı. Ülke sınırları genişledikçe eyalet sayısı da artmıştır. Eyaletler idare bakımından üçe ayrılmıştı. Bunlar; Merkeze Bağlı Eyaletler: Anadolu ve Rumeli eyaletleri idi. Bu eyaletlerin başında beylerbeyi bulunurdu. Eyaletler sancakbeyi tarafından yönetilen sancaklara, sancaklar da kazalara ayrılmıştı. Kazalarda belediye ve adalet işlerine kadı, askerlik işlerine subaşılar bakardı. Kazalar da nahiye ve köylere ayrılmıştı. Özel Yönetimli Eyaletler: (Trablusgarp, Mısır, Tunus vb.) İmtiyazlı Eyaletler: (Kırım, Eflak, Boğdan, Erdel gibi) 19. yüzyılda eyalet yönetiminde değişiklikler oldu. II. Mahmut zamanında bugünkü il sistemine benzer bir yönetim kuruldu.
3. Toprak Yönetimi Devlete Ait Topraklar (Miri Arazi); Osmanlılarda fethedilen topraklar devletin malı sayılırdı. Bu topraklar tapu defterlerine kaydedilir, yıllık gelirine göre sınıflandırılırdı. Toprağı kullanma hakkı üzerinde yaşayan halka verilmişti. Halk bu toprağı istediği gibi ekip biçerdi. Toprağını iyi ekip biçmeyen ya da üst üste üç yıl boş bırakanlardan topraklar geri alınır, başkasına verilirdi. Böylece tarımda üretimin sürekliliği sağlanırdı. Devlete ait toprakların önemli bir kısmını dirlik toprakları oluştururdu. Bu topraklarda yaşayanlar devletin kiracısı olarak kabul edilirlerdi. Bu nedenlede topraktan elde ettikleri gelirin bir kısmını devletin gösterdiği kişilere vergi olarak verirlerdi. Bu kişiler asker ya da memur olabilirdi. Bunlar devletten maaş almazlar, elde ettikleri bu gelirle geçinirlerdi. Dirlikler yıllık gelirine göre has, zeamet ve tımar olarak üçe ayrılırdı. Has; veziriazam, vezirler, beylerbeyi gibi büyük devlet adamlarına verilirdi. Zeamet; kadı, subaşı gibi orta dereceli memur ve askerlere verilirdi. Tımar ise; savaşta yararlık gösteren askerlere ve bazı küçük devlet memurlarına verilirdi. Dirlik sahipleri topladıkları vergilerle hem kendi geçimlerini sağlarlar, hem de gelirlerine göre atlı asker beslerlerdi. Bunlara tımarlı askerler denirdi. Bu askerler barış zamanında asayiş ve güvenliği sağlar, üretimin sürekliliğini denetler, bir savaş zamanında da subaşı ve sancakbeylerinin komutasında sefere çıkarlardı. Devlete ait topraklardan sınır boylarındaki akıncılara verilenlere yurtluk, kale muhafızları ve tersane giderlerine ayrılanlara ocaklık denirdi. Geliri doğrudan hazineye aktarılan topraklara mukataa denirdi. Vakıf Toprakları: Bu toprakların gelirleri cami, medrese, kervansaray, aşevi, hastane gibi sosyal kurumların giderlerine harcanırdı. Bu topraklar satılamaz, miras bırakılamazdı. Devlet bu topraklardan vergi almazdı. Mülk Topraklar: Genelde padişah tarafından kişilere mülk olarak verilen topraklardı. Bu toprak sahipleri topraklarını istedikleri gibi kullanırlar, miras bırakabilirler, isterlerse satabilirlerdi. 18. yüzyılda tımar sistemi bozuldu. Bu durum ordu ve maliyeyi olumsuz yönde etkiledi. 1858'de çıkarılan arazi kanunnamesi ile uzun süre bir toprağı kullananlar toprağın sahibi sayıldı.
4. Maliye Osmanlı Devleti'nde maliyenin başında defterdar bulunuyordu. Osmanlı hazinesinin başlıca gelir kaynakları; Müslüman halktan alınan öşür vergisi ile Müslüman olmayan halktan alınan haraç ve cizye vergileri, Gümrük, maden, orman ve tuzla gelirleri, Savaşlarda elde edilen ganimetlerin beşte biri, Bağlı beyliklerden ve yabancı devletlerden alınan vergi ve hediyelerdir. 18. yüzyıldan itibaren savaş ganimetleri ile bağlı beyliklerin ödediği vergiler ortadan kalkmıştır. Ayrıca kapitülasyonlar nedeniyle gümrük gelirleri de azalmıştır. Osmanlılarda ilk parayı Osman Bey bastırmıştır. Fatih'e gelinceye kadar Osmanlı paraları gümüş akçe iken Fatih zamanında ilk kez altın para bastırılmıştır. 18. yüzyılda maliye bozulmuştur. Kaybedilen savaşlar, ödenen ağır savaş tazminatları, kapitülasyonlar ve Sanayi İnkılâbı bunda etkili olmuştur. Osmanlı Devleti ilk kez Kırım Savaşı sırasında Avrupalı devletlerden borç almıştır (1854). Ancak bir süre sonra alınan borçların faizleri bile ödenemez olmuş, Osmanlı maliyesi iflâs etmiştir. Avrupa devletleri, alacaklarını tahsil edebilmek için “Düyun-u Umumiye” adı verilen Genel Borçlar İdaresi'ni kurmuşlar (1881) Devletin önemli vergi gelirlerine el koymuşlardır.
5. Ordu ve Donanma Orhan Bey zamanında özellikle kuşatmalarının sürdürülebilmesi için Yaya ve Müsellem (atlı) adıyla ilk düzenli ordu kurulmuştur. l. Murat devrinde “kapıkulu ordusu” kuruldu. Osmanlı kara ordusu Yükselme Dönemi'nde dünyanın en güçlü ordusu durumundaydı. Bu dönemde kara ordusu; kapıkulu askerleri, eyalet askerleri ve yardımcı kuvvetler olmak üzere üç ana bölüme ayrılmıştır.
Kapıkulu Askerleri Bunlar doğrudan padişaha bağlı ve üç ayda bir maaş (ulufe) alan askerler olup ayrı bir kanunla özel olarak yetiştirilirlerdi. Barış zamanında İstanbul ve çevresinde oturur, buraların güvenliğini sağlarlardı. Savaş zamanında da ordunun merkezinde yer alırlardı. Kapıkulu askerleri Piyade (yaya) ve Süvari (atlı) olmak üzere ikiye ayrılırlardı.
Kapıkulu Piyadeleri: Acemi Oğlanlar, Yeniçeriler, Topçular, Humbaracılar Cebeciler ve Lağımcılardan oluşurdu. Kapıkulu Süvarileri: Bunların tamamı atlı olup savaş sırasında padişahı, hazineyi ve ordunun ağırlıklarını korurlardı altı bölükten oluşurdu. Eyalet Askerleri: Bunların başında Tımarlı askerler gelirdi. Bunlar merkeze bağlı eyaletlerde dirlik sahiplerinin besledikleri atlı askerlerdir. Bu sınıf tamamen Türklerden oluşup, kuruluş ve yükseliş devirlerinde Osmanlı ordusunun asıl askerî gücünü oluşturmuştur. Tımarlı sipahiler, barış zamanında bulundukları yerlerin güvenliklerini sağlar, savaş zamanında ise savaşa katılırlardı. Akıncılar: Sınır boylarında otururlardı. sınırları korumak, düşman topraklarına akınlar düzenlemek, orduya rehberlik etmek ve düşman hakkında istihbarat bilgileri toplamak başlıca görevleriydi.
Yardımcı Kuvvetler Kırım, Eflak, Erdel, Boğdan gibi Bağlı beylik ve eyalet askerlerinden oluşurdu.
Donanma Osmanlı Devleti'nde ilk denizcilik faaliyetleri Orhan Bey devrinde Karesi Beyliği'nin alınmasıyla başlamıştır. İlk Osmanlı tersanesi Yıldırım Bayezid devrinde Gelibolu'da kurulmuştur. Osmanlı denizciliği Fatih zamanında büyük gelişmeler göstermiş, Kanuni zamanında ise altın çağını yaşamıştır. Bu dönemde Osmanlı donanması tüm Avrupa donanmasıyla baş edebilecek güçte idi. Barbaros Hayreddin, Piri Reis, Burak Reis, Turgut Reis, Seydi Ali Reis, Kemal Reis Yükselme Dönemi'nin ünlü denizcileridir.
B. HUKUK SİSTEMİ - SOSYAL ve EKONOMİK HAYAT Hukuk Osmanlı Devleti kuruluşundan itibaren adalete büyük önem vermiştir. Din dil ırk ayırımı yapılmamış, herkes kanun önünde eşit sayılmıştır. 19. yüzyıla kadar kaynağı İslamiyet olan Şeri hukuk ile kaynağı Türk töresi olan Örfî hukuk kuralları uygulanmıştır. Osmanlılarda eyaletlerdeki davalara kadılar bakardı. Yüksek devlet görevlileri ile askeri davalara ise kazaskerler bakardı. Yargı tam anlamıyla bağımsızdı. Kadıların verdiği kararlardan memnun kalmayanların davalarına kazaskerler tarafından divanda bakılırdı. Müslüman olmayanların davaları (ceza davaları hariç) kendi din kurallarına göre kendi kilise veya havralarında çözümlenirdi. Fatih zamanında hukuk kuralları “Kanunname-i Âli Osman” adıyla yazılı hale getirilmiştir. Bu kanunlara Kanuni zamanında eklemeler yapılmıştır. 19. yy'da Avrupa hukuk kurallarına benzer yeni hukuk kuralları yapılmıştır. 1876'da ilk Türk anayasası olan Kanun-i Esasi hazırlanmıştır. Bütün bunların dışında azınlıklar için de ayrı hukuk kuralları yapılmıştır. Bu durum hukuk kargaşasına yol açmıştır.
Sosyal Hayat Osmanlı Devleti'nde halk siyasî bakımdan; yönetenler (askerîler) ve yönetilenler (reaya) olarak ikiye ayrılabilir. Dinî bakımdan; Müslümanlar ve Gayrimüslimler olarak (Hristiyan ve Musevî) ikiye ayrılırlar. Ekonomik faaliyetler bakımından ise; çiftçiler, esnaflar, tüccarlar ve göçebeler olarak dörde ayrılabilir. Osmanlı Devleti'nde sosyal açıdan tam bir özgürlük vardı. Müslüman olmayan halk kendi geleneklerine göre yaşardı. Ancak herkes devletin koyduğu kurallara uymak zorundaydı.
Ekonomik Hayat Osmanlılarda ekonominin temelini tarım, hayvancılık ve ticaret oluştururdu. Devlet bu alanlardaki gelişmeleri desteklerdi. Özellikle tarımın gelişmesine önem verilirdi. Tımar sistemi tarımın gelişmesine önemli bir katkı sağlamıştır. Osmanlılar ticarete de büyük önem vermiştir. Ticaretin gelişmesi için yollar üzerinde hanlar, kervansaraylar yapılarak hem tüccarların rahat etmesi amaçlanmış, hem de yolların güvenliği sağlanmıştır. Osmanlı Devleti'nde el işçiliği (zenaat) gelişmiştir. Denizli'nin dokumaları, Bilecik'in kadifeleri, Diyarbakır'ın ipekli kumaşları ünlü idi. Silah ve cephane Edirne'de imal edilirdi. 18. yy'da Sanayi İnkılabı'ndan sonra Avrupalı tüccarlar ürettikleri malları kapitülasyonların sağladığı imkanlardan yararlanarak Osmanlı pazarlarına satmaya başladılar. Bu durum Osmanlı sanayisini ve ekonomisini çökertmiştir.
C. EĞİTİM, ÖĞRETİM, BİLİM ve SANAT 1. Eğitim ve Öğretim Medreseler: Osmanlı Devleti'nde en önemli eğitim kurumlarıydı. İlk, orta ve yüksek öğreniminin verildiği kurumlardır. Buralarda ders veren hocalara “Müderris” denirdi. En önemli medreseler Fatih ve Süleymaniye Medreseleridir. İlk Osmanlı medresesi Orhan Bey zamanında İznik'te açılmıştır. Medreselerde hem Kur'an, hadis, fıkıh gibi dini ilimler, hem de matematik, astronomi, tıp, felsefe gibi pozitif bilimler okutulurdu
Enderun Mektebi: Devlet memuru yetiştiren bir tür saray okulu idi. Bunların dışında 18. yüzyıldan itibaren eğitim ve öğretimde önemli değişiklikler yapılmış, pek çok askeri, sivil ve teknik okul açılmıştır. 19. yüzyılda eğitim - öğretime verilen önem artmış, rüştiyeler (ortaokul), idadiler (lise) ve Darülfünun (üniversite) açılmıştır. Ayrıca azınlıklara ve yabancılara da okul açma izni verilmiştir. Ancak devlet eğitim kurumları üzerinde denetim kuramamış, bu durum eğitim karmaşasına yol açmıştır.
2. Bilim, Sanat, Mimari Bilim: Osmanlı padişahları, bilim adamları ve sanatçıları koruyup desteklemişlerdir. Kuruluş Devri'nde Suriye ve Mısır medreselerine öğrenci gönderilirken Yükseliş Dönemi'nde Türkistan, Mısır, Suriye ve İran'dan bilim adamı ve öğrenciler gelmiştir. Bunlar arasında en ünlüsü Fatih zamanında Türkistan'dan gelen, astronomi ve matematik bilgini Ali Kuşçu’dur. Piri Reis Denizcilik ve harita alnında eserler vermiştir. Evliya Çelebi ve Kâtip Çelebi seyahatname yazmışlardır. 17. yüzyıldan itibaren Osmanlılardaki bilimsel çalışmalar gerilemiştir.
Sanat ve Mimari: Osmanlılarda en çok gelişen sanat dalı mimari idi. Mimaride cami ve türbe gibi dini yapıların yanında, medrese, aşevi, hastahane, köprü, kervansaray, saray gibi eğitim, sağlık, askeri, ticari ve sosyal amaçlı yapılar da yapılmıştır. 18. ve 19. yüzyıllarda mimaride Avrupa'nın etkisi görülmüştür. Dolmabahçe Sarayı ile Yıldız Sarayı en önemlileridir. Osmanlılarda minyatür, çinicilik, hattatlık, oymacılık, nakkaşlık, ciltçilik de önemli sanat dalları arasında yerini almıştır. Resim ve heykelin İslamiyet'te yasak olması, bu alandaki gelişmeleri engellemiştir.
3. Yazı, Dil ve Edebiyat Osmanlılar Arap alfabesini kullanmışlardır. Resmi dil Türkçedir. Türkçeye, Arapça ve Farsça birçok kelimenin katılmasıyla Osmanlıca ortaya çıkmıştır. Osmanlılar edebiyata da önem vermiştir. Karacoğlan, Köroğlu, Dadaloğlu gibi halk ozanları yetişmiştir. Saray ve çevresinde yaygın olan Divan edebiyatının en önemli temsilcileri Nedim ve Fuzuli'dir. 19. yüzyılda Avrupa edebiyatı Osmanlı toplumunu da etkilemiştir. Bu dönemde Namık Kemal, Şinasi, Ziya Paşa gibi edebiyatçılar yetişmiştir.
1. Türklerin İslamiyeti Kabulleri Abbasiler zamanında Türk - Arap ilişkileri gelişti. Talas Savaşı’nda Çinlilere karşı birlikte savaşıldı. Abbasiler yönetim ve askerlik işlerinde Türklere görevler verdiler. Bu durum Türklerin İslamiyeti tanımalarını, bu dinin kendi inanç ve yaşayışlarına benzediğini görmelerini sağladı. Bunun sonunda topluca İslamiyeti kabul etmeye başladılar.
2. İlk Müslüman Türk Devletleri a. Karahanlılar Halkı ve yöneticileri Müslüman olan ilk Türk devletidir. Türkistan dolaylarında Bilge Kül Kadır Han tarafından kurulmuştur. Başkenti Balasagun'dur. Yusuf Kadir Han zamanında en parlak dönemini yaşayan devlet onun ölümünden sonra ikiye ayrıldı. Zayıflayan devlet önce Selçuklulara bağlandı. Doğu Karahanlılar, Karahitaylar Batı Karahanlılar ise 1212'de Harzemşahlar tarafından yıkıldı.
b. Gazneliler Kuzey Hindistan, Afganistan ve İran'ın doğusunda Alp Tigin tarafından kuruldu (963). Başkent Gazne devletin adı oldu. Gazneliler Sultan Mahmut zamanında Hindistan'a seferler yaparak burada İslamiyetin yayılmasını sağladılar. Sultan Mesut'un Dandanakan Savaşı'nda (1040) Selçuklulara yenilmesi Gaznelileri zayıflattı. 1087'de yıkıldı. Yıkılışlarında çok uluslu bir devlet olmaları da etkili oldu.
c. Büyük Selçuklular Oğuzların Kınık boyundan, Selçuk Bey’in torunları Tuğrul ve Çağrı beyler 1040'da Dandanakan Savaşı'nda Gaznelileri yenerek bağımsızlıklarını elde ettiler. Tuğrul Bey zamanında İran, Irak, Türkistan ele geçirildi. Bağdat'ta yaşayan Abbasi halifesi koruma altına alındı. Anadolu'ya ilk Türk akınları başladı. Pasinler Savaşı kazanıldı. Alp Arslan zamanında kazanılan Malazgirt zaferi Anadolu'nun Türk yurdu olmasını sağladı. Melikşah zamanında en parlak zamanını yaşayan devlet onun ölümüyle parçalandı (1092). Sultan Sancar devleti yeniden toparladı. Ancak 1141'de Karahitaylarla yapılan Katvan Savaşı’nın kaybedilmesi, atabeylerin bağımsızlıklarını ilan etmesi, taht kavgaları Oğuzların isyan etmesi devletin yıkılmasına neden oldu.
d. Eyyubiler Mısırda Selahaddin Eyyubi tarafından kurulmuştur. Yöneticiler ve askerler Türk, halkı Arap'tır. Haçlılarla mücadele ederek İslam dünyasını korumuşlardır.
e. Memlûkler Eyyubi Devleti’nin yerinde kurulmuştur. Yöneticiler ve ordu Türk'tür. Haçlılar ve Moğollarla mücadele ederek Türk ve İslam dünyasını korumuşlardır. Yavuz'un Mısır Seferi sonunda Osmanlılarca yıkılmıştır.
3. İlk Müslüman Türk Devletlerinde Kültür ve Medeniyet a. Devlet ve Ülke Yönetimi Müslüman Türk devletlerinde ülke, hükümdar ailesinin ortak malı sayılır ve hükümdar ailesi arasında paylaşılarak yönetilirdi. Hükümdarların Tanrı tarafından görevlendirildiğine inanılırdı. Ülke sorunları önemli devlet adamlarının katıldığı divanda görüşülürdü. Ülke eyaletlere ayrılırdı. Melikler atabey denilen hocalar gözetiminde eyaletlere yönetici olarak atanırdı. Adalet işlerine kadılar, askerlik işlerine subaşılar bakardı. Ordu, hazineden maaş alan Hassa askerleri ile ikta sistemi ile yetişen eyalet askerleri ve yardımcı kuvvetlerden oluşurdu. Topraklar devletin malı sayılır ve ikta sistemi ile yönetilirdi. Mülk ve vakıf topraklar da vardı.
b. Sosyal ve Ekonomik Hayat İlk Müslüman Türk devletlerinde şehirlerde yaşayan halk ticaret, zanaat ve esnaflık yapardı. Köylerde yaşayanlar tarım, göçebeler hayvancılıkla uğraşırdı. Şehir esnafı arasında dayanışmayı sağlayan loncalar vardı. Yöneticiler ticarete büyük önem vermişlerdir. Karahanlılar ve Selçuklular ticareti geliştirmek için kervansaraylar yaptırmışlardır.
c. Yazı Dil ve Edebiyat Karahanlılar Uygur alfabesini kullanmıştır. Türkçe resmi dil olmanın yanında bilim ve edebiyat dili olarak da kullanılmıştır. Bu durum Türkçe'nin gelişmesini ve yaygınlaşmasını sağlamıştır. Büyük Selçuklularda resmi dil, Farsça, bilim dili Arapça olduğundan Türkçe'nin ilerlemesi yavaşlamıştır.
d. Bilim, Sanat ve Mimari Yöneticiler bilim ve sanat adamlarını korumuş eğitim - öğretim için medreseler yaptırmışlardır. Semerkant ve Nizamiye Medreseleri dönemin en önemli eğitim - öğretim kurumlarıydı. Sanat alanında; resim ve heykel yasak olduğundan gelişmemiştir. Minyatür, hattatlık, oymacılık, kakmacılık, nakkaşlık gibi sanat dalları gelişmiştir. Mimari alanında ise büyük gelişmeler olmuştur. Birçok cami, medrese, kervansaray, türbe, kümbet, saray ve kale yapılmıştır.
Osmanlı Devleti'ni kuranlar Oğuzların Kayı boyundandır. Anadolu Selçukluları zamanında Anadolu'ya gelen Kayılar Ankara'nın batısında Karacadağ'a yerleştirilmişlerdir. Ertuğrul Gazi zamanında bir uç beyliği olan Kayılar, Bizanslılardan Söğüt ve Domaniç'i alarak yurt edinmişlerdir. Ertuğrul Gazi'den sonra yerine geçen Osman Bey Anadolu Selçukluları iyice zayıflayınca diğer Türk beyleri gibi bağımsızlığını ilan ederek Osmanlı Devleti'ni kurmuştur (1299).
1. Osman Bey Dönemi (1299 - 1324) Osman Bey kendisinden daha kuvvetli olan Anadolu beylikleri ile mücadele etmek yerine iyice zayıflamış olan Bizans'a karşı gaza ve cihat politikası takip ederek sınırlarını batı yönünde genişletmiştir. Osman Bey zamanında Karacahisar, Bilecik, Yarhisar, İnegöl alınmış, bir Bizans ordusu Koyunhisar Savaşı'nda yenilgiye uğratılmıştır. Bursa kuşatmasının devam ettiği bir sırada Osman Bey vefat etmiş, yerine Orhan Bey geçmiştir. • Anadolu'da siyasi birliğin olmaması, Anadolu beyliklerinin birbirleri ile mücadele halinde olması, • Bizans'ın iç ve dış baskılar nedeniyle iyice zayıflamış olması, • Balkanlarda kuvvetli bir devletin olmaması, irili ufaklı birçok Balkan devletçiği arasında sürekli çatışmaların olması, Katolik Macarlarla Venediklilerin Ortodoks Balkan uluslarına baskı yapması • Osmanlıların ele geçirdikleri yerlerde adil ve hoşgörülü bir yönetim sergilemeleri, buralardaki halkın din, dil ve kültürlerine karışmaması • Ele geçirilen yerlerdeki boş topraklara Türkmenleri yerleştirmeleri (iskan politikası) Osmanlı Devleti'nin kuruluş ve yükselişini kolaylaştırmıştır.
2. Orhan Bey Dönemi (1324- 1361) Orhan Bey zamanında önce Bursa alınarak başkent yapıldı (1326). Bizans ordusu Maltepe (Pelekanon) Savaşı’nda yenilgiye uğratıldı. İznik ve İzmit alınarak Bizans'ın Anadolu topraklarının tamamına yakını ele geçirildi. Orhan Bey Karesioğulları Beyliği’ndeki taht kavgalarından yararlanarak bu beyliği Osmanlı topraklarına kattı. Böylece Anadolu Türk birliğini sağlama yolunda ilk adım atıldı. Karesi beyleri Osmanlı yönetiminde görev aldı. Karesi donanması da Osmanlı donanmasının temellerini oluşturdu. Osmanlıların Rumeli'ye geçmesi kolaylaştı. Bizans imparatoru Kantakuzen taht kavgaları ile Sırp ve Bulgar saldırılarına karşı Orhan Bey’den sık sık yardım istedi. Bu yardımlara karşılık Gelibolu yarımadasında yer alan Çimpe Kalesini Osmanlılara verdi (1353). Böylece Osmanlılar Rumeli'de toprak sahibi oldular. Bir süre sonra da Çorlu'ya kadar olan yerler ele geçirildi. Buralara Anadolu'dan getirilen Türkmenler yerleştirildi.
3. I. Murat Dönemi (1361- 1389) Orhan Beyden sonra yerine oğlu I. Murat geçti. I. Murat Ahilerin eline geçen Ankara'yı geri aldı. Ardından Rumeli'deki fetihleri yeniden başlattı. 1363'te alındı. Edirne'yi aldı. Edirne Rumeli'de yapılacak fetihler için askeri üs haline getirilip başkent yapıldı. Osmanlıların Rumeli'deki ilerlemeleri Balkanlı ulusları ve papayı telaşlandırdı. Macarlar, Sırplar, Bosnalılar ve Eflaklılardan oluşan bir haçlı ordusu Edirne'yi kurtarmak ve Türkleri Balkanlardan atmak için harekete geçti. Bu ordu Osmanlı öncü kuvvetleri tarafından Sırp Sındığı Savaşı’nda yenilgiye uğratıldı (1464). Bu savaş Türklerin Balkanlara yerleşmesini kolaylaştırdı. Çoğunluğu Sırplardan oluşan bir başka Haçlı ordusu da Çirmen Savaşı’nda yenilgiye uğratıldı. Bulgarlar ve Sırplar Osmanlı Devleti'ne bağlandı. Balkan devletleri Osmanlıların ilerlemelerinden korku ve telaşa kapıldılar. Macarlar, Sırplar, Bosnalılar, Arnavutlar ve Bulgarlar aralarında anlaşarak kuvvetli bir ordu hazırladılar. I. Murat önce Bulgarları yendi. Ardından Haçlı ordusunu I. Kosova Savaşı'nda ağır bir yenilgiye uğrattı (1389). Zaferden sonra savaş alanını gezen I. Murat yaralı bir Sırp tarafından şehit edildi. I. Kosova Savaşı sonunda Balkanlarda Türklere karşı koyabilecek bir güç kalmadı. I. Murat Anadolu Türk birliğini sağlamak için de önemli çalışmalar yaptı. Bu konuda barışçı bir yol takip etti. Germiyanoğullarından Kütahya, Tavşanlı ve Simav çeyiz olarak alındı. Hamitoğullarından Isparta, Yalvaç ve Akşehir dolayları parayla satın alındı. Bu durum Karamanoğulları ile ilişkileri bozdu. I. Murat Karamanoğullarını Konya'da yendi. Böylece Anadolu'da Osmanlı üstünlüğü sağlandı.
4. Yıldırım Bayezid Dönemi (1389 - 1402) I. Murat'ın yerine oğlu Yıldırım Bayezid geçti. Yıldırım Bayezid önce Anadolu'ya geçerek Germiyanoğulları, Aydınoğulları, Saruhanoğulları, Menteşeoğulları, Hamitoğulları beyliklerine son verdi. Karamanoğulları ve Candaroğulları beyliklerini de kendisine bağladı. Kadı Burhaneddin’in ölümü üzerine Sivas ve dolayları da Osmanlılara bağlandı. Böylece Anadolu Türk birliği büyük ölçüde sağlanmış oldu. Yıldırım Bayezid İstanbul'u da kuşattı. Bu amaçla Anadolu Hisarı’nı yaptırdı. Çok zor durumda kalan Bizanslılar Avrupa ve papadan yardım istediler. Başta Macarlar olmak üzere İngiliz, Fransız, Alman, İtalyan ve diğer Avrupa ülkelerinin de katılmasıyla kuvvetli bir Haçlı ordusu oluşturuldu. Haçlılar Osmanlıları Balkanlardan kesin olarak atmak ve İstanbul'u kurtarmak için yola çıktılar. Bunun üzerine kuşatmayı kaldıran Yıldırım Haçlıları Niğbolu Savaşı'nda yendi. (1396). Böylece Osmanlıların Balkanlardaki durumu daha da kuvvetlendi.
Ankara Savaşı (1402) Niğbolu Savaşından sonra yıldırım Bayezid İstanbul'u yeniden kuşattı. Ancak bu kez de Çağatay Hanlığı’na son vererek Türkistan’da kuvvetli bir devlet kuran Timur tehlikesi ortaya çıktı. • Çin seferine çıkmak isteyen Timur'un batısında kuvvetli bir devlet bırakmak istememesi • Yıldırım Bayezid'in ortadan kaldırdığı Anadolu Türk beyliklerinin beylerinin Timur'a sığınarak onu Osmanlılara karşı kışkırtması • Timur’dan kaçan Ahmet Celayir ve Kara Yusuf'un Yıldırım Bayezid'e sığınıp onu Timur'a karşı kışkırtması • Timur'un, Yıldırım Bayezid'den kendisine bağlı olmasını, Ahmet Celayir ve Kara Yusuf'u kendisine vermesini, ayrıca Anadolu beyliklerinin de yeniden kurulmasını istemesi • Yıldırım Bayezid’in bu istekleri reddetmesi, bu konularda karşılıklı sert mektuplaşmalar Ankara Savaşı'na neden oldu. Ankara Ovası’nda yapılan savaşta Kara Tatarların ihaneti yüzünden Osmanlılar yenildi (1402) Yıldırım Bayezid esir düştü. Bir süre sonra da öldü.
Ankara Savaşı’nın Sonuçları • Bir süre Anadolu'da kalan Timur Anadolu Türk beyliklerinin yeniden kurulmasını sağladı. Osmanlı topraklarını da Yıldırım’ın oğulları arasında paylaştırdı. Böylece gerisinde kuvvetli bir devlet bırakmamaya çalıştı. • Yıldırım’ın oğulları arasında 11 yıl süren ve Fetret Devri olarak bilinen taht kavgaları yaşandı. Osmanlı Devleti dağılma tehlikesi geçirdi. • Osmanlıların Balkanlardaki ilerlemeleri durdu ve bazı topraklarını kaybetti. • İstanbul'un fethi gecikti. Bizans'ın ömrü uzadı. Bütün bunlara rağmen Osmanlıların Balkanlarda önemli bir kaybı olmadı. Bunda Osmanlıların adil ve hoşgörülü yönetiminden memnun olan Balkanlı ulusların isyan etmemeleri ile Niğbolu Savaşı’nın sonuçları etki oldu.
5. I. Mehmet (Çelebi) Dönemi (1413 - 1421) I. Mehmet kardeşleri ile yaptığı mücadeleyi kazanarak 1413'te tahta geçti. Devleti dağılmaktan kurtardı. Anadolu'da siyasi birliği yeniden sağlamaya çalıştı. Karamanoğullarını yendi. Venediklilerde ilk deniz savaşı yapıldı. Macaristan'a akınlar yaptırdı. Timur'un yanından kaçan Mustafa Çelebi isyanını bastırdı. Mustafa Çelebi Bizans'a sığındı. Osmanlı Devleti'nin ikinci kurucusu olan Çelebi Mehmet 1421’de öldü, yerine oğlu I. Murat geçti.
6. II. Murat Dönemi (1421 - 1451) II. Murat, Bizanslıların desteğiyle yeniden başlayan Mustafa Çelebi isyanını bastırdı. Ardından da İstanbul'u kuşattı. Ancak bu kez de kardeşi küçük Mustafa isyan edince kuşatmayı kaldırmak zorunda kaldı. II. Murat, Anadolu Türk birliğini yeniden sağlamaya çalıştı. Karamanoğulları ve Candaroğulları beylikleri dışındaki beylikleri ortadan kaldırdı. II. Murat, Anadolu harekâtından sonra Rumeli'ye yöneldi. Ankara Savaşı’ndan sonra Balkanlarda elden çıkan yerleri geri aldı. Bu durum Macarları telaşlandırdı. Bu sırada Macaristan'a akın yapan bir Türk birliği yenildi. Bu olay Macarların önderliğinde bir Haçlı ordusunun kurulmasına yol açtı. II. Murat Haçlılar karşısında başarılı olamadı ve barış istedi. Macarlarla Edirne-Segedin Antlaşması yapıldı (1444).
Buna göre; • Tuna nehri iki taraf arasında sınır olacak, • Bulgaristan Osmanlılara bağlı kalacak, Sırbistan bağımsız bir devlet olacak, • Eflak Macaristan'a bağlı olacak, ancak Osmanlılara vergi verecek, • Antlaşma on yıl süreyle yürürlükte kalacaktı. II. Murat antlaşmadan sonra tahtı oniki yaşındaki oğlu II. Mehmet'e bıraktı. Osmanlı Devleti'nin başına çocuk yaşta birinin geçmesi üzerine Macarlar antlaşmayı bozarak yeniden saldırıya geçtiler. Bunun üzerine devlet adamlarının da isteğiyle yeniden yönetimi ele alan II. Murat Haçlıları Varna'da ağır bir yenilgiye uğrattı (1444). Osmanlılar Balkanlardaki üstünlüğü yeniden sağladılar. Haçlılar Varna Savaşı'nın intikamını almak için 1448'de yeniden harekete geçtiler. Ancak bu kez de II. Kosova Savaşı’nda ağır bir yenilgiye uğradılar. Varna ve II. Kosova savaşları sonunda; • Osmanlılar Balkanlara kesin olarak yerleştiler. • Avrupalılar Osmanlılar karşısında tamamen savunmaya geçtiler. • Avrupalıların Türkleri Balkanlardan atma ümidi kalmadı. • Bizans'ın Avrupa'dan karadan yardım alma ümidi kalmadı. İstanbul'un fethi kolaylaştı.
sitemizde açık öğretim lisesi hakkında
bilgilere ulaşabilirsiniz açık ilköğretim ve açık öğretim fakültesi ders
notları sınav sonuçlarına ulaşabileceksiniz. Yeni eklenen bolümümüz olan Trafik
ve Ehliyet bölümünden ehliyet sınav sonuçlarına motorlu taşıtlar sınav
sorularını bulabilirsiniz.KPSS hakkında bilgilere Öss sınav sonuçlarına öss'de
çıkmış bütün soruları cevaplarına ulaşabilirsiniz.Orta öğretim Lise ve
Üniversiteye yeni giden öğrencilerin nerden burs alabileceklerini belirten bir
bölüm açtık. Açık öğretim kurumları halk eğitim merkezlerinden kayıt olabilyorsunuz ve bizde size yardımcı olmak için halk eğitim merkezlerinin
telefon ve adreslerinin olduğu bir bölüm açık Yazarlarımızı hakkında bilgilere
biyografilerine ulaşabileceksiniz.